GÖZ'DEN KAÇIRDIKLARIMIZ

Birincil sekmeler

Görsel şiir ile tartışmalar, belki de bizi meşrulaştırarak ve orada dondurarak devam edecektir. Bunu görebilmek zor değil. Dikkat edilirse, örneğin Varlık'taki yazılarda, en kabasından yapılan eleştirilerden biri "önce şair olacaksın!" uyarısıdır. Bu uyarı, bir tahakküm aracıdır ve şairliklerini neye ve kime, hangi geçer akçe ölçütlere dayandırdıklarını bilmediğimiz kişiler tarafından bize getirilmektedir. Bu, işlerin nasıl yürüdüğü hakkında biraz bilgi verebilir. Türkiye'de şiirle ilgili tüm tartışmalarında odağında, bir çeşit "merkez/çevre" çatışması yürürlüktedir. Bunu, bunca senedir gözlemliyorum. Örneğin, Roman ya da Öykü konusunda yani edebiyatın şiire göre daha fazla dışarlıklı kalan türlerinde bu aşılmıştır ya da aşılmış gibi görünmektedir. Merkeze gelen ya da kendisine merkez görevi verilenler, bu yerleri kaybetmemek için çevreden gelen her şeye balta ile yaklaşmayı tercih ederler.

GÖRSEL ŞİİR tanınmayacaktır

Görsel Şiir'in tarihsel kökleri ya da bugüne kadar tartışıldığı şekli şemali ile merkezî bir konuma gelmesi mümkün değildir. Yani hiç birimiz konvansiyonel alan için uğraşmıyoruz. Uğraşamayız, çünkü ülkenin kültürel durumu ile bizim yaptıklarımız arasındaki paralellikler biraz araştırıldığında, çok uzak bir geleceğe işaret etmektedir. Bu uzak gelecek için işin gövdesi ile barındırdığı enerjileri, bugünün ve yakın bir geleceğin "çözmesi" pek mümkün değildir. Göz ucu ile bakma, göz ardı etme ve daha sonra da unutma, sırf bizim değil, bütün dillerin "idrak" sığalarının en temel tepkisidir. Biz, geleceği düşünmeyen bir kültürün ürünleriyiz. Buradaki "gelecek" zaman ve mekan olarak "şimdi" ve "geçmiş" olmayan şeydir. Bu, ne yazık ki bizim kültürümüzde bastırılanın geri dönmesi olacaktır, her zaman olduğu gibi. Yani gelecek, geçmişin hayaletlerinin ete kemiğe bürünmesinden başka şey değildir. Kitap raflarına bakın, satın aldığınız herhangi bir kitap, insanların ilgi gösterip okuduğu kitaplar, konular nelerdir, izledikleri nelerdir?

Görsel şiir ya da deneysel şiir gibi klişeleştirilen, daha sonra sanki merkezi bir otoritenin çağrılmamış söylem dağarcığını (şiir şudur, şiir budur vs) yardıma çağıranlar bize, hep geçmişin verimlerini örnek göstermektedirler. Örneğin Mallarme ya da Apollonaire ya da daha yerlisi Necatigil, Çelebi, Günersel. Bunlar hayaletlerdir. Daha önce verimleri oldukça başarılı bir şekilde bastırılanlardır. Birşeye benzeterek seçme, algılama da kültürel Tin'imizin araçlarından biridir.

Kültürel tepkilerin geriliği

Yazı, dil, yapıt, sanat, anlam vs gibi şeyler zaman ve mekan içinde örneğin Tarih ile birlikte anlaşılır. Bugünü anlamak için çeşitli dilsel yapılara, çeşitli kuramlara, geçerli oldukları noktaya kadar bizi götürebileceğini düşündüğümüz tekniklere ihtiyacımız var. Bu bize Batılı Modernizmin gösterdiği bir şey değil, çeşitlilik, tek hakim bir söylem alanının sosyal hayat içinde mümkün olmaması, en hoşgörülüsünden, en katısına kadar tüm tarikat öğretilerinde mevcuttur. Yol, yordam değişikliklerinin ve yollar arasındaki çelişkilerin kültür ile medeniyet arasında bir yerlerde Zaman/Mekan üretme yetenekleri vardır. İbn-Haldun ile Marx'ın uğraştıkları şeyler farklı olabilir ama merakları, kendi yaşadıkları zaman ve mekanı aştığı için çelişkilerini doyurmak için yerdeğiştirmeyi tercih etmişlerdir. Bizde, ise tuhaftır, merkez olarak kabul edilebilecek noktalardan çıkan edebiyat/sanat/kültür adamları bu yerdeğiştirmelerden oldukça münezzehtir. "Oradan bakmak"tır en fazla yapabilecekleri, en uzağa gidenlerin bile. Oysa örneğin Marx ya da Darwin, oradan bakmakla yetinmemiş, oradan oraya bakmışlardır. Almanya'daki işçilerin geldikleri noktada, örneğin bir Türk İşçi hareketi için ne kadar donanımları vardır ve bu konuda yazmış, topluma ve dile mâl olacak bir tek eser hatırlıyor musunuz? Şartların her zaman "bize özgü olduğu" bir noktadayız.

Örneğin geçenlerde, "modernizm/postmodernizm" konusunda bir tartışma ülkenin gündemine oturdu. Bir sosyolog, bir edebiyatçı ya da bir ressam değildi, bu tartışmaları başlatacak konuşmayı yapan, bir komutandı. Bu, bize özgülüklerden biri değilse nedir? Peki cevap verenler oldu mu? Olabilir mi? Gerçekten insanlar modernin ya da postmodernin temsilcisi olabilirler mi? Bu kişilere indirgenebilir mi? Ya da mekana ve zamana ya da yapıta, davranışa? Bizde, tarih ve zamana müdahale etmek, ama değiştirmek için değil, durdurmak için elinden geleni yapmak dürtüsü baskındır. Çünkü tarih ve mekan her zaman bize karşı kurulmuş tuzaklar gibi gelir. İleride ve geride, sağda ve solda, kuzeyde ve güneyde. Oysa, bu tuzakları biz kendi ellerimizle kurduk. Oysa modernizm eğer övülecek, Aydınlanma Projesi gıpta edilecek birşeyse, geçen bunca zamanda, sadece kütüphane/kitap okuyan sayısı hakkındaki istatistiklerimiz de neyin nesi?

Özetle, görsel şiir, şu veya bu değildir. Tarihin kendisidir, tarihin kimilerimizin üzerinde kurduğu baskı değil, tam tersine bir özgürlük, bir açıklık imkan olabilir ancak. Bir vektör, bir bileşen olarak kendisini değil, tam tersine bileşenlerinin gösterdikleri noktalar hakkında fikir verebilir, bu da çoğu zaman ayrıştırılamayacak haldedir. O halde, en berbat soru, görsel şiir nedir sorusudur, bu soru doğası gereği saçmadır. Tıpkı şiir nedir, demek gibi.

Hamiş: 2007 yılının sonuna gelirken, 2008 yılında da görsel şiir ile uğraşmaya devam edeceklere birkaç önerim var. Yazınızı geliştiriniz, bugüne kadar yazdığımız hiç bir yazı bize referans olamıyorsa, örneğin evet şurada şunu yazmıştım diyemiyor ve unutuyorsanız, bu size nefsiniz ya da nefretiniz ya da buna benzer birşeyler tarafından yazdırılmıştır. Düşüncelerin sadece kağıt üzerinde görsel şiir olarak dile gelmesi evet, ilginçtir, ama bunun ötesine de geçmek gerekiyor. Bugüne kadar çektiğimiz en büyük eksiklik bu. İyi yazı, illa da makale demek değildir. İyi yazı, bize başka şeyler yapma dürtüsü veren yazıdır. Eğer kendinizi yazmak konusunda yetersiz görüyorsanız, birkaç zaman içinde göreceksiniz ki, üretemeyeceksiniz de. Unuttuğunuz işlere geri dönüp, bugüne kadar ürettiklerinizi eleştirerek başlayabilirsiniz. Çünkü gördüğüm kadarı ile yazıda dilsiz kaldığınız için üretmeye başlayabilirsiniz her an. Bu da bizi saçma sapan bir yere götürür. Bu, editörlüğün en boktan tarafıdır ama eğer bunu yapmazsak, bundan önceki emeğimiz de boşa gidecektir. O yüzden eğer buraya kadar okuysanız ve görsel şiir ile ilişkiniz varsa, kendinize bir okuma listesi hazırlayınız. Gerçi bu konuda yardım da edebilirim, eğer isteyen olursa. Ha, bunu yaratma sürecine bir engel ya da gereksiz görenler varsa, lütfen bundan sonra siteye ya da bana iş göndermeyin. Önümüzdeki bir ay içinde sadece yazı/deneme/inceleme/değini/kitap eleştirisi vb. yayınlayacağız, eğer gönderebilecek olursa. Bu, bu sitede işleri yayınlanan herkes için geçerlidir. "Zamanım yok, işim var, daha önemli şeylerle uğraşıyorum" gibi bahaneleri de dinlemeyeceğim.

Etiketler: 

Yorumlar

logosuz kullanıcısının resmi

Çok iyi!
O kadar iyi değil!

Puanlar: 14

‘yukarı’ dedin

Görsel şiirle ilgili artık klişe olan şu cümledeki, “Her şiirin bir görsel boyutu vardır” mazbutluğu anlamadıkça da daha çok şaşırırlar varlık’taki gibi, Anadolu’nun bağrından kopan parçalar ararlar vs. Ya soruşturmadaki siyah-beyaz insanlar bu halleriyle tanısalardı görsel şiiri? Onlardan duyabileceğimiz, olası övgüleri düşündükçe geçerli durumu yeğlerim, en azından ben öyle yaparım.

Ancak bu tanınmama işi ne kadar tanınmama? Dergilerde görsel şiir yayınlanmaya başladı. Konvansiyonel alanda görsel şiir de denebilir buna ki bu ayırım sürekli ötekileştirenin biz olduğu savına dönüyor yine bize karşı. Dönsün. Bu irili ufaklı gelişmelerden iki küçük başlık çıkıyor. Birincisi her iki boyutta da görsel şiir yayınlamanın teknik meseleler yüzünden çıkardığı problemler var. Pekala, tekniğin müdahalesine izin veriyoruz şiirleri yazarken ama her müdahaleli hallerine şiir diyip sunmuyoruz? “gürültülü kağıtlar”daki aşırı gürültü hakkında da konuşmak lazım sanırım.

Görsel şiirin konvansiyonel alanda boy göstermesi. Henüz bunların birbirinin zıttı alanlar olmadığını tam olarak anlatamadık. Hece 129’u göremedim ancak bu şiirlerin arasında bir görsel şiirin şiir diye yayınlanması sanırım yeterince açıklayıcı olmuştur. Bu, tanınmak ve iyi olmuş. Bundan fazla bir beklentimiz olmadığına göre sorun yok bence. Tanındığı kadar.

serkan_isin kullanıcısının resmi

Çok iyi!
O kadar iyi değil!

Puanlar: 30

‘yukarı’ dedin

Ahmet Hamdi Tanpınar'ın, böyle giderse daha 200 yıl daha okunacak ve üzerinde durulması gereken kitabı Huzur'da, aşağıdaki hazin sahne ile günümüzde örneğin Görsel Şiir'e gösterilen tavır ile o kadar benzerdir ki, Behçet Bey'in ete kemiğe bürünmüş hallerini şair diye önümüze konmuş hissediyorum çoğu zaman. Birçok fikir beyan eden eleştirmen "bunlar [somut şiir vs] 60'lı yıllarda denendi, cılız kaldı." gibi gerçekten insanı hayretlere düşüren, afallatan laflar etmektedir. Sözlü Kültür'ün "muhabbet ve dedikodu" dalında cereyan eden bu tartışmaları, elbette çoğu kez üzülerek, daha sonra da kızarak izliyor insan. Somut Şiir, Görsel Şiir vb. gibi şeylerin hiç biri hakkında 4 paragraftan fazla fikir beyan etmemiş, hiç bir kaynağı yerinde izlememiş birilerine Türk Şiir'i emanet ediliyor, ilginçtir. Ben daha fazla sinirlenmeden, aşağıdaki paragraf ile sizi yanlız bırakayım. (Kitabın tamamı için )

O da Suat'tan kurtulduğuna memnundu. İhsan sözüne devam için Mümtaz'ın kadehinin dolmasını adeta aksilikle bekledi. O böyleydi; sözünün kesilmesini hiç istemez, konuşurken araya giren işlerin çabukça görülmesini beklerdi.

Mümtaz kadehinin arasından Nuran'a bakarak:

-Madem ki öyle, cümlenin sıhhatine... dedi.

-Hazin tarafı şu ki, bu cins azapları bütün dünya bir asır evvel yaşadı, bitirdi. Hegel, Nietszche, Marx geldiler, geçtiler. Dostoyevski Suat'tan seksen sene evvel bu azabı çekti. Bizim için yeni nedir bilir misiniz? Ne Eluard'ın şiiri, ne de Comte Stravoguine'in azabıdır. Bizim için yeni, en ufak Türk köyünde, Anadolu'nun en ücra köşesinde bu akşam olan cinayet, arazi kavgası veya boşanma hadisesidir. Bilmem, fikrimi anlıyor musunuz? Suat'ı itham etmiyorum. Fakat onun meselelerinin bugünümüzün, kendi günümüzün çerçevesine giremiyeceğini söylüyorum.

Mümtaz kadehini boşalttı. -Ama bir noktayı unutuyorsunuz! Suat hakikaten azap çekiyor... İhsan eliyle bir şeyi kendinden uzaklaştırdı: -Çekebilir... ama bana ne?.. Benim ferdin peşinde koşacak vaktim yok. Ben cemaat ile meşgulüm. Sürüden ayrılanın arkasından anası ağlasın! Bilir misiniz bir gün bir mezat yerinde bir yığın eski lokanta menüsü buldum. Bilmem hangi lokantanın talbdot menüsü. Galiba Hamid devrinin ortalarına doğru. Baş tarafında o gece teganni edecek muganniyelerin adı yazılıydı. Suat'ın meseleleri benim üzerimde bu tesiri yapıyor. Gecikmiş şeyler... Herkes bir düşünceyi böyle dönülmez yere taşıyabilir ve orada azdırabilir. Fakat niçin yapmalı? Zorla kendimize baş dönmesi yaratmaktan bir şey çıkmaz ki. Biz yapacağı birtakım işi, mesuliyetleri olan insanlarız...

------------- ~ --------------------

serkan_isin kullanıcısının resmi

Çok iyi!
O kadar iyi değil!

Puanlar: 24

‘yukarı’ dedin

Burada tanınmayı, onaylanma, meşru olma anlamında söylüyorum. Modern Türk Şiiri'nin avangard'dan ne anladığı sorusu, ucunda modern olmaktan ne olduğu sorusuna doğru gider.

Aslında açmaz da burada yatiyor ve buna biz eğilmiyoruz. Modern sonrası olarak işaretleniyoruz, işaretleniyor bu tür hareketler, oysa modernizmin örneğin İkinci Yeni'den öte hakkını verebilen var mıdır, bilemiyoruz.

Yoksa görsel şiir yayınlanmış, yayınlanmamış değil soru. Sen görsel şiirine doğru düzgün bir açıklama bulabiliyor musun, bütün bu şiir tarihi içinde, işte orası sorun. Açıklama işinden başlayıp, yepyeni bir pratiğe ve teoriye dönüşüyorsa, bu bile bir şeydir.

Yok bunu yapmıyor, o eski dili ve yöntemi dönüştürmüyor, ondan hiç birşey çıkarmıyor, o dille meşru olanlara küfür ederek bir yerlere gelmeye çalişiyor ya da iddianı, yaptığın şeyi savunamıyorsan işler çok zor.

------------- ~ --------------------

yavuz altınışık kullanıcısının resmi

Çok iyi!
O kadar iyi değil!

Puanlar: 31

‘yukarı’ dedin

merhaba serkan ışın

bir hayli zamandır mail adresinize ulaşmak istoyurm fakat ulaşamıyorum. en sonunda bu yolu denemeye karar verdim. bana mail adresinizi ulaştırısanız çok memnun olacağım

yavuz altınışık

serkan_isin kullanıcısının resmi

Çok iyi!
O kadar iyi değil!

Puanlar: 28

‘yukarı’ dedin

e-posta adresim: ya da

------------- ~ --------------------

Sayfalar