Post-entelektüel

Birincil sekmeler

Çok iyi!
0
O kadar iyi değil!
0

POST-ENTELEKTÜEL DÖNEM VE EDEBİYAT

Benim burada, şimdi, kullandığım biçem kimilerine kitabın dilinin çok yalın olduğunu akla getirebilir, ancak öyle değil. Her zaman ki gibi “sıkı” bir okur bekliyor [w:Hasan Bülent Kahraman] kitabında.

Hasan Bülent Kahraman, şöyle tarif ediyor giriş bölümünde Post-entelektüeli: dolaşıma giren bilgi değil, enformasyon, gerçekle ilgili bir sorun var, gerçeğin öznelliği değil, sıradanlığı magazinelliği önemli diyor ve bu tanımla deyim yerindeyse hedefi on ikiden vuruyor. Kitabında tek kutuplu dünyanın Post-entelektüel dönemin başlatıcısı olduğunu varsayıyor.

Tek kutuplu dünya, roman üzerinden incelendiğinde, yerel sorunlardan çok “romanın soyut-kuramsal ve yazınsal sorunlarını” irdeler yazar, eleştirel bir söylem gelişir böylece, eleştiriye de Marksizm içinden yer ver, eleştiri anlayışını da kitabın son bölümünde uzun bir makale ile tanıtlıyor yazar.

Sabah Gazetesi’ndeki yazısından hareketle –yazar, bir yazısında değindiğini belirtir- yani biraz daha gündelik dille söz edersem, Post-entelektüel dönem, kişileri “kendi bireyliklerinin dışında hiçbir şeyi tartışmadıkları, hiçbir şeyin üstünde kafa yormadıkları bir evreye gelmişlerdir” (bkz: syf 5 entelektüel kime denir.)

Kitabı elime aldığımda, acaba, Post-moderniteye yeni bir yamamı sorusu aklıma takılmadı değil (öyle ya her şeyin, herkesin bir Post’u var.), ancak Post-entelektüel’e yaklaşım “ her hangi bir kurguya dayanmadığı gibi muhtemel kurguları boşa çıkarmayı bir alt metin olarak benimser” (syf:9).

“Türk Edebiyatı, trajik olmayan bir edebiyattır”: Bu tümceyi okuyunca bloğumda, Bloom hakkında yazdığım bir yazı aklıma geldi; [w:Bloom], yazını, [w:Shakespeare]’e bağlıyordu, -ileri ki sayfalarda Bloom’a değinir Kahraman- Ben de, hayır “biz”im yazınımızda “trajik öge” yoktur demiştim, Kahraman’da bu yaklaşımda, ta ki seksenlere dek. Seksenler öncesinde “ideolojik” bir yaklaşım vardır savını sağlam savlarla destekliyor (içerik edebiyatı).

Okur neleri tercih etti, nasıl kendini oluşturdu, kitabı nasıl oluşturdu (syf:68), romanda yeni uygulayımlar ortaya çıkar mı (syf: 75-76), yeni ideolojiler (İdeynost, İdiolekt), romanı nereye götürür? Hasan Bülent Kahraman , kitabında, özellikle romanın yeni bir dünya yaratmada çok fazla öneme sahip olduğuna değinmiş –dünyanın şiirselliği- ilerleyen sayfalarda, yerli romanlarımızdan, yabancı romanlara özel hatlarıyla, değinir yazar (örneğin syf:202- dedektif romanları). Hele son bölümde kitap yayımcılığı-yayıncılığı ilgili bir bölüm vardır ki, kitap da neymiş, okunmuyor diyenlere sesleniyor adeta, yayıncılar-yayımcılardan çok.

Kahraman’ın dünyanın şiirselliği dediği bu “güzel” yaklaşımına katılmamak elde değil, benim gibi romana az ilgisi olan kişiler için bile.