Üretimden Soyutlanan Şair

Birincil sekmeler

Terza rima, tanka, Villanelle, Sestina, Buluntu Şiir, Gazel, Haiku, Ağıt, Naat, Cento, Balad vb. derken elimizde şiir tarihinin kolektif bilincini oluşturan yüklü bir biçim haznesi var. Elbette şiir tarihimizin şimdi önümüze sürdüğü yerli olan ile insanlık dil yetisi tarihinin büyük hazinesi şiir üzerinde öyle çok farklı şekillerde endam etmemiş, bunu fark ediyoruz. Fark ediyoruz da ne olmakta, neye yaramakta? Şiir üretiminin, tıpkı diğer üretimler gibi metalaştığı günümüz ortamında, bu biçimlerin ya da türün kendisinin eleştirilmesinin gerekliliğini fark ediyor muyuz?

Her ne kadar sorunun kaynağında Şiir Tarihi diyebileceğimiz bir büyüklük olsa da, bu tarihin canlılığını sağlayan ve arazlarına rağmen , bir türlü gömmeye razı gelmediğimiz kavramlar yumağı ile de devam ettiğini görüyoruz Şiir hayatının. Aktüel Şiir hayatı ise uzun ve kabul edilmiş, üzerinde uzlaşılmış Şiir Tarihi'nin iz düşümü olarak talî ya da ikincil bir alan içinde korunaklı böylece..

Fakat bizim bu Tarihi, Şiir Tarihi dediğim gövdeyi, tüm boyutları ile ele almamız gerekmez mi? Özellikle günümüzde yaşadığımız finans-kapital ve üretim sorununun sonuçlarından biri olarak kağıt endüstrisinin ve bunun yayıncılığa etkisinin, Şiir Tarihi ile ilişkisi var mıdır? Kağıtta ve mürekkepte ve baskı makinalarında dışarıya bağımlı hale gelmiş bir topluluğun, bu noktaya gelene kadar yaptığı seçimleri sorgulamak şairlerin işi değil midir? Haddinden fazla kapitalistleşmiş yayıncılık sektörünün dağıtım ağından, tasarımcısına, reklamcısından, editörüne kadar kağıt ve üretim araçlarına olan bağımlılığının şair ve şiir üzerindeki etkisini düşünmek şaire düşmemekte midir?

Şiir Tarihi dediğim çok boyutlu gövde, kendisini gerçekleştirmek ve devam ettirmek için şaire mi kağıda mı ihtiyaç duymaktadır? Ya da ikisini bir şekilde bu üretim tarzından inşa mı etmektedir? Bugün şiir kitaplarına yüz çevirmiş görünen ve Şiir Tarihi'nin akışı içinde şair ve şiiri bir şekilde hizaya getirmeye çalışan yayıncılık endüstrisi yaptığı seçimlerle bugünün şiir ortamını nasıl değiştirmiştir? Şiir ortamı ya da şiirin yazılması, bütün bu üretim tarzından ötede bir yerde midir? Şair, tüm bu etkilerden nasıl bağımsız kalmaktadır?

Yoksa şairin, bir edebî şahsiyet olarak bu "üretim ilişkilerine" kafasını yormaması mı gerekmektedir? Ona bunu fısıldayan kimdir? Şairleri o yayıncılık camekanından uzaklaştıran nedir? Şairi mazot fiyatına kafa yormayacak kadar rahatlatan bilgi nedir ve şiirine nasıl sirayet etmektedir?

Şairin üretim süreçlerine dahil olmadığını, şairliğin bir meslek olmadığını, onun "ilham" ile iş gören bir Candide olduğunu kim söylüyor ise, bugün, mazot fiyatını ya da asgarî ücreti bilmeyen ya da bilmemekte ısrar eden şairi ve onun Şiir Tarihi'ne erginlenmesini sağlayan odur. Ekonomi-Politik dışına veya onun saçaklarına fırlatılan, Kapitalist Kent'in veri ambarlarında bir parodi ya da reklam parçasına dönen, her anlamda yenilmiş Şiir'den bahsediyoruz, evet.

Şiir, artık kıtlığa doğru aşırı üretilmiş boş sözün [ya da Güntan'ın deyimi ile Yılışık Söz] karşısında daha ne kadar kenara bırakılacak? Şair ne kadar süre, yapıtının tekilliği, Tarihi Başlatan Dil Yetisi ile ilişkisini göz ardı edecek. Matbu harflerin ve bunların zalimliğine ne zaman ses çıkaracak, işte o zaman Gösterge'nin Keyfiliği konusundaki o derin keşfi kendisine yardımcı bulacaktır da.

İnternet'in imkanını, sırf bu efsunlanma, ithal kağıt ve karton ile büyüyen bu iştah, Kapitalist iştah karşısında değerlendirmemiştir şair, bu imkana şimdi delice sarılması ise kaçırdığı balığın ne kadar büyük olduğunu itiraf edememesindendir. Büyük Türk Şiiri, Kapitalist üretim tüketim ilişkileri içinde nasıl bir "yayın ve yayınlama" modeli bulmuştur da, onu şiirinin ve şiir tarihinin özgün bir alameti farikası haline getirebilmiştir? Nasıl bir dağıtım sistemine sahiptir ki, büyük yüzdelerle çalışan lojistik karşısında bu kadar çaresiz kalmıştır? Nasıl bir kitap ve ölçü ve kağıt için mecrasını icra ederek bir bedii büyüklük inşa etmiştir? Devletin ve Dağıtımcının ve Rafların arasında şiir gerçekten, bu biçim ve içeriği kendisi mi icat etmiştir, yoksa Şiir Tarihi'nin Kapitalist yorumu ile buna boyun mu eğilmiştir. Bu sorulara cevap arayanlar için görsel şiir, tüm karanlık ve kirli hali ile önümüzdedir. Aklı yeten bir şairin, şu zamanda varabileceği en üst poetika, görsel şiir poetikası olacaktır. Nilgün Bodur'ların kitaplarının yanında, bir şiir kitabı ancak zımpara kağıdından basılmalı ve rafta ancak öyle durmalıdır.