Louis Zukofsky, İÇTENLİK VE NESNELLEŞTİRME

Birincil sekmeler

Çok iyi!
0
O kadar iyi değil!
0

Poetry dergisinin Şubat 1931 sayısında Nesnecilik’in şiir tekniklerini kuramlaştırırken iki noktaya odaklanır: “içtenlik” ve “nesnelleştirme”.

“İçtenlik olduğunda,” der Zukofsky “şekiller kelime kombinasyonları ile aynı zamanda belirirler, tamamlanmış bir ses veya yapının bir ezginin ya da biçimin habercileri olarak. Yazı, şeyleri var oldukları halleriyle görmenin ve düşünmenin ve onları bir ezginin çizgisi boyunca tanzim etmenin hileli değil ayrıntılı anlatımıyla vuku bulur.”

Zukofsky’nin tanımı biraz muğlak da olsa şu açık ki içtenlikle yazmak kelimeleri, sesleri ve sayfa üzerindeki şekilleri ile bir bütün oluşturacak şekilde düşünebilmeyi gerektirir. Bu bakımdan içtenlik Charles Oslon’un izdüşümcü şiirine delalet eder. “Şeyleri var oldukları halleriyle düşünmek” ise Zukofsky’nin Spinoza’yı kavrayışını yankılar gibidir. Belki de kelimeler, tıpkı Spinoza’nın Tanrısı gibi, maddi dünyada bir vücut kazanıyorlardır. Dilin bu şekilde kavranışı post-yapısalcı dilbilimcilerle birlikte güncelliğini yitirdi ancak Zukofsky yazma, görme, düşünme ve varoluş(varlık) arasında elzem bir bağ kurmakta içten bir şairin bu kavramları bir bütün olacak şekilde birleştirebileceği düşüncesiyle.

İkinci terim olan ‘nesnelleştirme’ “bütünüyle sanat biçiminin bir nesne olarak görünüşüne” dair bir kavrayıştır. Zukofsky bu kavramın sadece estetik biçimcilikle ilgili olmadığını anlatmak için şöyle devam eder: “yazı(iki boyutlu basıdaki duyulabilirlik) her ne kadar bükülen bir dirseğin dayanıklılığını barındırmasa da, bir edimi bir varoluşu kaydeden ve zihni daha ilerideki fikirlere yönelten baskının(matbua) içinde bir nesne olarak(ya da zihni bu şekilde etkileyerek) bulunur”. Yazının nesnelleşme açısından bu noktaya nasıl vardığı çok açık değildir ancak Zukofsky’nin anlatmaya çalıştığı vurgulayan da bu belirsizliktir. Nesnelleştirme algısal bir etkidir somut bir kategori değildir. Çünkü yazar tarafından yaratılması gerektiği kadar okur tarafından da algılanmalıdır, bu oldukça karmaşık bir anlaşmadır, kolay reçeteler için fazla karmaşık.

Zukofsky’nin tanımları açıklık getireceğine daha da kafa karıştırdığından standart bir sözlüğün yardımını almakta yarar var. İçtenlik “zihnin dürüstlüğü”, nesnelleştirme ise “nesnel gerçeklik doğrultusunda davranmak ya da nesnel gerçekliğe sahip kılmak” olarak tanımlanabilir. Bu tanımlar Zukofsky’nin ve arkadaşlarının şiire dair değerlendirmeleri hakkında oldukça bilgilendiricidir. Rachel Blau DuPlessis ve Peter Quartermain’in belirttiği üzere: "‘Nesneci’ terimi tarihsel , gerçekçi, mitoloji karşıtı bir dünya görüşüne sahip simgeci olmayan, imgecilerden sonraki şairler için kullanılır. ‘Hileli değil ayrıntılı’ vurgusu hem dünyanın hem de kelimelerin maddiyetine dikkati çeker.” Dilsel maddiyetle onun içeriği arasındaki bu müzakere hakkındaki saplantı içten yazmanın ve Nesnelciliğin göbeğinde durur.

Charles Reznikof

1894 yılında Rus-yahudi anne babanın çocuğu olarak Brooklyn’de doğmuştur ve Nesneci şairlerin öncüsüdür. Missouri Universitesinde kısa süreliğine Gazetecilik okuduktan 1915’te New York Universitesinde eğitimini hukuk bölümünde tamamlamıştır. Hayatını hukukçu olmak yerine ansiklopedi hazırlayarak ve birtakım yardım faaliyetlerinde yer alarak kazanmayı tercih etmiştir. 1930’da Marie Syrkin’le evlenmiştir.

Her ne kadar şiiri 1960’la kadar pek önemsenmemiş olsa da Reznikof diğer Nesneci şairler için bir model oluşturmustur. Reznikof’un özenle yazılmış anlatı-şiirleri (çoğunlukla kent, tarih ya da İncil temalarını işleyen şiirlerdir) Zukofsky’nin İçtenlik ve Nesneleştirme isimli manifestosunda oldukça önemli bir yere sahiptirler. Reznikof’un eserlerindeki doğrudanlık ve zaman zaman kendini gösteren kara mizah anlayışı hayatta olduğu sırada yayınlanmamış şu kısa şiirinde de görülebilir:

Bazen yolun karşısına geçerken Bir otomobil sürüsü hızlanarak Üzerime üzerime gelir Ama tabii ki ben çok uzun zaman önce Ormanda bir kurt sürüsünün kovaladığı Gezginden çok daha iyi durumdayım. (Cooney 1934-1975,210)

Reznikof 1976’da öldüğünde George Oppen, Reznikof’un ‘çelik putrel/ molozun içinde/hala kendisi’ mısraları üzerine şöyle yazmıştır: “Reznikof’un bu mısraları , bu mısraların ait olduğu şiiri ve tüm diğer mükemmel şiirleri onları ilk okumaya başladığımdan bu yana kırk sekiz yıldır hep benimle olmuşlardır. Sanırım bunların dışında tek bir şiir dahi yazılmamış olsaydı yine de, kendileri hala molozların arasında olan bu mısralar kadar ölçülmez hayatlarımıza, sevgimize ve onurumuza dair demirden imgelerle dolu bu etkileyici, şiirlerle yaşayabilirdik.”(Cooney 1937-1975,11)

Louis Zukofsky

23 Ocak 1904’te Manhattan’da doğdu. Babası ve annesi Rusya’dan göç etmiş ortodoks Yahudilerdi. 1931’de, Colombia Universitesinde lisans ve yuksek lisansını tamamladıktan bir kaç yıl sonra, Zukofsky Nesneciliği esasen Hariette Monroe’nun Şiir Dergisi için özel bir konu hakkında yazarken kurmuştur. Derginin Şubat 1931 sayısında Nesnecilik kavramını açıklamış, ilk uygulayıcılarından bahsetmiş ve hareketi iki manifesto ile kuramlaştırmıştır: “Nesnecilik 1931 Programı” ile “İçtenlik ve Nesneleştirme”. İkinci makale “Charles Raznikof’un Eserlerine Özel bir Atıfla” başlığını taşıyordu ve bu sayede Reznikof’u hareketin baş kişisi kabul ediyordu. 1930’ların ileri yıllarında Zukofsky bir “Nesneciler Antolojisi”ni hazırlamış ayrıca George ve Mary Oppen’la birlikte Nesneci Basımevi’ni kurmuş ve böylece Nesneci geleneğini daha da kuvvetlendirmiştir. Mesleki hayatının çoğunu öğretmenlik yaparak geçirmiştir; Brooklyn Politeknik Enstitüsü’nde on dokuz yıl, Wisconsin Üniversitesinde ise kısa bir dönem edebiyat dersleri vermiştir.

Edebiyat ve felsefe alanlarında eklektik bir okuyucu olan Zukofsky’nin şiiri ve eleştirileri Marksizm’den , Benedict de Spinoza’nın felsefesinden, Bach’ın müziğinden ve Ezra Pound, Wallace Stevens, William Carlos Williams gibi avant-gard modernist şairlerin şiirlerinden beslenmiştir. Zukofsky en çok uzun şiiri “A” ile tanınır. Zukofsky’nin “bir hayatın şiiri” dediği bu şiir karmaşıklığı, kinayelerle dolu oluşu ve parçalı yapısı nedeniyle Ezra Pound’un Cantos isimli şiirine benzetilir.

Zukofsky’nin 1920ler boyunca yazdığı, darmadağın bir sözdizimsel yapıya sahip olan kısa şiirleri çok eleştirel bir ilgiyle karşılanmıştır. Karısı Celia Zukofsky’nin yardımıyla Romalı şair Catullus’un şiirlerini Latince’den ‘Romalı şairle birlikte nefes almaya çalışan’ bir ses oyununa çevirmiştir. 1978’deki ölümünden beri Zukofsky’nin çağdaş şiir teknikleri üzerindeki etkisi özellikle Dil Şairleri’nin ve diğer Amerikalı avant-garde toplulukların çalışmalarında açıkça görülebilir.

Çeviren: Deniz Tuncel