Poetikhars'a hoşgeldiniz! Bu site Türkiye'de görsel şiir konusundaki güncel tartışmaların ve işlerin yayınlandığı tek web sitesidir. Site içeriğine katılmak, tartışmak, eleştirmek, iş üretmek gibi cesaretlere sahipseniz, üye olmanızı tavsiye ederiz!
Şebeke: Zinhar.post | Camera.Obscura | post-Türkiye | -luntu

görsel şiirde bir imkan olarak Tamga

Batılı araştırıcılar tarafından, kaya sanatı, görsel şiirin en eski atalarından biri olarak görülmektedir. Bu bağlamda, Şan Budistlerinin ve Taoist monk şiirleri, Çin dağlarına nakşedilmiş olarak bulunmuş ve Çin ideogramları bu kaya yazı-resimleri ile birlikte incelenmiştir. Keltik'teki objelerin üzerinde bulunan kaya sanatı motifleri de sembolik önyazıya evrildiği düşünülerek mercek altına alınmıştır. Mayaların ön-hiyeroglifleri de araştırılmış, Güney Afrika'daki Blombos Mağarası'ndaki 75.000 yıl öncesine dayanan buluntuların ise, yazılı, sembolik ögelerden oluşan dilin gelişimi için oldukça değerli olduğu öne sürülmüştür. Görsel şiirin köken araştırmalarının en uzun soluklu takipçisi, Karl Kempton da

YAZMAMAK VAR MIYDI HARBİDEN?

Can Bahadır Yüce

Bir, birinci tekil şahıs düşünün. Bu, birinci tekil şahıs sadece şu aşağıdaki fiileri kendisine iliştirebiliyor. Ya da kendisi olduğunu iddia ettiği şeyin eylemlerini, aşağıdaki fiillerle kanıtlayabiliyor, yani kendisini temsil etme yeteneğini böyle kullanıyor. dili ya da mişli geçmiş zamanın ezici bir üstünlüğü var aşağıdaki listede. Geniş zaman ve şimdiki zaman ise, kip olarak sadece birkaç noktada geçerli.

Bahsettiğimiz bu birinci tekiş şahıs hakkında daha fazla ne diyebiliriz? Kendisi hakkında verdiği malumatların, eylemlerle desteklenen ve önümüze serilen tipolojisi üzerinden düşündüğümüzde, nasıl biri konuşmaktadır karşımızda?

yeni seri: katranark'ı sunarken

Şikayetçi olduğumuz şeyler, durumlar var. Ama şikayet bizlere özgü olduğu için, yüzyıllar içinde şikayetlerin, dertlere, dertlerin de içi boş temrinlere dönüştüğü, o temrinlerin de uçuştuğu vakidir. Biz, o zaman sıkıntımızı ismen ve cismen ortaya koymayı seçmeliyiz.

Defalarca tekrar etmem gerekse de, yineleyeceğim. Bizim içinde yaşadığımız toplum ve onun dili, sözlü kültür'den yazılı kültür'e geçiş yaparken, birdenbire olmuştur herşey. Değişen alfabe ile birlikte, değişen dil, hem bugün faydalanamayacağımız yığınlar, yığıntılar bırakmıştır, hem de geri dönülemeyecek bilgilerin hiç biri tarafından güncelliğe, gündeme yani bugüne etkisi olamamaktadır.

Özge bir diyardan şen kahkahalar

Heidegger, Nietzsche’nin dağınık, serazat, parçalı, çok biçimli, ele geçmez fikriyatını “örmeye” çalışırken, Derrida Nietzsche’den “büyük ulumalar” devşirmeye çalışanların elini hep boş çıkararak kendi “söz”ünü durmadan “söken” bir fikriyatla yüzleştirir bizi. İlk anda biri birine karşıt gibi duran bu iki “yaklaşma”, daha yaklaşınca birbirini tamamlayan da olabilir. [Belki de “bütün”ün tutuklayan, kımıldatmayan sübjektif totalitesinden azade “kendi bütün”(ler) olabilir(ler).] Heidegger’in ifade ettiğinden yola çıkarsak “örülen” Nietzsche’nin zirvesi olarak “Batı metafiziğinin sonudur.”

Öte yaka’nın kıyısı

Neredeyiz? Bir kimsenin veya bir şeyin kendi doğru yeri neresidir? Verilecek cevabımız yok; yerimizi bilmiyoruz. Bilseydik değişmekten, gelişmekten söz etmezdik. Vazgeçişlerimiz olmazdı; peşine düşmüşlüklerimiz; inanç, bilim, makine… Yerinde-yurdunda olmayan, bir ağrı gibi boynumuza asılmış dünyanın neresinde oturacağız? Söylemin baştan çıkardığı retorik cambazı herkesin gayretini boşa çıkaracak bir kıyı var mıdır? Evet ve hayır. Cevaptan önce ve sonradır, burada giz’liden giz’liye ve sükut ederek konuşulur. İki türden ses çıkaran bir tür gizli göçmenler olarak. İsmi olmayan bu yerde, “artık bilinmeyen ve henüz konuşmadığımız dillerde”, bir ilkismin takma ismi olan kendi ismini çağırarak: Khora.