görsel şiir maceram

Birincil sekmeler

Çok iyi!
0
O kadar iyi değil!
0

Çocukken radyonun içindeki sesi, televizyonun içindeki resmi, prizlerdeki elektriği görmeye çalışırdım. Bunun için elimde tornavida o büyülü kutuların arka kapaklarını söker, vidaları çıkartır, kabloları kopartır yeni bağlantılar yapardım..

Renkli bantlarla sarıp kontrol kalemiyle elektriği kontrol ederdim. Prize soktuğum kontrol kalemi küçük beyaz bir ışık verirdi. Uzaklarda bir yerlerde konuşan bir insanı küçük bir kutunun içine taşıyan dalgacıkları görebilmek için etrafa bakınırdım.

Kurcaladığım kutuları tekrar kapatır ve kimse anlamasın diye aynı şekilde toparlar ve üzerine dantellerini örterdim. Bir kadın olarak teknolojiyle tek bağlantımın o danteller olması gerekirdi ama ben bunu pek makul karşılamazdım.

Aynı merak şiiri görmek istememle devam ediyor. Neden görsel şiirle uğraşıyorsun diyenlere bunu söyleyebilirim. Çünkü şiiri görmek istiyorum, ona dokunmak, koklamak, istiyorum.

Danteller örüp şiirin üzerini kapatmak istemiyorum.

Kurcalamak, bozmak, yeniden yapmak, bantlamak, istiyorum. Al bunu oku, bak biz yaptık al evinin baş köşesine koy diyenlere inat o şiiri parçalara ayırıp içini görmek istiyorum.

Mükemmellik, düzen ve huzurun içimde yarattığı can sıkıntısıyla ancak hareketle, dahil olmakla, ve bedensel enerjimi şiire dönüştürmekle başedebiliyorum.

Su geçirmediği iddia edilen kaset çalarımla küvete test dalışı yapıp kasetçalar bozulduğunda kandırıldığımı anladığımdan beri şüpheci bir insanım. Bana sunulan ve iyi şiir diye satılanı da test etmem gerekti. Şiirleri suya daldırdığımda, suyun üzerinde yüzen parçalanmış sayfaların, çizgilerin, harflerin ve sayıların şiir olduğunu hissettiğimde görsel şiir maceram başladı.

Yorumlar

serkan_isin kullanıcısının resmi

Çok iyi!
O kadar iyi değil!

Puanlar: -9

‘yukarı’ dedin

Son günlerde artık o derece papylır olduk ki herhal, Simyacı da olduk.

Herhalde Z. Betül Yazıcı bir şekilde kökümüzü kazıyacak. Mesela durmadan versiyon ve tip değiştiren bir yazısında bizi önce Siyasal İslamcı sonra da ilan etti, ediyor, etmekte.

Ayrıca öfkeliymişiz de.

"bundan dolayıdır ki eleştirdikleri modern şairlerin bazıları gibi görsel/postmodern şiircilerin de ses tonları hırçındır. Ciddiye alınmadıklarından olmalı, hırçınlıkları ulaştıkları “yüce düşünceye” karşı çıkanlara veya inanmayanlara karşı bir küçümseme ve yok sayma tavrına dönüşür."

Ciddiye alınmıyor muyuz? Kendini kandırmanın (self-delusion) eleştiri olduğu yerde, 5-6 kişinin 3 yılda görsel şiir diye bir kategoriyi Şiir Tarihi'nin gözüne sokmasına ne denebilir? Daha ne yapayım, ödül mü vereyim?

Yahû ciddiye alınsak ne olur ayrıca, kim ve /ya ne ciddiye alabilir Görsel Şiir'i, o çap kimde, nerede? Yapılan işi görmeden, çoluk çocuğun gazına gelen ve inadına "lirikler" diye kitap yazan eleştirmenler mi? Madun vantrilogluğu yapanlar ve hırslı dangalaklar mı? Teşekkür ederim, almayayım ben 30 yaşındayım. 28'i, 25'i geçtim. 30 yaşınıza geldiğinizde hepinizi göreceğim, bakalım nasıl şairlik edeceksiniz..

------------- ~ --------------------

har kullanıcısının resmi

Çok iyi!
O kadar iyi değil!

Puanlar: -5

‘yukarı’ dedin

Z. Betül Yazıcı'nın "şiir akademisi"nde yazmış olduğu metni üç kez baştan sona okudum ve bazı notlar aldım.

Öncelikle siyasal islamcı, islamcı ve simyacı olmadığımdan emin olduğum için, Sayın Yazıcı, yazışma gruplarında bu tip yaftalamaları uygun bulduysa, önemsemediğimi baştan belirtmek istiyorum.

Tıbbi terimleri ve mekanizmaları sanat yazılarında kullanmanın moda olduğunun farkındayım, ancak metnin ilk cümlelerinde geçen "önce erimek sonra pıhtılaşmak" gibi bir mekanizmanın Yazıcı'ya göre fizyolojik bir durumu mu, yoksa patolojik bir durumu mu işaret ettiğini anlayamadım. Çünkü bununla tersten bir bakış yaratmak istiyorsa, aksine kanın pıhtılaşmasının fizyolojisinin normal gidişinde de böyle bir mekanizmanın varlığının bulunduğunu hatırlatmak isterim. (Pıhtılaşmanın ana unsurlarından trombin, plazmada bulunan ve suda erime özelliği olan Fibrinojeni fibrine yani suda erimeyen haline dönüştürür. Bu da pıhtılaşma olayının esas işlemidir.)

Sayın Yazıcı'nın bir diğer tespiti ise, "simgesel bir dil kullanmış oluşları".. Bu ibareyi kullanabilmek için işlere bir kez bile göz atmamış olmak gerekiyor, kendisine işleri ve işler üzerindeki Sayın Işın'ın değerlendirmelerini bir kez daha incelemesini öneriyorum.

"Bu amaçla simyacılar cinsel organ şeklindeki fırınlarda yaşamın hünsa/hermafrodit yapısını yani insanı yakmışlar," diye başlayan bir diğer cümle var, Yazıcı bu alıntı cümleyi sadece simyacılık bağlamında değil, arketipler bağlamında da ele alıp üzerindeki düşüncelerini açıklamalı, Jung ve arketipler hakkında herhangi bir okuma yapmadıysa, Frieda Fordham'ın "Jung psikolojisinin ana hatları"yla incelemelerine başlayabilir ki bu, bundan sonraki yazılarında da alıntı yapmak isterse kendisine yardımcı olacaktır.

"bildiğimiz şairin şair olmadan önceki lirik/epik ozan- hekim-büyücü şeklindeki çoğul gövdesine (bir başka üçgen) ulaşırız" Bu çoğul gövdeden kasıt görsel şair midir, bilemiyorum fakat bu kısa çizgilerle ayrılmış sözcükler temel olarak sözlü kültüre dayanan bir "şair profil"i çizmektedir ki bunun görsel şairi imleyebileceğine dair ciddi şüphelerim var, dahası eğer bu Yazıcı'ya göre görsel şaire karşılık geliyor ise, belirtilen anacıl eylemliliğin baskın olduğu paganik anlayışa sahip kişilerin siyasal islamcılıkla ne ilgisi olabilir? Yazıcı'nın bu çelişkilere açıklık getirmesi gerekiyor.

Yazıcı'nın kullanmış olduğu kısa çizgiler de bir önceki örnekte görüldüğü gibi eşler hatta yakın anlamlılar arasında da kullanılmamış olup, buna daha iyi bir örnek ""yurttaş -kul"olmaya duyulan" ibaresidir. Yurttaşlıkla, kulluk yakın anlamlar mı içermektedir acaba? Ben, buna katılmıyorum.

Aldığım notlarda yer alan, "Ama herhalde amaç hiç olmaktır." gibi Türkçe kullanım hatalarının üzerinde durmuyorum.

Sayın Işın, konu ile ilgili yaptığı yorumda, "Herhalde Z. Betül Yazıcı bir şekilde kökümüzü kazıyacak" diye yazmış, Yazıcı, metnini alıntılar üzerine kurmaktan vazgeçerse ve incelemelerini derinleştirirse, bu kök kazıma çabasının değer kazanacağını düşünüyorum. Tabi ki bu incelemelerini sadece alıntı temelli ve "Türkiyede’ki temsilcileri sayılabilecek Hurufi geleneğinin marjinal takipçileri görsel şiirciler" gibi indirgemeci yaftalamalar üzerinden götürmeyi tercih ederse, bunları yazmakla yazmamamın arasında bir fark olacağını sanmıyorum. Az da olsa harcanan bu emeğe ve zamana da yazık.