YÜZYIL-SONU TÜRK ŞAİRİ

Birincil sekmeler

Yüzyıl-sonu Türk şairini bir kenara ayırmalıyız. Geçen yüzyılın -yani 20. yüzyıl- terimlerine ve söz dizimine o kadar batmış durumdayız ki, onun geçip gittiğini fark bile edemiyoruz. Daha 92 yıl daha içinde bulunacağımız bu yeni yüzyılı, ister kabul edelim, ister etmeyelim, bir öncekiden ayıran tonlarca farklı yönelim varken, bir şekilde o ayrımı henüz yapamadık.

1990 sonrasında şiirimizde birşeyler olduğu açık. Bu tam da 1990'lardan birkaç yıl ötede olmuş değil. Ağır ağır, çok derinlerden bir çıkış, bir farklılaşma başladı. Bunun "garip" olduğu açıktı, ama "Garip" ile özetlenebilecek birşey değildi. Biz, bu gelişmelere henüz isim verebilmiş değiliz. Ama yinelemek gerekiyor, biz 20. yüzyılın geçip gittiğini henüz idrak edebilmiş, yazılarımıza, eleştirilerimize filan katabilmiş değiliz.

Bu durumun nedenleri çeşitli olabilir, örneğin yaşadığımız toplum, siyasetinden, futboluna kadar geçen yüzyılın ve ondan önceki yüzyılların halledemediği sorunlarının diline o kadar düşkündür ki, bundan etkilenmemek mümkün değildir. İkinci bir sebep de, dilimizin, ne yazık ki, yeni durumları, eski durumların dili ile anlamaya ve anlatmaya çalışması. Diyebiliriz ki, şiir dahil dilimiz hiç bir şekilde sözlüğü geliştirmiyor, ikame ediyor, anlamını geliştirmiyor, bir tek kelimeye çok daha fazla anlam ekliyor.

Örneğin tüm 20. yüzyıl sanatına rağmen, "biçimcilik" diye birşeyden bahsediyoruz biz. Nedir "Biçimcilik?" diye sorduğumuzda, bunun az önce yukarıda anlattığım gibi kavramların yanyana sığıştırılmasından ve düşünsel tembellikten başka birşey olmadığını görüyoruz. Edebiyatçımızın bahsettiği "Biçimcilik", geçen yüzyılın kavramı olarak, gerçekten şimdinin "hiper-biçim ve içeriği"ni karşılayabilir mi? Kavramlar, kelimeler bu kadar çeşitlenebilirken, karşımızda şiir için "Söz" diye bir halt çıkartıyorlar. Neden yapıyorlar bunu? Bu "söz" içinde "logos" geçen şey ile aynı ise, Nike logosundan daha fazla tanınan sözler var mıdır hayatımızda? 20. yüzyılda sanatçının kazandığı "kod-simge üretme" özgürlüğüne ne oldu? Birbirinden bağımsız bir sürü kavram çifti, malzeme ve içerik mevcutta ışırken, hala Söz ve Lirik gibi kavram çiftleri ile debelenmenin ne anlamı var? 19. yüzyıldan 21. yüzyıla yatay geçiş gibi bir şanssızlığımız oluyor, bu açık değil mi?

90 Sonrası

90 sonrasını tekrar konuşmamız gerekiyor. Özellikle "80 sonrası" denen klişeden arınarak ve mümkün olduğu kadar da ayırarak. 1980 sonrasında olan ve olacak olan herşeyi bu terim ifade etmeye başladı bile. Edip Cansever'ane bir kaçış, Cemal Süreya'ya kökten bir bağlanış, Uyar'a tuhaf bir tapış derken, biz bu şairlerin hayatlarının, şiirden ne anladıklarının farkında olamıyoruz. Yani onlarla aramızda mesafe koyamıyoruz. Onları "lirizm"in çeperleri içinden görmeye çalışıyoruz ve bunun şiirinde uygulayanlar da hiç az değil. O zaman, 1980'lerin 1990'lara doğru evirdiği şeylere pek de yüz vermeyen, başka şeyler arayan ve bu başka şeyleri, sınıflandırmayı, adlandırmayı, hayatının ve şiirinin biricik dinamosu yapanmaya çalışanları gözetmeliyiz. 1990'larda şu anda yürürlükte olduğumuz, tartıştığımız birçok şeyi keşfetmeye başladık. Ve bunun üzerine gitmemiz gerekiyor.

Nesnevi'den sonra şiirim

Kendi adıma söylemem gerekirse, ben 80'lerden 90'lara şiir gelirken, 2000'lerde keskin bir dönüş yaşayanlardanım. Bu dönüşümü yaşarken, kullandığım teorik temel ve araç gereç daha önce Türk şiirinde pek kullanılmış şeyler değil. Bunu, sırf kendim için yapmış değilim. O keskin dönüşün, elbette bir sürü problemi olacaktır, ama öncüler bunun içindir. Kendimi bir öncü olarak gördüğümden değil, başka türlü ifade etmenin zorluğundan bu sıkıntısından öyle yazdım. Öncüler, genel olarak kaçar-göçer durumlarda yakalanırlar. Verdikleri fotoğraf, tuhaftır ama manzara da, ara-durumlardan, kararsız-fazlardan ibarettir. Örneğin bunlar "uzlaştırmayı" düşünmez. Ara-katmanlar ve kategoriler daha sonra gelir, oluşur.

Örneğin görsel şiir ile ilgili tüm tartışmaların yavaş yavaş, bazı açılımlar getirdiğini, az önce bahsettiğim "biçimsellik" denen şeyin, yavaş yavaş daha fazla açığa çıktığını görmek, aradan geçen 4 yıl içinde insanları, şiirsel bildiğimiz kalıpların dışında, kitap üretmeye, kavram üretmeye ve bu kavramlarla, çeşitli ara-fazlarda, dolaşmaya, iş üretmeye çalıştığını görmek, sevindiricidir. 90 sonrasının en heyecan veren tarafı da, "deney"in, aslında şairin devlet eliyle şiir yazmadığının kanıtı olarak ortaya çıkmasıdır. Açık açık belirtelim, Ece Ayhan'ın kendisini yırttığı sivillikten biz, nasibimizi aldık. Artık küçük bir klik içinde, bürokrasi ve kırtasiye kavgası olarak şiir yok. O darlığı aştık. Artık ödüllerin hiç bir anlamı yok. Parti programı ile ilgimiz kalmadı. Kendi dergimizi kendimiz basıyor, kendimiz dağıtıyor ve kendimiz batırıyoruz. Ve battıktan sonra da bize hesap soranlara, istediğimiz gibi cevap veriyoruz. Orada da durmuyor, başka dergiler çıkartıyoruz.

Özetlemek gerekirse, ben aşağıdaki gibi bir liste yaptım, 21. yüzyıl şiiri ile ilgili.

  • biçimin keşfedilmesi
  • "yeni" olarak tanınmaktan kaçış
  • süper-bireysellik
  • dadacı bilinç ve biçim
  • kök-sap dergiler, yayınlar ve yayın anlayışları
  • internet cemaatleri
  • ready-made üretme merakı
  • şiirin şiirselliğinden tiksinme
  • önce yapıt, sonra anlam
  • anlam arayışının çözülüşü
  • göstergeyle iddialaşma
  • yeniden-üretme, parodi ve nostalji
  • şiirin levazımına mukavemet
  • hiyareşi dışı şiir tarihi
  • yatay organizasyonlar
  • sınırları belirsiz melez türler