Buradasınız

Hayal Dergisi 21

Birincil sekmeler

televarolus tarafından 7. Nisan 2007 - 3:38 tarihinde gönderildi
Çok iyi!
O kadar iyi değil!

Puanlar: -4

‘yukarı’ dedin

Hayal Dergisi'nin 21. sayısındaki ‘Şiir ve Görsellik’ dosyası adından da anlaşılacağı(!) üzere görsel şiiri merkezine alan yazılardan oluşmuyor.

Dosyanın ilk yazısı/çevirisi ‘Görsel ve Somut Şiir’ konu kavrama metni olarak bol örnekli ve yeterince yüzeysel.

[[Nilay Özer]], bütün duyulara dönük olabilen bir imaj terimiyle, genel tutum, şiirde görsellikten görsel şiire değinmeden açıklamaya çalışmış görselliğin konumunu. “Görsel, işitsel, koku[sal] dokunma[sal], …” diye çeşitleri olan imaj “aynı ya da benzer görsel imajları göz önüne getiren dizeler olduğu gibi okurun kişisel deneyimlerine göre değişik biçimlerde canlandırılacak imajlarla kurulmuş dizeler olabilir.” diye tanımlanan bir iletişim yöntemine yerleştirilmiş. Konu görsellik olunca anlamlandırma ya da alımlama değil de zihinde ‘canlandırma’ ile kurulan şair ve okur ilişkisinde, verili bir görüntünün tarif edilmesiyle görselliğin, kokunun tarifiyle kokusallığın iletinin amacına ulaşılabileceği düşünülüyor. Böyle bir iletişim ya da aktarım imkanı, kimliksiz/niteliksiz bir şeyin türlü işlemlerden geçerek (kimyasal da) karşı tarafa aynı şekilde ulaşabilmesi umudunu gösteriyor. Üstelik bilişsel süreçlerle ilgili kuantum fiziğinden örnek verebildiği halde.

Nilay Özer ayrıca, somut şiirde sözcüklerin birbiriyle kurduğu anlam ilişkilerinin (anlamsız ilişki ?) hayati olduğunu, eksikliğinde ise ortada kaldığını iddia ettiği grafiğin yazıyla/yazmakla ilgisi yok tabi ki(!) Eğlence ve politiklikte özel bir yeteneği var ama görsel/somut şiirin, yani işe yarıyor. “Dörtlük biçiminden ve klasik şiirin sentaks düzeninden yoksun’ olarak tanımladığı somut şiirin asıl onlardan ‘bağımsız’ olduğu da fark edilmemiş.

Özer’in kısıtlı bulduğunu iddia ettiği Türkiye’de görsel şiir kaynağı zinhar galeri olarak belirtilmiş. Galerinin kısıtlı olup olmadığını geçelim, hiç örnek olmasa da görsel şiire gelirken konu, bir sözcüğün basit gönderisine ‘benzer’ şekilde yazılma olanağından bahsedilebilirmiş. Zaten örnek arayışı olmayan bir yazının görsel şiir kaynaklarının kısıtlı olmasından şikayet etmesi yerine en azından zinhar görsel şiir kılavuzundakileri ‘iddia’ olarak ele alması bile Türkiye’de ‘olmayan’ görsel şiir için bir başlangıç olabilirdi belki.

***

“görselleşmeyen imgeleşemez”

Baki Ayhan T.’nin Şiir ve Görsellik ve İmge başlıklı yazısında imge sorunu Özer’in imajından daha öz durumda ama hala belirsiz. Şiirde temel hem de tek temel imge yüzünden şairi “sözcüklerin yan yana nasıl durduğunu merak etmeyen, şiiri önce yaşayıp (şiiri yaşayıp) sonra gerekeni yaratan” olarak tanımlamış. Baki Ayhan T. ‘nin yazısında imge ‘kendinde-imge’ tadına varıyor; şiiri, anlamı, okurun alımlamasını, yeniden üretimini belirliyor.

Bu yazıdaki imge, bir metindeki görmeyle ilgisi olmayan büyüklü küçüklü ve birbiriyle sıkı ilişkili anlambirim (ama en önemlisi, her şeyi) ve hem yazarın hem okurun zihnindeki görme temelli anlam -bunlar birbirine dönüşmekte hiç zorlanmıyorlar, varsayılan iletişim mekanizmasını merak ettirerek. Hem okurun zihnindeki, hem şiirdeki hem de okurun zihnindeki anlam imge ile karşılanır. Serkan Işın’ın tanımladığı “optik kalınlığı olmayan bakışın” şiirini yazmakla neticelenecek imge kurma önerilerinden edindiği deneyimlerin görsellikle yakından ilişkili olduğunu belirterek yaşantısal deneyim biricikliği ve imge biricikliği arasında eş-etkileşimin olduğu bir formül sunar, sorun nedir ki? Görsel şiir yok çünkü. Yazar görür yaşarken (en çok) görüntülerle ilgili deneyimleriyle birlikte bunu anlatıp okura gördürtür ve okur da görür kendi zihnindekini de katarak. Bu son kurduğum cümlenin ‘anlatıp’ kısmının başında da sonunda da sorun yok, ancak anlatma kısmındaki görsellik, görsel şiir rahatça yok sayılır.

***

Yaşar Bedri’nin Sözün Bittiği Yer adlı yazısı dosyanın görsel şiirden bahsedebilen tek yazısı, her ne kadar bu konudaki çekincelerinin çokluğu gözlemlense de. “yüzyıl sonra katılabildiğimiz” deneysel şiir tartışması için genel bilgiler verdiği yazısında görsel şiirin, ‘zihni muhatap almayan görme’den kaçınarak imkansızın istenebileceği bir alan olduğunu ifade etmiş. Hatta gündelik hayatımızın buluntu şiire sunduğu olanaklardan, geometrinin… ama hep belirgin olamayan bir ilke uyarınca; “avluda güvercinlere yem serper gibi hurufatı satha dağıtma”dan. Yazının sonunda Türkiye’de görsel şiirden hiç bahsetmediği halde ‘olası’ bir görsel şiir gelişmesi için yönelttiği soruları birilerinin bu işi zaten yaptığını ya da yaptığını iddia ettiğini kabul ettiğinde cevaplamaya çalışırız. Serkan Işın’ın bir işinin de yayınlanmış olması ancak şiirden hiç bahsedilmemesi, ‘haberim var ama tanımıyorum sizi’ anlamına geliyor sanki.

***

Naime Erlaçin, Sudaki Halkalar yazısında şiirde görselliği görsel çağdan ayrı tutabilmek için şiirdekini ‘iç görsel’ olarak adlandırmış. “özgürleşmenin sınırlarını alabildiğine zorlayan ‘görsel şiire’ dokunmadığını” vurguladığı halde şiire içkin görsellikten bahsetmesi dikkate değer. Şiiri yazılan bir metin, yapılan bir iş olarak görmesi; yazılı kültürdeki yerine, şiirin şairi yönlendirme olanağına fazla samimi olmadan değinmesi de diğer önemli noktaları, bu yazının.

ek: Dergideki Ömer Üner şiirindeki görsellik ve neredeyse her sayfada ve tam olarak bütün şiirlerin yakınlarında Ali Herischi'ye ait desenlerin bulunmasına da dikkat edilebilir.