İlkbahar, Yaz, Sonbahar, Yıllıklar

Birincil sekmeler

Bir yıl o kadar da uzun bir zaman değil demek ki.. Döndük dolaştık yine bir yıllıklar mevsimine daha geldik.. Ne de olsa yılın ilk üç ayı peş peşe gelir yıllıklar.. Bu yıl çok sürpriz bir şey olacak mı henüz bilmiyoruz. Ama Varan 1, şimdilik. Kitap-lık' da ocak sayısında duyurusunu yapmıştı... Endişelenmeyin şubatta geliyor yıllığınız diye... Üç Nokta da yeni sayısıyla birlikte "Şiir ve Hayat" defterini vermeye hazırlanıyor. Ama bu yıl aradaki seçici kurulu kaldırdılar bildiğim kadarıyla... Fayrap'ın da iki yıldır hazırlandığını biliyoruz okuduğumuz kadarıyla.. Hep aynı şeyler olduğuna, biz de hep aynı şeyleri konuştuğumuza göre, şiirimiz o kadar da eğlenceli sayılmaz aslında...

Tabii V. Çolak'ın yıllık isimleri ayrı bir konu. Mesela 2007'de "Şair Vur Kendini" demişti. Geçen yıl da "Her Şiir Öncekina İhtilal".. Bu yılki de başka hoş, "Şiir, şaire bırakılamaz".. Sahi şair olmadan da olabilir mi şiir acaba? Hani hayatta şair olmayanların da şiir yazdığından filan söz edilir ya.. Öyle kareler, filmler, futbol maçları filan vardır: Şiir gibi... Kim bilir!..

ŞİİR, ŞAİRE BIRAKILAMAZ ! 2009 Şiir Yıllığı Hazırlayan VEYSEL ÇOLAK Ebat:13.5X19.5 ISBN: 978-975-9056-74-2 SAYFA

ARKA KAPAK YAZISI “Veysel Çolak yıllıkları” diğer değerli yıllıklar gibi, ve kuşkusuz yazara has özellikleriyle artık edebiyatımızın klasikleşmiş ve gelenekselleşmiş ürünleri arasına girdi. Bir yıl boyunca özenli bir çalışma ve dikkatli bir takip sonucu oluşturulan bu yıllıklar, geçtiğimiz yıl şiirimizde neler olduğunu merak eden herkes için vazgeçilmez bir başvuru kaynağıdırlar. Bugün şiirimizin bir yılı için nasıl bir doküman, başvuru kaynağı ise, gelecek yıllarda bu özellik şiirimiz hakkında araştırma yapacak olanlar için aynı özellikleri daha çok taşıyacaktır. Şiire ilgi duysun duymasın, ülkemiz kültürel gelişmişliğinin turnusolü olan bu yıllıklar, özellikle de kendi türdeşlerinden apayrı bir özellik taşıyan Veysel Çolak yıllıkları herkesin evinde mutlaka bulundurması gereken başucu kitaplarıdır.

s.n: mimlere fotoğraf ekliyoruz ya, ne olsun dedim. sonra da "red" temalı bi şey bakayım.. Valla Red Kit, hiç aklıma gelmemişti ama gugıl bir seçenek olarak sununca neden olmasın dedim.. Vahşi batının yalnız kovboyu'ndan herkesin alacağı bir şey vardır nasılsa...

Yorumlar

sepp kullanıcısının resmi

Bu artı eksiler güzel aslında. Değil mi ki her konuda aynı fikirde olmak zorunda değiliz. … Bugün Kitap-lık’ın verdiği yıllığa baktım. Şiirlerin hepsini henüz okumadım. Bir kısmına baktım. Ama “2009’de Şiirin Durumu” başlıklı bölümün tamamını okudum. … Normal bir gözle baktığınızda bu tip yazılarda hiç sorun yoktur aslında. Yani birisi çıkmıştır, ne de güzel dökmüştür ortaya yıl içerisinde ne olup bittiyse. Hatta yıl içinde bu olup biteni izlemeyen, izleyemeyenler için hazır bir bilgi de sunulmuş olur. Bu bir yüz. Ama eğer siz de yıl içinde kişisel olarak izleme imkânı bulduysanız bazı şeyleri o zaman düz bir okuma yapıp geçemiyorsunuz. Daha doğrusu yazılmışların arasında –bilinmiş, farkına varılmış ama üstü kapatılmış- şeyleri de ayrıca okuyorsunuz. … Yüzleşmek ağır bir şeydir. Yüzleşmek, yüz yüze gelmek, karşı karşıya kalmaktır. Karşı karşıya kalmak “görmedim” diyememektir. Bu, insanı istemediği durumlarda ayrıca zora sokar. O nedenle de en güzeli görmemektir. Bilip de söylememektir. Hatta mümkünse karşılaşmamak yani yüzleşmemektir. Bunları niye yazıyorum? Çünkü bu konuda bir derdim var. Bu dert üzerinden de yıllıklarla ilgili her yönüyle de eleştiriye açık olabilecek bir yazı yazdım. (Karagöz 9) Ama bu yazının “iplenmeyeceğini” zaten biliyordum. Bugüne kadar da herhangi bir şey duymadım ve görmedim de.. Ama zaten bu niyetle de yazmadığım için sıkıntı yok. Burada canımı sıkan tam da üstte yazdığım tarif üzerinden bir muameleye tabii tutulması. … Üstelik benim bir dergim yok. Yıllıkları Ramis Dara’nın Akatalpa’da yaptığı gibi kendi dergime paye çıkarmak için kullanmadım da yani. Çok sıkıcı da olabilecek şekilde bir dönemi taradım, daha çok yıllıkların kendilerini kullanarak oluşturdum. … Şimdi Bâki Asiltürk mesela yıllıkta, dergilerdeki poetik yazıların kalem kalem dökümünü yapıyor ve Karagöz’den ve bazı başka dergilerden söz ederken de şöyle geçiştiriyor. Ayrıca dosyanın adı da “Doksanın Dokusu” değil. “Doksanların Dokusu” … Genel değerlendirmeler kısmında: “Karagöz’de “Günümüz Şiirinin Ortalaması, Şiirin Millet Bağı, Türklük ve Şiir, Doksanın Dokusu” gibi özgün dosyalar okurla buluştu. Genelde iddialı yazılarla şekillenen dosyalarda tartışılanlar şiirin nabzını tutma düşüncesiyle berbaer geleceğe bakma tutumuyla da dikkat çekti. (s.205) … Dergilerde yazıların dökümünün yapıldığı bölümde: “Dosya: Doksanın Dokusu” (Bu sayının tamamı bu dosyaya ayrılmıştı)" (s.238) … Bu şekilde geçiyor. İşte sorun burda. Görüyorsun, muhtemelen okuyorsun ama görmezden geliyorsun, üstelik de yazının muhataplarından biri de sensin. Cevap filan vermen şart değil, (zaten ne denecek yani), yok da sayamıyorsun ama üstünü de güzelce örtüyorsun, ört. … Dikkatimi çeken başka kısım da şu oldu. Hem görsel şiir hem de Serkan Işın ve Murat Üstübal ile de ilişkili olduğu için yazıyorum ayrıca: … “2009’da Görsel veya Somut şiirin örnekleri kitaplaşma yolunda ivme kazandı. Her ikisi de Ebabil Yayınları tarafından basılan Serkan Işın’ın Dada’sı ve Murat Üstübal’ın Kırbozumu kitapları bu çerçevede dikkat çekti. Işın’ın kitabına koyduğu metinler görsel malzemeyle kotarılan birer “iş” görünümü verirken Üstübal’ın şiirleri dilbilgisel değerlere yaslanıyordu.” (s.212) .... Görsel veya Somut Şiir ne demek? Benim bildiğim “veya” birbirinin yerine geçebilecek şeyler için kullanılır. Görsel Şiir bir somut şiir türü olarak sayılabilse de tersi nasıl söylenir. ... Ayrıca yıllıkta 2009’da çıkan kitaplar arasında Serkan’ın kitabının adını “Dada Korkut” olarak yazabiliyorken, buradaki ironik “Serkan Işın’ın Dada’sı” sözü ne ola ki? … Bunu da geçiyorum. … Akköy Dergisi 24-26 Temmuzda Didim’de (derginin çıktığı yer) ilk kez bir şair kadınlar buluşması gerçekleştirdi. “Barış için” başlığıyla gerçekleştirildi etkinlik. 30 küsur şair kadın bu etkinliğe katıldı. Bu konuda orada izleyiciye kapalı bir forum yapıldı. Bu forumun tamamı, bildiriler ve şiirler derginin sonbahar sayısında yayımlandı. Bundan da hiç söz etmiyor mesela Baki Asiltürk. … Ama 20-22 Kasım’da yine Akköy Dergisi’nin İzmir’de yaptığı “Şiir Buluşması”ndan söz ediyor. Çünkü kendisi de davetliydi, kabul de etmişti gelmeyi ama gelmedi. (Uçakla gelmek ya da gelmemek üzerinden) … Yine yıllıkta Akköy dergisinin Aralık sayısından Didim etkinliğine kişisel nedenlerle katılmayan ama bildiri ve şiir yollayan Betül Dünder’in şiirini yıllığa alıyor. Fakat Akköy dergisi taranan dergiler arasında görünmüyor. Dolayısıyla mesela Didim etkinliklerinin tamamının aktarıldığı sayı ya da etkinlik ya da derginin yıl için de “Gülten Akın”, “Ayten Mutlu”, “Arife Kalender”, “Gülsüm Cengiz”, “Bilsen Karaca” için yaptığı özel sayılar da dail hiçbir şeyden de söz edilmiyor. … Ama Akköy dergisinin ikinci bir dergi olarak çıkardığı “Akbük” dergisinden söz ediyor. Çünkü kendisi de bir sayısına editörlük yapacak.. Vs. vs. vs… … Ve daha benzer biçimde gedikli, sırıtan öyle çok şey var ki. Dediğim gibi “hanım hanımcık” ya da “beyefendi” bir okur olarak bakarsak, “büyük hizmet”…”Şiir kazansın” … Ama ben bakamıyorum, bakamayacağım da susamayacağım da…

har kullanıcısının resmi

o dadıdır, dadı. - dadı, ben görsel şiir miyim? hatta.

serkan_isin kullanıcısının resmi

Baki Ayhan yıllıkta Ahmet Ada'nın şiirini neden almadığını özellikle açıklamaya girişmiş. Oysa alınmamışların kabahati ne olursa olsun -Baki Ayhan'a göre burada bir intihal var- tamamen yıllıkçının keyfine göre alınmadığını üzerine basa basa söylüyor Baki Ayhan ('herkesi memnun edemezsiniz') fakat nedense Ada'ya böyle bir açıklama düşülmüş. Bunu da tuhaf karşıladığımı söyleyeyim. Peki o zaman alınmayan herkes böyle irilik ufaklı kabahatler mi işlemiş?

sepp kullanıcısının resmi

Doğru bu da, ilginçliklerden birisiydi. Hayır şu var, diyelim ki ortada gerçekten bir intihal bile olsa ve sen yıllığa almasan bile, bu böyle mi duyurulur. Hani eğer ortada bu yıllığa girme ya da girmeme şartları, ilkeleri varsa, o zaman bunları da belirtirsin. Bu da yıllardır söylenen "neye göre seçiliyor ya da seçilmiyor bu şiirler", varsa "nedir şu kriterler" konusuna bizi geri götürür. Bütünüyle ilkeli bir yol izlemeyip "yapay ilke"lerle böyle havalı cümleler kurmak hoş değil...

Ayrıca mesela yine dikkatimi çekmişti, yıllıkta Mustafa Fırat'ın şiirinin altında iki ayrı dergi adı, iki ayrı tarih vardı. Bu kadar ilkeli birisi olsam, aynı şiiri, ilk gönderdiği dergiyle sonucu netleştirmeden başka bir dergiye de yollayabilen şairin şiirini de almazdım mesela...

Tekrar intihale dönersek bir de şu var, ayrıca ne yapmış oluyorsun bilgiyi eksik vererek, insanlar yıllıkta bu kısmı okuyunca "Ahmet Ada intihal şairidir" çıkarımında bulunuyor. Ama o şiir hangisidir, sana göre hangi şiirle intihal ilişkisi görülüyor. O zaman bunları da yazmalısın, ben bakın bu iki şiirde, bu bu nedenlerle intihal tespiti yapıyorum, ben "bilirkişi"yim, işte bu nedenle de Ahmet Ada'yı yıllığı(m)a almıyorum dersin. İnsanlar da hiç olmazsa kendi yargılarını oluştururlar.

serkan_isin kullanıcısının resmi

bariz intihal suçlaması artı, gerçekten şiir için ne kadar ciddiye alınabilir bir iddiadır bu var. kaldı ki insan iki sayfa ayırır, bir şiir olayı olarak bu olayı madem önsöze yazıyor, orada durumu özetler ve kararı okura bırakır, bırakmaz mı? böyle sınav kağıdı okur gibi, not vermek, alırım, almam şeysine göre davranmak, tuhaf. iki şiiri görmemiz gerekiyor ama kaynak da yok ortada.

Kemal Tekin kullanıcısının resmi

Bu yılın Kitap-lık seçkisine, bayıldım, özellikle yapılan, canım isterse alırım şeysine. (!?) Kusura bakmasın, yıllığı hazırlayan, canım ister eleştiririm işte...

soyluçekimser kullanıcısının resmi

7 tane sıpsıkı şiir neşrettim. bir kaçı dağıtım ağı iyi olan mecmualarda idi. arkadaşlar pürneşe geldiler yanıma. şiirleri ordaydı. benimkiler yoktu. üzüldüm bir sigara yaktım. baki asiltürk beni de tanır. bi kere çay içtik. hatta bir kaç poetik meselede fikir birliği de ettik. üzüldüm. sorun çıkardım. ve bu durumu geçen sene de yaptığım gibi "eng. turg." rumuzu ile yasakmeyve'de söyleyeceğim. bana cevap verilecek. böylelikle yıllıkta çıkmış gibi süksem olacak. düyazı şiirden önemli çünkü. benim şiirler çok sıkı çok fıkı. neden alınmıyor yıllardır? yardımcı olursanız çok mesrur olacağım.

serkan_isin kullanıcısının resmi

mütalaa, mübalaa ettiğim kadarı ile bir kabahat işlemişsin soyluçekimser. ahmet ada gibi kör gözüne intihal edecek değilsin diyorum ama başka bir kabahat olabilir. halbukisi yıllığın başında dense, şu hareketleri icra edenler yıllığa alınmayacaktır dense, hepimiz bir huzur, bir adam yerine konmuş hissi ile dolmaz mıydık? ayrıca serkan ışın'ın dada'sı ifadesini esefle kınıyorum. dada hiç kimsenin malı değildir arkadaşlar, lütfen!

s.kırer kullanıcısının resmi

bir çetele tutsaydık, sıra ahmet ada'ya mı gelirdi? ... intihale nasıl bakmalıyız? elbette her yıllık özneldir, hazırlayanın kendi bakışını, birikimini, deneyimlerini sergiler. ancak biraz daha nesnel olsaydık olur olmaz şiirler orada yer bulurken ahmet ada şiirleri dışarıda hiç kalmazdı. ...vaktiyle türk şiirinde büyük dönüşüm diye kabul edilen şiirlerin hangi yabancı şairlerin şiirinden intihali söz konusu olduğu edebiyat kitaplarında yer almakta. o büyük şairler bugün nasıl anılmakta? .. ahmet ada'nın hangi şiirden intihali söz konusu bunu sormuyorum, merak da etmiyorum.

s.kırer kullanıcısının resmi

kitap- lık dergisi, beğenisini a. ada şiirini bülteninde öne çıkararak belirtmiş.. sonra yıllıkta nasıl oluyorsa intihalle bir şair yaftalanmış! ...yerli, yabancı şairlerden aşırma konusu çeşitli dönemlerde edebiyatta konu edilmiştir. bununla ilgili son derece verimli çalışmalar da yapılmıştır. işimize gelmeyene kör olmak bu olsa gerek...

soyluçekimser kullanıcısının resmi

bu yıl yakşalık 30 şiir kitabı aldım. aralarında dada korkut da vardı. basit bi hesap yapayım. bu kitaplardan toplam (en fazla) 20 şiir beğenmişimdir. kitap başına 0.6 şiir. ama dada korkut'ta 3 ya da 4 tane beğendim. diğerlerinin verdiği haz gibi bi şeyler aldım yani. e yeter. allah bereket versin. niye laf atıyorsunuz adama?

nebulae kullanıcısının resmi

Cafer niye var mesela yıllıkta? Keklikçi! Şiirde intihal oluyor da teoride olmuyor mu? Edebiyatımızın saygıdeğer watsonları, şerlokları araştırsınlar konuyu, minik japon edebiyat tarihçileri olaya müdahil olmadan. Ahmet Ada'yı tanırım. Bir sözü, düşünceyi alır bazen kendi sözü gibi benimser, ama ona bir şey de katar. Diğerini tanımıyorum, yani öyle bir şair bilmiyorum. Ada şairdir en azından. Şairdir o hâlde çalabilir mi demek istiyorum? Elbette hayır. Fakat şiirde çalma meselesi o kadar da basit değil. Şeyh Galib'in "esrarını mesnevi'den aldım çaldım veli miri malı çaldım" mısralarını bilirsiniz. Şu sözleri de elbet duymuşsunuzdur: Picasso "İyi sanatçı kopyalar, büyük sanatçı çalar", Eliot ise "Olgunlaşmamış şair taklit eder, olgun şair çalar; kötü şairler aldıklarını muğlaklaştırır, iyi şairler ise aldıklarını daha iyi ya da en azından farklı bir şeye dönüştürür" demiş. Bu sözler oldukça benzer. Eliot mı Picasso'dan yoksa Picasso mu Eliot'tan çaldı bilmiyorum. Radikal'deki tartışmalardan hatırlarsanız, Lale Müldür'ün durumu çok daha tuhaftı gerçekten.

sepp kullanıcısının resmi

Konu bütünüyle çıkmazda ama o niye var bu niye yok başlığı da iyice içinden çıkmaz bir hal alıyor. Açıkçası bire bir hiç ilgilendirmiyor beni yıllıkların bu yönü. Çünkü zaten ana sorun çözülse yani o kıstaslar vs. belli olsa o zaman bu sorular da sorulmayacak, tartışma, itiraz vs. yine olur ama en azından kendi içinde tutarlı bir noktaya ulaşır. Keşke olabilse de şiirler üzerinden gidebilsek bazı sonuçlara.. Uzun bir çalışma ister bu tabii, yani yıllıktaki şiirlerin bire bir ve birbirlerine göre ve toplamda nasıl bir harita çizdikleri...

Bu çalma konusunun da sınırları belirsiz. Mesela şimdi siz de aslında bir intihalden söz ediyorsunuz üstü kapalı olsa da... Bunlara kim nasıl karar veriyor bilemiyorum. Etkilenmeyle aşırma arasındaki aralık ya da çizgi çok mu yakın, değil mi yoksa... Taklit etmek, kopyalamak... Atıfta bulunmak, alıntı yapmak... Nazire yapmak.. Divan edebiyatı türlü söz sanatlarıyla bunların hepsini bir şekilde legalleştirmiş aslında... Erdoğan Alkan gayet aleni bir şekilde kitabında bazı şeyleri ortaya koymuştu da ne oldu mesela? Bütün bunların sonunda bir ihraç mı bekliyoruz, bunun adil olduğunu mu düşünüyoruz? Biraz karışık... Hatta net bir hükme varabilmek için fazla karışık değil mi konu, kavramlar ve ortam....

serkan_isin kullanıcısının resmi

valla galiba %99 falan çalmışım. hatta işin kendisi, tamamen o işi bozmak, yerinden etmek ya da onunla dalga geçmek için yapılmış gibi. ama şu da var. ben bunu bozarken yaptığım tek şey "enverland"i alıp anagramını koymak "neverland" yazmak. yani neredeyse eklediğim hiç bir şey yok!

derim ki, orjinal ne? ve kim ne konusunda mülkiyet hakkına sahip ve bir şeyi göstermek için, eğer böyle bir risk alınması gerekiyorsa, Picabia'nın dediğini papağan gibi tekrarlıyorum;

Dada, on the other hand, wants nothing, absolutely nothing, and what it does is to make the public say " We understand nothing, nothing, nothing ". "The Dadaists are nothing, nothing, nothing and they will surely succeed in nothing, nothing, nothing."

har kullanıcısının resmi

merak etme soylu çekimser, bi dahaki yıla ben de anlık hazırlayacağım, hatta anlık olduğuna göre her an başlayabilirim. kafam güzel olduğu anlarda güzel bulduğum şiirleri alacağım. hem şikayete şapka koymayanları da alabilirim, hatta dile yazma noktasında saygı göstermek değil onu yıkmak isteyenler bile benden olacaktır.

soyluçekimser kullanıcısının resmi

mesela kadiri zülcelal'in mekanında kıl genişliği kadardır zaman. biz zaman yoktur deriz kolay anlamak için. hatta an iki harfli diye an'ı tercih ederiz. allah yukarıdan şöyle bir bakıyo, sokrates ile derrida'yı aynı anda görüyo. sokrat öncesi ve derrida sonrasını da öyle bi kıl genişliğinde görüyo. eğer anlık yapacaksan bunları hatırla derim. rakibin güçlü yani. bir de sadece metinlerarası şiirleri içeren bir şeyler olsun. şu an için canım öyle istedi. :)

sepp kullanıcısının resmi

Mime neden olan yıllık da çıkmış. Yani, "Şiir, Şaire Bırakılamaz." Söylenecek çok fazla bir şey yok. Veysel Çolak da söylemiyor zaten. Uzun uzun yılan'ı anlatıyor. Yılan'ın ne kadar karakter sahibi bir hayvan olduğunu ve bazı insanların, yılan kadar olamadığını. Oradan da uzun uzun kötülüğü anlatıyor. Kötülük-şair-insan ilişkisini. Belli ki Akatalpa dolaylarından Dize dolaylarına uzanan kavga ve atışmalara atıfta bulunuyor. Yıllık okurunu niye ilgilendirsin bilmiyorum. Sanırım daha çok kişinin eline ulaşacağını düşünerek bu avantajı kullanmış. Ama bir dezavantaja dönüştüğü kesin. ... Kısmen şaşırtıcı sayılabilecek olan şey ise bana göre, Veysel Çolak'ın genel olarak fazlasıyla sabit fikirli bir yapısı olmasına rağmen çok yerini bulmasa da yenilik konusuna değindiği birkaç yer ilginç. Ne açıdan derseniz, Veysel Çolak'ın bakış açısında ufacık da olsa bir sapmanın minik bir işareti sayılabileceği için... ... Şöyle diyor kısım kısım: ... "Şiir doğası gereği hep yeniden doğmak durumundadır. Bu özelliği nedeniyle, gelenekle ilişkisi, onu içermek ve aşmak üzerine kuruludur. Yenilemesi ve yenilenmesi buna bağlıdır. Şiire katkı olabilecek, Turgut Uyar'ın deyimiyle "büyük acemilikler" bu sürecin içerisindedir, bu sürecin ürünüdür. Edebiyatın, şiir dergilerinin yoksun olduğu da bu belirleyici öğedir aslında. Sorunu anlamak ve giderebilmek için bu noktadan yola çıkılabilir şimdilerde. Kuşbakışı bir değerlendirmeyle; edebiyatın, özellikle şiirin dünyadaki ağırlığını hızla yitirdiği rahatça söylenebilir. Geçmişe doğru incelendiğinde edebiyatın, şiirin etkin bir iletişim gücü olduğu, gazete ve benzeri yayınlarla, en azından eşit bir işlerlik gösterdiği görülür. Şiirin geri itilmesi görselliğin öne çıkması eşzamanlı bir olgudur. Alımlayıcı özne (okuyucu) sadece kulağını ve gözünü kullanmakla yetinince; okuma eylemliği de sona erdi neredeyse. Bu edebiyatın, şiirin yeniden yapılandırılmasını gündeme taşıdı denilebilir. Görsel şiirin önemsenmesinin bir nedeni de bu olabilir. Süregelen şiirin dışına çıkıp duvar yazılarını örnek alan bir şiirin yazılması gerektiğini öngören anlayışta da şiirden yana bir içtenlik bulunabilir. Günlük konuşma dilinin sansürsüz kullanılmasıyla ve şiirin verili özelliklerini dışlayarak yazılacak şiiri önemsemek de aynı bağlamda değerlendirilebilir. Durumu böyle algılamayıp ama şiirin yenilenmesi gerektiğini düşünenler, aranışlarını da bu doğrultuda gerçekleştirme gereği duydu. Bu, geleneğin dışına çıkmadan geleneğe dahil olma aranışıydı..."

Buralardan devam edip gidiyor. Şu önemli bence. Eğer bugüne dek bunlardan bahsetmeyen Veysel Çolak, birtakım değişiklik ya da yeniliklerin -kendisi epey temkinli söz etmiş ama- aslında ilgi çekmek ya da ip üstünde cambazlık yapmak isteyen şairlerin keyfi isteklerinden değil de, bugün içinde ve muhatabı olduğumuz yaşama koşullarından yani aslında "dışarıdan" da gelen bir şey olduğuna, olması gerektiğine doğru yaklaşıyorsa bu ilgi çekici. Yeni mi? Hayır.. Ama bu mantalitede bir taş kımıldaydıysa, bu iyi... Ki ben öyle okudum şu yukarıdaki sözleri. Tabii şu cümle mesela " Alımlayıcı özne (okuyucu) sadece kulağını ve gözünü kullanmakla yetinince; okuma eylemliği de sona erdi neredeyse." ayrıca bir meale de ihtiyaç duyuyor. Çünkü bu haliyle tutarsız, biraz açınca böyle bir cümle kendisini hemen yok edebilir. Bir de tabii "duvar yazılarını örnek alan bir şiir" söylemi de ilginç...

Not: 1-Ayrıca bu 9. yıllıkmış, 10'uncusunu da yaptıktan sonra, bir 10 yıl değerlendirmesi yapıp, devam etmeyecekmiş. 2-Bir kitap olarak baktığımızda da yazım ve biçim açısından özensiz bir kitap olmuş. Yazım hataları ve mesela baskı tarihi Şubat 2009 görünüyor... gibi gibi.. 3-Ayrıca şu da dikkat çekiyor mesela taranan dergiler arasında Yaratım var, Yaratım epeydir çıkmıyor. Ama mesela Dergah, Yediiklim, Karagöz, Fayrap, Yumuşak ğ, İkindi Yağmuru, edebiyat ortamı dergileri yok...

serkan_isin kullanıcısının resmi

"Alımlayıcı Özne" ifadesini şöyle bir not edelim. Alımlamak ne demek acaba? ""? Alımlayıcı ve Özne olmak, gerçekten "okur"un yerine geçebiliyor mu? Bence geçmiyor. Çünkü okuyucu (tıpkı bir barkod okuyucu) tarihsel olarak kendisine verilen şeyi sadece okur. Burada okuma, zaten daha önceden belirlenmiş bir kurallar silsilesine göre (yukarıdan aşağı, soldan sağa ve sıralı) yapıldığı için, okuyucu ne kitaba katılabilir, ne de onun içinde bir değişkendir. Onun dışındadır. Televizyon'a da aktarılan bir özellik, okuyucunun tarihsel rolünü sorgulayan şairin, sanatçının "interaktif" bir okuru istemesi ile biraz biraz sarsıldı.

Bizde örnekleri çok yok ama, yine de zaten "deneysel" dediğimiz şey de buna yatırım yapıyor. Yani okuru da oturduğu yerden kaldırmayı planlıyor. En azından şiirin akışını kontrol etmesini, bozmasını düşünüyor. Bu konuda web (internet), bildiğimiz anlamda yazının yerine çok daha gelişkin bir yordam getirdiği için daha tercih edilebilir görünüyor. Ama bunlar için "alımlayıcı özne" gibi muğlak bir kavramı kullanmak ne kadar kolaydır bilmiyorum.

Sanki böyle bir "hakiki şiir" bir de "sibernetik şiir" gibi bir şey varmış gibi davranıyor insanlar. Oysa şiir yazılan şiirdir, gerisi tarihtir de. Yazdığınız şiir ürküttüğünüz avangard'a değiyor mu gerçekten, kendi şiirinizi insanlara kabul ettirebiliyor musunuz? Yoksa tek yaptığınız şikayet etmek mi? Türkiye'de görsel şiir ile uğraşan şairlerin hepsi şiir okuyan ve okudukları şiirde hayatlarına katacak çok az şey bulabilen insanlar. İşin bu tarafını gözden kaçırmakla elinize ne geçiyor? , şiir, sadece ve sadece bir söylem alanıdır. Siz size öğretilen söylem alanını hiç sorguladınız mı?

Bir konu da, Haydar Ergülen'in bilerek ve isteyerek yaptığı haksızlıktır. ;

Evet, özellikle 1980 kuşağından birçok şair Ankaralıdır. Garip şiiri Ankara’da doğuyor. İkinci Yeni’nin neredeyse bütün babaları Ankaralı. Cemal Süreya, Ece Ayhan, Sezai Karakoç. Şiir zaten gruplarla, akımlarla, hareketlerle giden bir şey. Şimdi de öyle. Görsel şiir, deneysel şiir yazanlar var. Ama onlar biraz uzağa gitmiş, Adana’da.

Hı? Bana bir tane görsel şiir yapan, bununla ilgili sorumluluk alan birini göster Adana'dan Haydar Ergülen? Tamam Heves'e belli bir yatırım yapılmış olabilir, Heves bu işlere ses çıkarmadan destek vermiş olabilir ama el insaf! Görsel Şiir gözünüzün dibinde oldu, oluyor, olmakta. Uyanın arkadaşım artık, uyanın! Çıkın bu [[Guiza]] hallerinden!

s.kırer kullanıcısının resmi

"Evet, özellikle 1980 kuşağından birçok şair Ankaralıdır. Garip şiiri Ankara’da doğuyor. İkinci Yeni’nin neredeyse bütün babaları Ankaralı. Cemal Süreya, Ece Ayhan, Sezai Karakoç. Şiir zaten gruplarla, akımlarla, hareketlerle giden bir şey. Şimdi de öyle. Görsel şiir, deneysel şiir yazanlar var. Ama onlar biraz uzağa gitmiş, Adana’da. " yazanında, çizeninde de bunları okuyunca insan ne diyebilir? adana iyi ki uzak... tabii bu uzaklık başka başka manâları da doğurmaktadır.

s.kırer kullanıcısının resmi
serkan_isin kullanıcısının resmi

ben sana, sen bana, bizim oğlan, bizim kıza, bizim şair, bizim eleştirmene falan filan. açıkcası ahmet ada'nın savunması da kâr etmiyor. bir kere evir çevir kaç tane zamir var türk şiirinin lirik kanadında? iki tane. ben ve sen. (biz ve onlar epik kanadında). bu sen ile süren bu uzatmalı ve düzeysiz ilişki bitse de artık, işimize baksak? yoksa bu ben çok sıkıldı hani!

bu senin adı yok, bir haltı yok, nerde yaşar belli değil, laleliden, sirkeciden trene binerdi eskiden ya da ne bileyim bir yerlerde çalışırdı, cismi, kalıbı belliydi. şiirin karşısına al bir sen, okurun önünde vodvil oyna. okur kaç sen eskitti, kaç taneye teşne, vurgun, ona zar at! bırakın bu senli benli olmayı artık.

har kullanıcısının resmi

Aynı olmasa da, yıllık düzenleyicisinin iddiasındaki bağlamda bir vaka Almanya'da gerçekleşmiş. Bir çok kişi okumuştur, on yedi yaşındaki bir kişinin kitabı önce övülmüş, övülmüş, ardından da farklı bir kitapla büyük benzerlikleri olduğu görülmüş.

Leipzig Kitap Fuarı jürisinin kitapla ilgili "Tamamen temiz bir yapıt olmadığı açık ama metne duyduğum hayranlığı değiştirmiyor. Bence bu da kitabın konseptinin bir parçası.” demesinden çok yazarının "Artık orijinal diye bir şey yok. Sadece otantiklik var.” demesi dikkatimi çekti. Sonra da şunu düşündüm, bu yıllık davasında ne intihal iddiasında bulunan zat, ne de bu suçlamaya muhatap olan, bunu söyleyebiliyor.

s.kırer kullanıcısının resmi

'da+%C5%9Fiirin+durumu&cd=2&hl=tr&ct=clnk&gl=tr

s.kırer kullanıcısının resmi
sepp kullanıcısının resmi

Çünkü bu ülkede hepimiz haklıyız. çünkü bu ülkenin başbakanının gazete patronlarına köşe yazarları için "parasını siz veriyorsunuz isterseniz susturursunuz" ifadesi, onun kişisel ifade özgürlüğünü kullanması olarak görülüyor. çünkü böyle bir ülkede yaşıyoruz.... Herkes "en önemli"... herkesin yaptığı "en önemli şey":.. herkes "haksızlığa uğramış"... bu kadar kabız bir tarih yazma yöntemi görülmemiş olsa gerek... o, her kimse, en kıymetli, o ne derse doğrudur, birdir...

bi yandan da habersisiz son yüzyılda dünyada neler olmuş.. ille onlar ölecek, biz öleceğiz, sonrakiler de ölülerin tarihini okuyacak.... birileri arada kıymet bilecek.. bu mudur yani... işte bu bütün yıllıkları, fayrap'ın çıkmış yıllığını, çıkacak mühür yıllığını, edebiyat ortamı yıllığını da yan yana koyun koyun bakın.. bu bizim 2009'umuz... bakiyemiz budur... halimiz budur.. hepimiz şairiz, hepimiz eleştirmen, hepimiz bilir kişiyiz...

sina akyol varlıkta dergilerle ilgili yazıyor... o dergi, bu dergi.. söz ücraya filan geliyor.. sevgili har!... mesela diyor ki, "Ayşegül Tözeren'in "Olmamış Dışizleri", ve "Adı değişecek" işlerini başarılı bulduğumu söylemek isterim. Neden başarılı bulduğum sorulacak olursa "yerim dar" derim"... "Şiirlerini" demek zor geliyor, "işlerini" diyor.. Çünkü bunu da buralardan almış... Bunun da düşünülmesi gerek... Neden iş denilmiş de şiir denilmemiş, şiir denilmemiş de iş denilmişse "iş" denildiğinde neden esef ediliyor... Yoksa bütünüyle bir "şiir"e mi karşı çıkış var?

Ayrıca, Dizeli ya da dizesiz, bu kimin tekeli? Kim nasıl karar veriyor şiir ya da değil, çalıntı ya da değil, yeni ya da değil, nasıl oluyor? Bu hangi tarif, neye uyuyor, neye uymuyor? Bu konular bazılarına gereksiz görülebilir... Ama bu yıllıklar, bu yıllanmış yıllıklar, tam da içinde bulunduğumuz alanın nasıl parsellendiğinin göstergesi... Paydaşlar arasında sorun yoksa amennna.. Sorun varsa birbirini yiyen yiyene.. O kadar kör olamayız, o kadar da sağır... Duymak ve görmek durumundayız...

har kullanıcısının resmi

Dizeli ya da dizesiz, bu kimin tekeli? Kim nasıl karar veriyor şiir ya da değil, çalıntı ya da değil, yeni ya da değil, nasıl oluyor? Bu hangi tarif, neye uyuyor, neye uymuyor?

galiba burada otonomi konusu önem kazanıyor.

serkan_isin kullanıcısının resmi

Görsel şiir yapanlara şair denmeyeceğine dair bir [[omerta]] uygulanıyor şu sıralarda şairlerimiz arasında. Halbuki bu bir ayrım noktasına tekabul etmesi açısından ilginç. "İş" ifadesi, "şairin çalıştığı şiir" içinden çıkan bir şey oldu. Şairimiz durmadan şiire çalişiyordu, yazarak çalişiyordu falan. Ortada bu kadar çalışkan, bu kadar emekçi, bu kadar şiir amelesi varken, elbette iş, gözüne gözüne oldu. Sonra baktım ki, harbiden de üzerine gidilecek kadar dökümlü duruyordu. Ama şairimize hiç yakışmıyordu, zaten bir şeyi ne kadar çok söylersen, o kadar da az vardı vs.

Şairler, çalışmaya, şiir çalışmaya yaptıkları vurguları bir daha hatırlasınlar. Çatmalı, çatılı, temelli (Enis Batur'un yapısalcılıktan anladığı bu muhtemelen), tabanlı, köklü şiir çalışmaları lafına karşı, birileri "iş" diyor yaptığı şeylere. Lütfen buradaki tuhaf durumu göz önünde tutunuz. Bunlara yapanlara şair, bunlara şiir demek şimdilik çok da önemli değil. O da şiir bu da şiir zaten. Çünkü bu söylem alanları "hakikat"lere göre falan işlemediği için, isteyen istediğini söyleyebilir ve arkasında sağlam bir şekilde durdukça da "sizin şiir dediğiniz şey"ler bir noktadan sonra gözden düşebilir..

Sayfalar