İlhan Berk'ten..

Birincil sekmeler

Çok iyi!
0
O kadar iyi değil!
0

İşaretler:

Benim için işaretler, sözcükler, imgeler gibidir. Aynı görevi yüklenirler. Şiirin yaşamasına katılırlar. okumayı kolaylaştırmak ya da ona yararlı olmak gibi görevleri yoktur. Sözcük paylarını öbür sözcükler gibi paylaşırlar. Dışsal değil, içten bir katılmadır bu. Nasıl sözcükler bir imge yaratmak için gerekli sözcükler bulmak zorundaysa, benim anlattığım nesneler de varolabilmeleri için o işaretleri isterler. (s.17)

Beyaz sayfa:

Beyaz, sayfa, ya da boşluk baştan beri benim özel sözlüğümdür. Şiirin kendisi gibi de bir anlamı vardır. Beyaz, ya da boşluk benim şiirimde yazılan bir şeydir. Bırakılmış bir şey değil. Benim şiirlerimde ne kadar beyaz varsa hep yazılmış beyazlardır onlar. Gözün yazdığı bir yazı da diyebiliriz buna. [...]İşaretler gibi, beyaz gibi ortaklaşır yaratıyı, yaratının sözcükleri olurlar. İşaretlerin, sayfanın, beyazın anlamı şiirin dışında değildir. (s.17)

Dil sığası:

Özün bende baştan beri değiştiği kanısında değilim. Öz gibi, biçim değişikliklerine de uğramamıştır şiirim. Değişik gibi görünen biçimler, özler dilden gelmektedir, dilin kullanış biçimlerinden diye düşünüyorum. Ben bir dil simyacısıyım. Tek gerecim o. Her yerde onu ararım. Evliya Çelebi'ye, Hammer'e, Katip Çelebi'ye, Batuta'ya daha nicelerine düşüşüm, fermanlara, araç gereç kitaplarına, el ilanlarına değiş uzanışım bundandır hep. Çağların diliyle yıkanmak isterim.

Sözlü Anlatım:

Ben 1953'te Yenilik dergisinde Saint Antoine'ın Güvercinleri şiirini yayımladığımda, boğazıma kadar söze dayalı şiirle doluydum. Böylece bu şiirle ona karşı çıkıyordum. Bu şiirle başlayan ve 1955'lere değin süren ve bugünlere kadar gelen şiirlerime bir gün İkinci Yeni deneceğini elbet aklımdan bile geçirmedim. İkinci Yeni başlangıçta kaynağına, yani Türk şiirinin yapısına, sesine ters düşmüştür. Ama her yeni şiirin başına gelir bu. Bugün İkinci Yeni'ye baktığımda, kendimi ondan bütün bütün kopmuş görmüyorum. Hiçbirimiz kopmuş değiliz de. (daha sonra bu sözlü şiir konusu s.90'daki söyleşide tekrarlanır)

Cummings

Aşıkane'de beni en çok etkileyense E.E.Cummings'tir. Cummings'in bendeki etkisine gelince onun dildeki deformasyonuydu beni en çok şaşırtan. Ben sanki o zamana kadar kullandığım dile bakmamışım da sanki Cummings'i okuduktan sonra "dil nedir, dildeki bozma nedir?" konularını düşünmüşüm. Bu da e.e.cummings'e olan borcum. (s.91)

Nazım ve Söz

Hayır, şiirden nedeni yoktur. Gırtlağıma kadar gelip dayanmış söze dayalı şiiri vardır Nazım'ın. Herkes Nazım gibi yazıyordu. Tepkim bunaydı. Genel olarak da sözsel şiire karşıydı. Garip de bunun içinde. (s.96) Lirik ve Görsel

Benim, şiiri herşeyden önce lirik olarak düşünmemden ileri geliyor bu. Böyle bir çizgide ilerliyor benim şiirim; lirik ve görsel. Lirik şiirdeyse, aşk büyük bir damardır.

Sözlü Kültür

Bana göre bir şiir iyiyse o şiir anlamlıdır. Ben sözsel anlama yokum. Sözsel anlam daha çok benzetmelerle yürür ve sözsel anlamda şiir tek-anlam üzerine kurulur. Oysa ben çok-anlama yatkın bir adamım. Tek-anlam benim için sıkıcıdır. Bir şiirin birçok kere okunması herhalde bir şiirden beklenen bir şeydir; oysa tek-anlama yaslanan (söze yaslanan) bir şiire ikinci defa dönmek anlamsızdır. Çünkü eni boyu bellidir artık. Ben kapalılıktan yanayım, çünkü açıklıkta bir kazanç görmem. Açıklıkta pek çok şey yitebilir. (s.102)

Teknik ve dil

Ben, şiir tarihinin bir dil tarihi olduğu kadar aynı zamanda bir teknik tarihi de olduğunu düşünürüm. Bu teknik de dolaylı yollardan geçerek kurulur.

Nesne, Ponge

Hiç unutmam Şenlikname kitabımdaki "Hamsi" şiiri böyle çıktı. Hamsiyi yazmak istedim. Otları da aynı şekilde. Yarım kilo hamsi aldım, bir tabağa koydum, her gün iş dönüşü hamsilerle ilişki kurdum, kısacası hamsiye baka baka, hamsi üzerine kitapları okuya okuya, nesneler dünyasına girdim. Şenlikname bunun sonucudur. [...]Kalem, kitap, masa, pipo, kocaman bir dünyadaydım ve bunu Ponge öğretti. Bir de Georges Braque "objet, c'est poétique /nesne, şiirseldir" der. Nesnelere bağlılığım bu yüzden.

Nesne/Sözcük

Beni hammadde, ham kitaplar çok ilgilendirir. Mesela bir marangoz, bir bakırcı ya da demirci bir kitap yazsa, beni çok ilgilendirir bu. Bir çiftçinin yazacağı şeylere çok bağlanabilirim. Bir şişenin nasıl yapıldığını çok düşünürüm. Hele nesneler. Nesneler üzerine ders verilse dünyada, sanırım bunlar hiç kaçmayacağım dersler olur. Büyük şiir buluyorum bu kitaplarda.

Not: [[İlhan Berk]]'in muhtelif kitaplarından, özellikle Kanatlı At'tan derlenmiştir.