Sizin deneysel şiir dediğiniz şey?

Birincil sekmeler

Çok iyi!
19
O kadar iyi değil!
-27

karayazı - heves Polemiği.

Mehmet Öztek dergi sayfalarından e-posta gruplarına oradan da dedikodulara, oradan da yine dergi sayfalarına taşınan –bana göre aşırı gereksiz- bir tartışmalar zincirini esas alarak, Karayazı’ya bir cevap yazmış. [[Heves]]’in Nisan 2009 sayısında yayınlanan bu yazıdan benim kabaca anladığım birkaç şey var. Bunları paylaşmak isterim.

Karayazı yalnız değil, yani heves’e çatarken belli bir kamunun desteğini alıyor. Ersun Çıplak’ın yazdıkları, düşündüklerinin değil, belli bir çevrenin –ki bu çevre hepimize malûm bir koalisyon- dalgalarının üzerinde Karayazı’yı bir sörf tahtası gibi kullanmaya çalışmakla ilgili. Zaten bu tavrı yüzünden de, her ne hikmetse kabul görüyor. Her ne hikmetse diyorum çünkü bu dergi mergi işlerinde bu kadar çabuk intibak etmek mümkün değil. Şiirin gündemini belirlemek başka, ortasından dalıp olaylardan kopya çekerek, ne revaçta ise onun üzerinden eleştiri gevelemek bambaşka bir şey. Ama mesele Karayazı’nın kısmî ve mum alevi kadar solgun cinlikleri değil. Mesele heves’in ve Öztek’in bu ortalama karşısında ne düşündüğünü bir türlü söyleyememesi ve aslında burada da tuzağa düşmesi. Her ne kadar benim canımı aşırı sıksa da, bu tartışmalardaki saçmalık düzeyinin daha bir can sıkıcı olduğunu düşündüğümden bunları yazıyorum.

- Öztek, heves’in yayın politikasının esnekliğinden bahsederken bir yandan da kamuoyunda oluşan hevesçiler, somutçular, biçimciler falan gibi etiketlere karşı neden sessiz kaldığını bir türlü açıklayamıyor. Tamam heves’in ilk sayıları kesinlikle deney ile ilgili değildi –çünkü ortada bir argüman yoktu- fakat her nedense, işler deney tarafına doğru eğrildikçe (poetikhars ve görsel şiir üzerinden yapılan dosyalar, bizim etkimizin artması, tartışmalar vs) heves’in de yayın çizgisi bu yöne doğru eğilmedi mi? Bu sadece “çağın şiiri” falan diye açıklanamaz. Çağın şiiri son 5 yıldır içinde “deneysel, somut, görsel” gibi laflar taşıyor. Bir düşünelim bakalım, neden? (Sayfa 83, ilk paragraf bunun cevaplanamadığını gösteriyor).

- Karayazı’nın ve diğerlerinin (isimlerini yazmıyorum, zira bundan haz alıyorlar) getirdiği eleştiri neye allah aşkına? Ortadaki tartışma, dizeli şiiri “şöyle mi yazalım”, “böyle mi yazalım” tartışmasından öte ne? Modernizmin verimlerini bu güne kadar düşünmemiş, şiir envanteri içinde bulundurmamış fakat bol keseden atma dediğinde mangalda kül bırakmayan birkaç dergicinin, ortada popüler/revaçta olan ne varsa, onunla ilgili fikir ve küfür yürütmesinden başka hiç bir şey yok! Can sıkan bir nokta da, “deneysel” lafının kapsamının nedense “deneysel şiir” yazanlar tarafından değil, eleştirenler tarafından belirlenmesi.

- Öztek, 84 ve 85. sayfalarda bir izlekten bahsediyor. Az önce sorduğum üzere “neden ki?” sorusuna cevaplar arıyor. Ama ben soruyorum buradan Sina Akyol’un şiirleri ne idi peki? Sina Akyol, bugüne kadar neyin, ne tür bir deneyin peşinde koşturuyordu? Kaç sayı boyunca ben Sina Akyol gördüm o dergide, ilk okul çocukları gibi sağa sola serpiştirilmiş dizeler, kelime parçaları ile. Minimalizm miydi? Neydi? Ve içeriği neydi o şiirlerin? Hesap mı şaştı yoksa o zamanlar niyetler bambaşka mıydı? (Bana sorarsanız bambaşkaydı, hem de ne başka!)

- 86. Sayfada Öztek, bir ton isim sayıyor. Akif’ler, Galib’ler, Orhan Veli vs. Benim görüşüme göre bu adamların hiç biri deney ile ilgili tek bir düzgün laf etmiş değildirler. Şiiri tanımlama işi, kendince tanımlama işi bambaşka bir şey, birisi köye yeni bir adet getirdiğinde “du bakalım!” diyebilmek için bir kenarda ölçütler bulundurmak bambaşka bir şey. Modern Türk Şiiri’nin tutan verimleri var. Bu tutan verimlerin ve bunlara ait sözlüğün, söz diziminin “deney” denen şeyin projesi ve müfredatı ile ilişkisi aşırı havaî bir şey. O şiirde sağ-sol, ilerici-gerici, lirik-epik vs. bir ton şey var. Bu bir ton şeyin bizi götürdüğü bazı siyasalar var. Ama bunların hiç birinde, şiire, şiirin neliğine dair, sorular yok. Yani sayılan adamların, isimlerin –ünlü olmaları ve şiire başka yerlerden bakmaları dışında- ortak hiçbir yanları yok. Öyle olsa izleri sürülebilirdi. Bunların şiirin anlayışı ile ancak dalga geçebilirsiniz şimdilerde, eğer ciddiye almak içinizden gelmiyorsa.

- Öztek’in yürüttüğü tartışma kabaca bir biçimcilik tartışması aslında. Çünkü biçim ile içerik arasındaki bağın belirleyiciliğini bir türlü anlatamıyor. Bir türlü ortaya bir “söylem aralığı” çıkmıyor. Eski yeni nasıl olur belirlemesi, yeni ne olabilir sorusu falan gibi birşeyler. Oysa Türk Şiiri’nin yeniye ihtiyacı yok. Türk şiiri kendisine gelenek olarak gördüğü şeyin ağzının payını vermek için can sıkıldıkça evire çevire yeniledi şiiri. Ama geriye ne kaldı? Yine gelenek denen şeyin çevrimi, artık gelenek haline gelmiş bazı hassasiyetlerin hayaletleri ve bastırılanın geri dönüşü. Lirik şiirin, epik şiirin aldığı hali bir düşünün.

- Öztek, yeninin ideal şartlarda bir eleştiri ve birazcık da kuram taşıması gerektiğini düşünebilirdi. O zaman ortaya Sina Akyol gibi bir facia çıkmazdı. Aslında karşı olduğu şeyin üzerine kalması bir yana, buna nasıl cevap vereceğini de bilmiyor. Ve sanıyorum böyle giderse, ligin üst sıralarına oynayacak ama rakipleri Soylu Yenilikçi Şiir, Nanonizm, Neo-Epik ve buna benzer “karınağrıları” olacak.

Bu arada, bütün bu tartışmalarda “görsel şiir” falan diye geçiştirilen bir şey var. Bu, zaten tartışmaların ne kadar boş olduğunu gösteriyor bana. Karayazı gibi dergilerin çektiği en büyük numara, sizi Batılı Modernizmin dehlizlerini biliyormuş edaları ile soru yağmuruna tutmaları. Hayatında modern resim ile, postmodern-sanat ile kurduğu ilişkinin ne olduğunu bilmeden, mimari, müzik vs ne düşünür, ne bilir bilmeden oradan oraya örneksiz, ideallerle, alıntılarla ve saçma sapan anakronizmlerle köşeye sıkıştırdıklarını düşünmeleri. Ortaya konan örnekler ise, genelde ya Mallarme, ya da “gül şekli verilerek yazılmış dizeler”den öteye gitmiyor. Ve bu tuzağa Öztek düşüyor. Birilerinin deneysel şiir dediği halt beni ilgilendirmiyor. Ersun Çıplak’ların düşündüğü gibi de kimse kimseye “neden böyle yaptığını” tek tek açıklamak zorunda değil. Emek verin efendi! Ortada yeni, iyi, tuhaf ya da kötü bir şey olduğunu düşünecek kadar göz atıyorsanız, zaten iletişim kuruyor eser sizinle. O zaman bunu reddetmekten vazgeçin de, okumayı deneyin. Bildiğiniz gibi okuyamadığınızda da, ailenize küfür edilmiş gibi kabadayılanmayın kimseye. Bir de, herkes avangart görmüş, herkes modern sanatın olmazsa olmazlarını falan belirliyor, herkes sanat tarihçisi, herkes bir kez müze gezmiş, herkes sanat galerilerinde en uç örnekleri izliyor gibi de davranmasın, komik görünüyor.

Son olarak Aydınlanma Projesi, Modernizm, Modernite vs. sadece şiir üzerinden tartışılınca işte ortaya böyle Türk İşi bir şey çıkıyor. Öztek’in de kurduğu dizge, aynı bu dizge işte. Ve bu da sanıyorum bana tuhaf geliyor. Çünkü kuramsal olarak bu sistemden beslenince, ortaya ne çıkıyor?

Yorumlar

mirhan ozan kullanıcısının resmi

Çok iyi!
O kadar iyi değil!

Puanlar: -1

‘yukarı’ dedin

burda artık karayazı üzerinde durmaya gerek yok onların bir oyun üzerinden bu noktaya düştükleri belli fakat heves nasıl bir mantıkla elindeki nüveye ters davranır bunun açıklaması zor.

bu nüve ki (içinde poetikharstan da ücradan da var) hiç hesap gütmeden destek vermiştir.ne zaman dönmüş bu hesap bunu çözmek lazım. yoksa biçimci olmak somutçu olmak görsel olmak bunlar art konular.önce şiirin arkasında durup bunu açıklamak gerekiyor.yani gerçek bir şiir tartışmasına iyi dosyalar ve iyi yazılar ve iyi şiirlerle destek olmak gerekiyor.

güç ayarı çekmek isteyen kendi şair janrı üstünde prim oluşturmak isteyen bir takım dizgesiz fakat somut şairlere boyun eğmek gerekmiyor ve bu tartışmaya onun şiir siyasetinde olduğunu gösterircesine yanaşmak hiç yakışmıyor.

bazı şairleri ve onun şiirlerini gerçekten iyi tartmak gerekiyor.yani orhan veli akif galipten önce günümüze gelişin ve günümüzün dinamiklerinin hangi şiir üzerinden yürüdüğüne bakmak gerekiyor.eğer nabız atarken iyi duyuluyorsa.

ikinci yeni dendiğinde sadece belli isimler üzerinde kalmamak gerekiyor.ece ayhan ismi unutturulmak istenirken neden ısrarla turgutuyar üzerinde bir şiir arayışı sürdürülüyor.ikinci yeni dendiğinde sanki sezai cemal ve özellikle ilhan berk es geçiliyor.ikinci yeni turgut uyar dışında es geçiliyor ve bu yapılırken şiirin teknik yanı küçümsenirken (bu bir şekilde görsel şiirin de küçümsenmesinin bir ayağıdır) bunların merkezinde bir şekilde heves yer alıyor.

görsel şiirle ilgili bir tek örneğe bile rastlamamışız heveste.bunun bir açıklaması olmalı.

böylece nasıl bir güç ve şiirin nabzını tutmadır.özteğin bu yazısı da havanda su dövmedir.ömer şişmandansa hiç bahsedesi gelmiyor insanın bırakın şairliğini.

artık burdan da modern şiir safsatalarını nasıl yutturmuşlar anlıyoruz en modern şair diye geçinenlerden.

murat üstübalın karagözdeki kalemgir şiirini bitirişiyle seslenmek istiyorum onlara:

hadi

üstübal kullanıcısının resmi

Çok iyi!
O kadar iyi değil!

Puanlar: -4

‘yukarı’ dedin

Karayazı'ya yüklenmiştim ya kendi poetikalarını oluşturmadan sunmadan şiirin patikalarında ilerliyorlar diye, işte Heves'in de aynı sorunu vardı bence ilk başlarda.. Bu arkadaşların hasbelkader bir şiirleri vardı başlarda, ama kendi şiirleri üzerine oturup düşünmeyen nereye gidiyoruz biz diye sormayan bir güruhun isimlerin çekim alanına girmeleri de kaçınılmaz oluyor.. Öyle şairlerden bahsediyoruz ki Heves öncesinde Baki Ayhan'dan etkilenenler Heves başlayınca kendilerine ilk yanaşanlardan medet ummaya başlarlar Hilmi Yavuzlar mı geçmedi Heves tekkesinden, Birham Keskinler mi yoksa Haydar Ergülenler mi? Bu kadar ismin yanına Ücracılar,kekemeler, epikler, amcalar falan da girince kafalar karışır tabii ki! Hele bu editörler arasına bir de Hatayı her daim elzem belleyen üçüncü tekil şahıs da girerse seyreyleyin cümbüşü..

İlk başlarda biz de dahil büyük bir yeni şair kesimini klişeye karşı çıkıyoruz diye oyalamayı başardılar! Ama görüldü ki, kendilerine tehlike olabileceğini düşündükleri görsel şairlerle Ücra şairlerinin emeğini bile takdir edecek bir yazıyı yazmaktan imtina ettiler.. Kendi adına böyle bir uğraşı ikame edemeyenler başkalarının çabalarını nasıl takdir edebilirler ki! Mahfil'e kızıyorum ama, bir bakıma Mahfil bu ayrımın turnusol kağıdı oldu galiba..

İkinci yeni öykünmesidir yaptıkları, belki biçimci yeni olma çabalarıdır bilemiyorum.. O kadar cevap verilecek kesim varken ufak bir hedef olarak Karayazı'yı seçmeleri de manidardır, bu bir acziyetin ifadesidir. Üstüne üstlük onlar adına ve onların yanında yer alanları bile susturmaya çalışmalarına diyecek laf bulamıyorum.. Bu, gücü, denge politikası ile elde etmenin en basit ve ucuz numaralarından biri..

Deneysel ve biçimci eleştiri yoğunlaşınca ilk işleri Orhan Veli'nin ve bir tür beat şiirin kanatları altına kolayca sığınırlar, ben demiyorum son sayıları öyle söylüyor!

Ben hep şunu söylüyorum son günlerde, kilikya çetelerinde bizans entrikaları bitmez!

Bu siteyi uzaktan izleyip haberler alıp hiç yokmuş gibi davranmaları bir yana, bari yaptığınız işin hakkını verin diyorum onlara! hadi onu da yapamadınız bu işin hakkını vermeye çalışanların hakkını verin!

Yalnız şunu da söylemek istiyorum bir yandan, bakın bu ders hepimize.. Gerekirse Heves'i de görmek lazım, poetikhars'ı da Ücra'yı da diğerlerini de.. Niye görmüyorsan onu da yazacaksın işin hakkını vermek için... Bana göre, görsel şiir büyük bir potansiyel içeriyor günümüzü çözümlemek için, ancak, dizeli şiir dizeli olduğu için modası geçmiş bir şey değil, içeriği yeterince güne ayak uyduramadığı için şikayetçiyim dizeli'den.. Sonuçta, dizeyi öyle bir nüve ile kullanırsın ki hesap döner kasap söner..

üstübal kullanıcısının resmi

Çok iyi!
O kadar iyi değil!

Puanlar: -11

‘yukarı’ dedin

Açıkçası, ben üzülüyorum böyle yazılar yazmaktan. Bir zamanlar aynı dergilerde, kitaplarda ve meclislerde yer aldığımız arkadaşlarımızla böyle ters düşmeyi sindiremiyorum. Hatta amacımızı aştığımız bile olabiliyor! Amca derken üçüncü tekil şahıs derken pişman oluyorum üzülüyorum; çünkü bu insanlar benim bu şiir dünyasında sevdiğim insanlardan bazıları! Eski dost düşman olmaz ve insan sevdiğini daha çok yaralarmış diyesim geliyor içimden.. Bu mesele, arkadaşlıkla ilgili bir mevzudan çok şiirle ilgili bir mesele..

Yalnız sonradan şekillenen yargılarımız hariç bir çok yargımı ben zamanı ve yeri geldiğinde paylaştım; burada yazılanlar kapalı bir mecliste söylenen dedikodular değil. Hem daha önce öyle ya da böyle dillendirilmiş şeyler anlamında hem de herkes tarafından izlenen açık bir site anlamında söylüyorum bunları..

Şimdi bakın, Pan yayınlarından çıkan Gelenekle Deney adlı kitapta yer alan şairler arasında Serkan Işın'ın bulunması gerekmiyor muydu mesela? Serkan'ın avukatı falan değilim. İlla o kitapta şu eksik niye yok veya şu çıksın şu girsin falan da demiyorum, haşa.. Sadece dediğim Serkan'ın görsel şiir bağlamında olsun, onun dışında ürettikleri falan ortadayken, Serkan Işın nasıl böyle bir kitabın veya toplamın dışında bırakılabilir?( elbette başkaları da var ama Serkan Işın bu kişiler arasında en görüneni-belirgini olduğu için söylüyorum onu).. Buradaki sorumluluk Heves'in elinde değil tabii ki.. Açıkçası, bu kitabı hazırlayanlara Serkan'ın ismini hatırlattığım için benim içim rahat.. yine de her seçim öznel ve şahsidir deyip geçiyoruz..

Serkan Işın poetikhars'ta olsun zinhar'da olsun Heves ve ücra'dan ve birçok dergiden bahsetti ya da bahsedenlere destek verdi.. Yeri geldi eleştirdi yeri geldi açımladı.. Ama en nihayetinde, Heves'in artan ivmesini dikkate alanlardan biridir. En az Ücra kadar değer vermiştir; biz Ücra'yı kapatırken içimiz rahattı Heves ve poetikhars(zinhar) var diye..

yazılacak çok şey var ama hastalarım da beni bekliyor. Hastalarım derken fan'larım değil ama!! Bizim hiç fan'larımız olmadı, ücrayız diye... Böyle de kalsın lütfen! belki bir boşluk bulursam devam ederim..

Ancak, şunu da belirtmeden geçemeyeceğim: Karayazı'nın arkasında belli ya da belirsiz bir güç olduğuna inanmıyorum.. Dergide yayınlayan isimlere bakmak kafidir bunun için.. Yalnız belli bir kesimin desteğini almak istemiş olabilirler, o desteği de tamamen yanlış bir yerden bakarak kaybetmiş olabilirler! onların da yolu açık olsun; ne diyelim artık!

sevgiler,selamlar..

serkan_isin kullanıcısının resmi

Çok iyi!
O kadar iyi değil!

Puanlar: -3

‘yukarı’ dedin

Şiir ortamımız öyle zengin, öyle verimli öyle ucu bucağı belli olmayan güzel ve tuhaf şeylerle dolu ki, elbette görsel şiir gibi şeylerin minör olarak görülmesini ben doğal karşılıyorum. 'dan bu yana yazı ile tanışıklığımızın miladını düşününce işin içinde bir düşman, bir de cönk falan olmalı, bu kanımıza işlemiş.

Ama yine de hata bizde sanıyorum, neden mi?

Ne yetenekler geliyor şiirimize, ne cömert, ne çok katmanlı, ne bilgili, ne kendisi olabilmiş adamlar, kadınlar geliyor. Hepiciğinin kitapları yüzbinlere ulaşıyor, hepiciğinin sözleri bir dantel gibi işleniyor yurdun her tarafında. Mesela bir bakıyoruz bir şair önce Şiirİstanbul'da ödül alıyor daha sonra da Heves'te görülüyor şiirleri. Mesela nanonizm isimli bir akım, sessiz sedasız ama dev adımlarla arkasına aldığı bürokrasinin rüzgarı ile avangard okulumuzun 100 yıllık modern hastalıklarına, parodi ile, şaka ile cevaplar veriyor. Örneğin 5 yıldır aklımıza gelmeyen yöntemlerle bize çok basitçe görsel şiir yapılabileceğini söyleyen ve örneklerini gruplara atan abilerimiz var. "Teknosa" mı "Teknodünya" mı diye ayıramıyorduk, bir çok derginin eleştirel yaklaşımları bizi ayılttı diyebilirim. O kadar para döktüğümüz Photoshop kurslarından da kaydımızı aldırdık. Ama en azından Seda Sayan'ı ekranda öyle nasıl gösteriyorlar, biliyoruz artık.

Ben böyle bir şiir ortamının var ya, ta alnından öperim. İsmim, geçmiş geçmemiş, ne önemi var, gerçekten. Zeynep Cansu'nun Derya Vural'ın Barış Çetinkol'un falan işlerinin bu gündeme yetişmesi mümkün değilmiş gibi de geliyor bana hep. Öyle resimleri al, tarayıcının üzerine koy, tara, sonra da silgilerden harf oy, onları mürekkeple kağıda bas. 1000 yıl önce atalarımızın yaptığı şeylerden ne medet umuyoruz, ben onu anlamıyorum bak Üstübal. Biz var ya, çok sağcıyız, çok muhafazkarız Üstübal. Çok hem de!

üstübal kullanıcısının resmi

Çok iyi!
O kadar iyi değil!

Puanlar: 2

‘yukarı’ dedin

Kalemgir şiirinde: 'senin sağın, benim solum' demişim, nasıl dedim hatırlamıyorum.. yalnız şu var: iki karşı karşıya duran insan birbirine göre sağ ve soldur perspektifleri falan onların sağını solunu belirler.. Ben böyle bakıyorum olaya.. Eğer dışarıdan soyut bir sağ ve sol kavramı getirirseniz bu iki kişi için bu kavramlar soyut anlamlarıyla değil de kendileri için anlamlı olan anlamları ile var olurlar.. Düşünün ki, bu iki kişinin önüne bir yönden bir nesne uzattınız diyelim, biri sağ eliyle öbürü de sol eliyle alır onu.. Hatta solak olması bile etkilemez hangi eliyle aldığını.. Herkes o nesneyiş en çabuk ya da kolay hangi eliyle tutarsa o eliyle alır eğer özellikle şartlanmış biri değilse.. Bu şu anlama da gelir birbirimize göre sağ veya sol oluşumuzdan çok nesneyi kavrayıp belli bir eylem,iş veya niyet için o nesneyi kullanma durumumuz önemlidir. Yani icraatın niteliği ve verimi anlamlıdır..

Şimdi bizim meselede de şiir yazıyoruz değil mi? BU şiiri yazma koşullarımız ve o şiirin yazıldıktan sonraki koşulları işin içindedir.. Serkan Işın'ın şiirlerindeki eleştiri potansiyelini bilen biri olarak Barış Çetinkol'un işlerindeki dışa dönük eleştiri düzeyinin gören biri olarak yaptıkları iş sağ ya da sol görünmelerinden bağımsızdır diyebilirim.. İşin içine bir de şiir tekniği ya da ölçüsü falan girince mesela dizeli şiirde olduğu gibi iş çapraşıklaşıyor,hatta anlamsızlaşıyor! Mesela, solcu olduğu bilinen bir çok şair çok ilkel ve muhafazakar bir şiir tekniğiyle yazarken, muhafazakar ideolojik bir yaklaşımı olan bir şair kendi şiirinde son derece yeni bir teknik ile ortaya çıkabiliyor. Şimdi elbette böyle karışıklıkların olduğu bir ortamda ayıraç şiirin orijinalliği ve bildirdiği sanal bağlılaşığın düzeyi ile niteliğidir.

Ben artık nesnel bağlılaşık lafını değil sanal bağlılaşık kavramını kullanıyorum! Ama her sanal bağlılaşığın nesnel bağlılaşık kadar etkin olduğunu varsayarak.. Üstelik bir simülatif soyma işleminin bu nedenle elzem olduğunu varsayarak.. Mesajın güncelliği ve sunuş şekli bu nedenle önemliyse Gazze şiiri yazıp yazmamızdan önce mesela, o şiirde nasıl bir gazze mesajı verdiğimiz önemlidir, olayı kendi güncel ve tarihsel gerçekliği içinden kavrayıp sunup sunamadığımızla.. ve Gazzeye rağmen göndermelerin çeşitlenip çeşitlenemediğiyle..

Şimdi böyle baktığımda ben yazılmış Gazze şiirlerinin (değişik forumlarda falan görüyoruz) iyi niyetli ama romantik olduğu için etkisiz kaldığını düşünüyorum bunu ister solcusu yazsın ister sağcısı.. Romantizmin kalıplarını yeni tip kapitalizm çoktan çözmüştür klasik sol-sağ bağıntılarını çözdüğü gibi.. Mücadele düzeyi bu anlamda çok daha bağımsız çoğul merkezlerden olmalı sanki.. Dolayısıyla kendi aramızda yaptığımız bu tarz ayrımlar bireysel veya grupsal çabaları bölmekten başka bir işe yaramıyor.. Bakışlar değişecek! Başka yolu yok! Ama faşizan olanlar gidecek yine başka yolu yok!

Adı geçen tüm bu şiir dergileri ve çevreleri içinde kendine ya da grubuna oynayan varsa gidecek ya da değişecek, bunun başka bir yolu yok! Bunu biz yapamazsak başka bir genç hareket gelecek bu işi devralacak, elbette bu nanoizm olmayacak daha düzeyli ve yeniliğe ayak uydurmuş bir yeni nesil şair grubu olacak..Daha önce de böyle oldu.. Kendimizi yenilememizin önündeki tek engel beraber yürümemizi engelleyen şeydir: kişisel zaaflar ve iktidar hırsı..

Üstelik bizim bir misyonumuz daha var: işte bu siteyi de okuyan yeni ve yetenekli şairlere iyi bir miras bırakmak, bu miras sadece şiirlerimiz değil, bu miras aynı zamanda birbirimize beslediğimiz iyi niyet,dayanışma ve özveridir başka bir şey değil..

gerçekten sevgiler.

sepp kullanıcısının resmi

Çok iyi!
O kadar iyi değil!

Puanlar: -5

‘yukarı’ dedin

Daha önce de birkaç kez belirtmiş olmalıyım. Poetikhars'ın buradaki pek çok insanın olduğunu sandığım gibi eski bir izleyicisi değilim. Hemen hemen altı aydır izliyorum diyebilirim. Bu süreçte çok fazla görüş bildirmedim.Benim gibi çok fazla görüş belirtmeyen insanlar olduğu gibi -henüz- hiçbir şey söylemeyen izleyiciler de olmalı diye düşünüyorum. Yoksa bu akış üç beş kişi için değildir herhalde..

Karayazı, Heves, Ücra, Poetikhars.. konularında bugün konuşulan pek çok şeyin özünde, geriden gelen birtakım olmuşluklar, edebi yaşanmışlıklarla ilgili olduğunu görüyorum. Tabii Karayazı, Heves ve poetikhars hala aktif oldukları için ayrıca düşündüğüm bir sürü şey var ama iş deneysel şiir, görsel şiir tartışmalarına girince geriye bakmak gerektiği ortaya çıkıyor. Bu olmuşlukları sıcağı sıcağına izlemediğim için (Yine de bu anlamdaki eksikliği kişisel eksiklik olarak almakta sakınca görmüyorum) aynı oranda yorum da yapamıyorum.

Ancak özellikle Murat'ın sabahın erken saatlerinde yazdığı yazı, zaten türlü nedenlerle kafama takılan bir düşünceyi yeniden canlandırdı. Bunu zaman zaman hepimiz yapıyoruz. Şiirle ilgili -ya da edebiyatın başka bir alanıyla- eleştiriler yaptığımızda ve bu eleştirilerin ucu gidip "insan"a dayandığında, hele de bu insanlar bir zamanlar aynı çerçevede ya da zeminde yer aldığımız insanlarsa duygusallaşarak birilerini fazladan incitip incitmediğimiz konusunda duraksıyoruz.

Murat'ın yazdıklarının bir kısmını böyle algılıyorum. Oysa belki de sözü edilmesi gereken, "bir zamanlar aynı mecliste" olanların artık neden "aynı mecliste" olamadıkları. Onları ayrI düşüren eğer kişisel meseleler değilse -ki sanmıyorum- bunun daha üst gerekçeleri olmalı. Bu anlamda hem insan olmamızdan kaynaklanan iç huzursuzluğunu anlıyorum hem de bunların birbirine karıştırılmaması gerektiğini düşünüyorum.

Durup düşünmemizi gerektirecek o kadar çok çatlak var ki şiirimizde. Çoğu zaman sadece adı geçen dergiler değil, diğer dergilerin halleri, yaptıkları, yapamadıkları, türlü şair halleri.. Bir türlü kendine sızacak yer bile bulamayan şiir.. bi de en acıklısı, uğruna her şeyin yapıldığı belirtilen kutsal "okur", durmadan ileri sürülen piyon "okur"..konusu.. Bilmiyorum nerde kendileri.. Gerçekten düşündüğünü düşündüğümüz şeyleri düşünüyor mu? Dolayısıyla soru da sorun da çok fazla.. Bunlar şimdi tekrar dilimin ucuna gelenler..

Çok uzatmıyım tabii.. Ama duygusallığın zaman zaman bu konularda yanıltıcı ve tehlikeli olabileceğini düşünüyorum...

üstübal kullanıcısının resmi

Çok iyi!
O kadar iyi değil!

Puanlar: -10

‘yukarı’ dedin

Duygusallığın zaman zaman yanıltıcı olabileceği doğru da mantığın ya da tartışmanın da tek başına öteki dediğimizi ötelediğimiz sürece bir amaca hizmet etmediğini anlatmaya çalışıyorum.. Söylediklerimizi söyledikten sonra bir vicdan muhasebesi yapmak gerektiği gibi hissettiklerimiz uğruna da söylediklerimizden vaz mı geçeceğiz? Hayır.

Sepp'in sözüne diyeceğim yok! Doğru elbette: bir zamanlar aynı mecliste olanların niye hala aynı mecliste olmadıklarını sorgulamak! Bunun şiir-çevre ilişkisiyle sorguluyoruz zaten.. Ama yapamadığımız şey bunu şiir içi tartışmalarla pekiştirmek.. Bu da sadece bir kişiyle değil herkesin kendi şiire bakışını şeffaflaştırması ve ortaya dökmesi ile ilgili bir konu.. Eksik olan da bu zaten.. Valla okur bu işin dışında kaldığını gösteriyor zaten: Ahmet Hakan örneği ortada..

Sonuç olarak diyebileceğim; bu tartışmalar nesnel ve objektif boyutlarda sürecek/sürmeli ama, bu işi yaparken karşımızdakini anlamamız ve tartışmaya dahil etmemiz gerekiyor! Bunun için de bir güven ortamı şart ki tartışabilelim, biribirimizi yanlış mı anlıyoruz görebilelim..

Elbette tartışmalar kavramlardan insanlara dayanacak ama bunun kişisel olmadığını garanti altına alabilmemiz kendi poetik doğrularımızı ifade etmekten ve de yine kavramlarla konuşmaya devam etmekten geçecek gibi görünüyor..

Eski tuzaklar bırakalım sadece eski şairlerin bizden öncekilerin düştükleri tuzaklar olarak kalsın.. benim temennim bu.

nebulae kullanıcısının resmi

Çok iyi!
O kadar iyi değil!

Puanlar: -2

‘yukarı’ dedin

İlk önce böyle öğretiliyor: Çalışan kazanır elması kızarır. Türk şiirinde de böyle olmuş gibi görünüyor. Ama acaba o kadar basit mi? Sağ ya da sol diyerek görmezden gelinenler Türk şiirinin bir kaybı veya da verimi sayılmayacaksa, Orhan Kahyaoğlu'nun yazdıklarını bir yere koymamız gerekiyor. Utku Özmakas, günümüz şiirinin eleştirmeni ilan edilmiş. Üç Nokta dergisinin 2000'li yıllar şiiri dosyasında da birçok kişi Özmakas'ın eleştirmenliği konusunda ittifak etmiş görünüyor, Cihan Oğuz müstesna. Birkaç yıldır "deneysel", "görsel", "neo-epik" vb. başlıklar altında bazı şairlerin ismi sayılıyor. "Deneysel şiir" kategorisinde isimleri anılanlar ne yapmış? İkinci Yeni'nin iktidarına son vermiş. Mehmet Öztek de bu rahatlıktan yola çıkarak Heves'in bir çeşit savunusunu yapmış dergide, Karayazı'ya karşı yazdığı yazıda. Tanzimat şairlerini, Orhan Veli'yi, İkinci Yeni'yi de örnek olarak getiriyor. Orhan Veli, Öztek gibi yapmış. Kahyaoğlu'nun yazısını da hesaba katarsak, şunu kabul etmemiz bekleniyor: İkinci Yeni'nin pabucunu dama atan bir "İkibinci Yeni" var. Bir de neo-epikçiler var onlar da Fayrap'da yazıyorlar. Ahmet Güntan, Enis Akın, Osman Konuk gibi şairlerse bu isimlerin bir bakıma öncüsü gibi gösteriliyor. Öyleyse günümüz şiiri, Heves, poetikhars.com, Mahfil, Fayrap'ta toplanıyorlar. Ücra'yı da unutmayalım. Geriye kim kalıyor? Hayriye Ünal, Yücel Kayıran, Baki Ayhan T., Celal Fedai, Ali Ayçil, Ali Emre, Gonca Özmen, Onur Caymaz falan filan. Ha bir de doğudan pörtleyen şiir vardı di mi? Bunların dışındakiler avuçlarını yalasınlar. Bence manzara bu.

üstübal kullanıcısının resmi

Çok iyi!
O kadar iyi değil!

Puanlar: -7

‘yukarı’ dedin

Utku Özmakas konusundaki düşüncelerimi açıklamıştım ama yine ifade edeyim. Özmakas yüzeysel ve çiğ bir eleştiri yapıyor ve kırk fırın ekmek daha yani.. Asıl problem onu eleştirmen diye başımıza saranlarda ki onlar da heves editörü Öztek ve kendi dergisinde yazmaya başlayınca onu parlatmaya soyunan Ramis Dara'dır. Bu kuşağın asıl eleştirmeni Erhan Altan olabilir; ama nedendir bilmiyorum ondan da bahsedilmiyor! yaşı tutmuyor herhalde!

Ben bir iktidar tarafından bakanlardan olmadığım için deneysel şiir diye bir kategoriye inanmıyorum bunu tıpkı Şarkdemir'in kullandığı postmodern tanımı gibi genel anlamda kullanıyorum. İkinci Yeni'ye de öyle pür bir akım olarak bakmadığım için hepsinin şiirine tek tek baktığımda bugün o şiirin vadesinin dolmaya başladığını görüyorum; İkinci yeni klasikleşmiştir artık. Okur gözünde böyle olmadığını biliyorum ama gerçek bu! yalnız onun yerini dolduracak olanların da o şiirleri estetik düzeyde aşacaklardan çıkacağını düşünüyorum; hala Heves sözü etmiyorum yani..

İkibinci yeni tabiri Bülent Keçeli'ye ait.. Öyle bir kuşak var belki de adı geçen şairlerden mi oluşuyor tartışılır elbette.. Kaldı ki, çok da önemli değil.. Sayılan dergi isimlerini ve şairleri hangi birimiz gerçekten ele alıp büyük bir değerlendirmeye tabi tuttuk? Ücra'yı bile hala deneysel şiirin çıkış noktası sayıyorlar, halbuki biz böyle bir kavramı yetersiz bulduğumuzu bunun genelleştirici bir tuzak olduğunu söylüyorduk dergi konuşmalarında.. Bazıları bize postyapısalcı bazıları ise yapısalcı diyor..Sözde postyapısalcı filozofların düşüncelerini şiir için kullanıyormuşuz falan.. Biz sadece, şiirlerimizin post yapısalcı yöntemle çözümlenebileceğini-yorumlanabileceğini söyledik, o kadar!

A.Güntan, O.Konuk veya E.Akın sadece şair isimleri.. Benim öncüm değiller mesela.. Öncüsü iseler birilerinin onlar da çıkıp dillendirsin o zaman.. Şu şair bizim öncümüz gibilerinden.. yok bence böyle bir durum.. Bana göre bu şairlere abartılan saygı onların yapıtları konusundaki bakışlarını flulaştırıyor. Saygı duyuyorlar ve o şairlerin etkisinde değil gölgesinde kalıyorlar..Belki Enis Akın farklı olabilir bu şairler için.. Etkilenmiş olabilirler..

Neo-epikçilere gelince yaptıkları nerelerde gezindiklerini göstermiyor mu zaten? A.güntan'ın son sayılarındaki söyleşide söyledikleri enteresan: biçimcilerin asıl şekillerini daha bulmadıklarından bahsediyor, asıl koalisyonların henüz şekillenmediğinden! ben bunlara bakmıyorum aslında..

Karagöz dergisi bir anlamda bu çok anlayışlı tartışmanın yeri olma yolunda gidiyor: ücra, görsel şiir, epik şiir vesaire.. bu çok ilginç bir durum.. buradan iyi işler de çıkabilir.. Mahfil gibi olmayacağına eminim.. çünkü Mahfil birkaç kişinin ısrarıyla oluşmuş bir dergiydi eklektik kaldı maalesef..

ortada böyle bir dergi ve isim iktidarı veya kirliliği varsa eğer bu diğer şair ve dergilere de haksızlık bir bakıma..

daha önce de konuştuğumuz gibi, isimler ve nereye ait olduklarından çok, şiirlerin ne ifade ettiğine bakmak lazım.. Bunu yapacak eleştirmenler nerede acaba? Olsa bile, bunu gösterecek bağımsız bir şiir kamuoyu var mı? Düşünün ki, Ö.Şişman bile Fayrap,mahfil ve Heves'i İkibinli yılların dergileri olarak görebiliyor! Peki bunu bizim yüzümüze niye söyleyemiyorlardı, ne değişti?

sepp kullanıcısının resmi

Çok iyi!
O kadar iyi değil!

Puanlar: -9

‘yukarı’ dedin

konunun sarpa saracak bir tartışmaya dönüşmesini hiç istemeden birkaç şey söylemek isterim. özellikle "şiirimizde milenyum kuşağı"yla ilgili.. Neden böyle diyorum çünkü çoğu kez odak utku'nun kendisi olduğu için. Oysa bütün bunlara neden olan utku'nun yaşı vs. değil, ortadaki somut bir kitap. dikkati çekmeye adından başlamış, zaten böyle olsun diye de bu adın seçildiği belli bi kitap.. kitabın basıldığı yayınevi tarafından nihayetinde bir paraya dönüş aracı olarak görülmesi ve şairler için bir paratoner kadar şimşek çekici olan "kuşak" sözcüğü filan iyi buluş ve makul bence..

hem üçnokta'da hem çıkan yıllıklarda gelen eleştirilere baktım.. hepsi şu minvalde gidiyor: "henüz genç, taraflı, çok yolu var" ve az önceki gibi de olabiliyor: "yüzeysel ve çiğ bir eleştiri".. nedenlerini az çok anlamakla beraber bu dili çözemiyorum.. yani bütün bunlara neden olan şeyin eleştirisinden kimse söz etmiyor.. bu gerekçeler kitabın giriş bölümündeki uzun değerlendirme yazısına mı geliyor, yoksa utku'nun "milenyum kuşağı şairleri" diye "zar attığı" şairlere mi? yok canım bunlardan milenyum kuşağı olmaz mı diyoruz? bunlar olamaz mı diyoruz? kuşağın "milenyum" kuşağı olmasına mı geliyor eleştiri? yazanın 22 yaşında olmasına mı? "bu yaşta böyle bir şeye kalkışılır mı" mı diyoruz? sahiden neye geliyor?

kaldı ki.. işin gözden kaçırılan başka bir yanı da bu kitabın oluşmasında yer alan, buna neden olan şairler. sonuçta bu şairler kitabı biz okurlar gibi çıktıktan sonra bir kitabevinde görmediler. hazırlık aşamasında haberdar oldular.. kendilerine sorulan soruları cevapladılar.. yani yakın bir gelecekte diğer isimlerle birlikte utku özmakas tarafından "milenyum kuşağı şairleri" olarak adlandırılacaklarını biliyorlardı. henüz hiçbirisi "hayır ben milenyum kuşağı şairi değilim.", "buna itirazım var" demedi bildiğim kadarıyla. Ya da içinde yer almaya dair gelen eleştirilere bir karşı-eleştiride de bulunmadı... Sadece Nilay Özer yanlış hatırlamıyorsam "neden şu isimle yan yanayım" gibi bir şey diyor üçnokta'da.. O da kendi başına bile sorunlu bir noktadan soruyor bu soruyu... (yine de yanıltmıyım bakmak lazım tekrar) ... Yani bu kitabın içerden de ciddi muhatapları var. Ve onlar da bir şey demiyorlar (kaçırmış da olabilirim belki hatırlatan olursa sevinirim)

Denk geldiğim yerlerde yazılarını izliyorum. Akatalpa'da da birkaç aydır Milliyet Sanat'ta da.. Bu noktalara ve bu noktalarda olmaya dair de eleştirilere açık şeyler var, nereden baktığımızla alakalı... Yazıldıkları yer ve kağıt üstünde kapladıkları alan itibariyle genellikle "değinme" havasındalar ve ele aldıkları bir mesele yok gibi algılıyorum okuduklarımı.. Bu anlamda yazdıklarım bir savunu değil. Sadece acaba "eksik" mi bakıyoruz meselelere diye düşünüyorum. Ordan da konu "eleştiri nesnesi, şekli, dili, yöntemi" gibi konulara dönüyor ve orda kalıyor.. Bunları yazma nedenim bu...

Yine çok uzamaması için diğer konulardaki birkaç şeyi de şimdilik erteliyorum kendi adıma...