"yasakmeyve şiir değilse nedir ki"

Birincil sekmeler

Yasakmeyve’yi google’da aradığınızda ana site çıkıyor ve şöyle bir ifade görünüyor: “Modern şiir üzerine düşünen, çalışan ve ulusal olarak yayınlanan iki aylık Türkçe şiir dergisi.”

Derginin künyesinde ya da kapağında böyle bir ifade/ibare yok aslında.. İnternet için bir öntanım olarak konulmuş sanırım.

Bir önceki dosya konusu “şair ve korkusu” idi.. cılızdı.. bu sayının konusu da “şair ve sigarası”.. tamam, sigara bizim milli bir şeyimiz neredeyse ve neredeyse yazan herkes, sigara müsaade ettiği sürece de kullanıyor da.. yine de insan başka şeyler beklemiyor mu bu ifadelerden..

Etiketler: 

Yorumlar

har kullanıcısının resmi

sigara kullanımı bu kadar yaygınsa, bir sonraki dosya konusu olmasa bile, şairin konusu, "şair ve kanseri" olur gibi geliyor bana. yasakmeyveden bağımsız, fazlasıyla serbest çağrışım.

üstübal kullanıcısının resmi

Bana göre yasakmeyve çok zayıf ve etkisiz bir dergi olarak yayın hayatını sürdürüyor. Dosyaların böylesine havada kalmasının sebebi de bir meselesi olmadan bazen populist tavırlarla seçilmiş olmalarından kaynaklanıyor. Enver Ercan'ın nasıl bir şiir görüşü olduğunu daha doğrusu olup olmadığını bilmiyorum; o yüzden dosyaların neden böyle eğreti durduğu konusunda fikir beyan etmek anlamsızlaşıyor. Keşke başka bir meslek alanında faaliyet gösterseydi Enver Ercan daha başarılı olurdu.

sepp kullanıcısının resmi

Aslında bir tarafta Varlık'ı bir tarafta TYS'yi önceden Siyahî'yi şimdi yasakmeyve'yi yeni ek karakalem'i ve yasakmeyve şiir kitaplarını (ki aynı kan kaybı son dönem çıkardıkları şiir kitaplarında da var bence) filan düşününce sadece Enver Ercan'a bir şey diyesi gelmiyor insanın... Hele yasakmeyve'de filan, o imkânlarla bir ekip olması gerekiyor galiba daha farklı olması için. Ama belki de hemen hemen her yanımızdaki "tatsızlık"tan onlar da herkes/hepimiz kadar nasip almış görünüyorlar... Yani bir şekilde merkez olmamaya çalışarak merkeze oturmuşken başka bir şey bekleniyor.. Yoksa işte t-onlarca dergi var irili ufaklı, ama yine de böyleyiz... Her şey bir noktada sıkışacak gittikçe ve sonra n'olucak bilmiyorum.. Acaba toptan vaz mı geçeceğiz?

serkan_isin kullanıcısının resmi

Dergilerin ve yayınevlerinin durumu -en azından içinde az çok olduğum için biliyorum ki- kriz ya da ekonomi ile ilgili değil. İçerik ve tutum olarak bayır aşağı gitmelerinin sebebi eğer kriz ya da ekonomi gibi konsa da, bu çıkmazı kendimiz yaratıyoruz. Bakın, ben yıllardır, internetin en azından insanlara bir şeyleri duyurmak için aşırı yeni ve ellenmemiş ve masrafı az bir ortam olduğunu söylemeye çalışıyorum. "Tekno Dünya" diye aşağılayıp bir kenara teorik olarak atılan bu AĞ ile ilgili verilere biraz göz atsa bizim edebiyatçı yayıncılarımız belki de işler çok daha keskin şekilde düzelebilirdi. Hece'de bir yazı yazdıydım herhalde bugüne kadar dağıtımcı denen şeyden bahseden ilk ve tek yazıdır edebiyat dünyamızda. Ne oldu?

Örneğin bu yılın ilk altı ayında;

"2009 yılının Ocak –Ağustos döneminde mektup, telefon ve internet üzerinden yapılan alışveriş, geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 16.9 artarak 12 milyar 146 milyon TL’ye ulaştı.

Bu dönemde sanal ticaret geçen yıla göre yüzde 5 artarak 5 milyar 397 milyon TL oldu. Sanal mağaza sayısı ise yüzde 12.6’lık artışla 20 bin 153’e yükseldi." ()

İmdi, bütün bu göstergeler önümüzde dururken, hala ve hala 1980'lerin yarattığı o dar dağıtımcı, tanıtımcı ve ulaştırıcı mecrayı bırakıp, neden bu tarafa geçmiyoruz, geçemiyoruz? Çünkü ortada yapısal bir sorun var. Yapısal sorun, örneğin hala 1000 tane okur var diye yola çıkıyor. 1000 tane değil, bu kafayla 300 tane bile şiir okuru yok memlekette, ama bir ton insan tarafından satın alınıyor.

Yasakmeyve'ye gittiğimde, dergiler o ufak büronun girişinde, sol tarafta yığılı idi tavana kadar. O arşivi eritmek için kullandığımız yöntem, bunları a) ideefixe ve kitapyurdu üzerinden %50 indirimle satmak takım olarak, b) kütüphane ile anlaşarak oraya göndermek oldu. Arşivler eridi, dergi kütüphanelere gitti ve o ufak alan da bize kaldı.

Bizim edebiyat piyasamız genişledi, farkında iseniz. Öyle veya böyle roman yazarak geçimini sağlayanlar var. Sırf roman da değil, telifle yaşanabilir hale gelindi. Ama biz şairler, örneğin bir derginin şiirlerimize telif ödemesi fikrine bile katlanamıyoruz.

Diyeceğim o ki, bu kafayla bu iş böyle sürmez. Ama bu işi yapabilecek yayıncı şairlerin de çağ atlaması gerekiyor (En azından şiir otobüslerinde birbirlerine dayamayı bir kenara bırakmaları gerekiyor).

Ha içerik mi? Ondan mı şikayet ediyoruz? Sadece birbirlerini okuyan, okur diye önemli bir varlığın ne dediğini, ne istediğini, neyi merak ettiğini bilmeyen, onu dönüştürmek için çaba harcamayan "sivil"leştikçe, muhafazakarlaşan ve askerileşen bir edebiyat kamusundan bahsediyoruz burada. Can sıkıcı dergiler, can sıkıcı ve durmadan tekrar eden dosyalar ve internet üzerinde sadece kavga, dövüş, laf sokma, edebi hırslarını tatmin etmeden başka hiç bir değer üretemeyen şairler, yazarlar! Gerçeği ile sanalı arasında bir fark var mı? lütfen bakınız, bunları satın almak ve edinmek için ne gibi bir sebebimiz olabilir ve kitapçıda satılan dergilere neden para ödemeliyiz??

üstübal kullanıcısının resmi

Şiir kamusu ve sosyalitesinin genel durumu ve dergiciliğin sorunları açısından serkan ışın'ın söyledikleri bence de doğru. Fakat sorun matbudan internete geçmekle, dönüşmekle bitmiyor ne yazık ki.matbudan internete geçiş kendi doğallığında ve sürecinde gerçekleşebilir ; oysa zihinsel süreçler kendiliğinden değişmiyor.. Anlayış, disiplin ve çalışmanın sonucu olacak bir zihinsel hoplamaya ihtiyacımız var biz yazar ve şairlerin.. Mesela Enver Ercan örneğinden gidecek olursak Sepp'in de bahsettiği onlarca dergiyi çıkaran bir adam nasıl bir görev bilinci içindedir, nasıl bir entellektüel doyuma ulaşmaktadır? Bu soruyu nasıl yanıtlayacağını merak ediyorum doğrusu. Şimdi dergi yokluğunda Varlık hala varlığını sürdürüyor, yasakmeyve popüler dosyalarla ilgi çekici olmaya çalışıyor, komşu yayınları güzel güzel şiir kitaplarını basıyor; fakat bunların şiir ortamına katkısı nedir, şiir ve edebiyat tarihine, şiirin geleceğine... Enver ercan bir işi yapmış ki öbür işe sarılıyor; daha doğrusu Ercan yaptığı bir işten tatmin olduğunu düşünüyor ki, başka bir işe soyunuyor! Yani zihinsel olarak yaptığı işi iyi bir şekilde yaptığına gerçekten inanıyor demek ki. Ya da telaşla bir şeylere yetişmeye çalışıyor: göz önünde olmaya, görünür olmaya... Şiirde meselesi olan bir adamın tavrı değil bunlar.. Enis Batur da bir misyon adamıydı ama Türk şiiri ve düşünce hayatına kazandırdıkları ortada.. Burada kişileri karşılaştırmayı doğru bulmuyorum ama bir düzey ve nitelik farkını örneklemeye çalışıyorum..

Yoksa mesele matbu ya da internet, ekonomi ya da siyaset değil de zihniyet gibi geliyor bana.. Enver Ercan internet dergiciliğinde şiire ve şiir düşüncesine çağ atlatacak durumda değil bence.. Öyle ki, internette ne düzeysizliklerle ve statükocu anlayışlarla karşılaşıp hayal kırıklığına uğruyor insan! Matbu dünyası yorgun ve hantal bunu kabul ediyorum, internet dünyası kıvrak ve hızlı... Ama bunları kullanan zihniyetlerdeki niyet ve nitelikler bu dünyaların da niteliğini belirleyici duruma geçiriyor..

sepp kullanıcısının resmi

Evet ama başka bir açıdan bakınca da ben bugüne dek E. Ercan'ın orda ya da burda büyük büyük laflar ettiğini, akatalpa ya da sincan istasyonu (ilk aklıma gelenler olarak) gibi dergilerin editörlerinde/editör şairlerinde rastladığımız gibi yani, şeyler söylediğini duymadım, okumadım. Amaç bağcıyı dövmek değil yani... Elbette kaptan gemiden mesul de tayfa da masum değil... Tayfayı kaptan seçeceğine göre o noktada kaptan da masum değil vs... Ters giden şeyler var işte her koşulda... TYS bir yazar örgütü olması; Varlık,tam bir kurum dergisi olması itibariyle zaten kimseye hareket edecek kişisel bir alan ya da gerçekleştirilecek bir vizyon filan bırakmıyordur, bırakmaz, sanmıyorum... Varlık'a rağmen Siyahî (ki onun zemini de başkaydı) ya da yasakmeyvenin, Varlık yayınları varken Komşu yayınları'nın oluşma nedenlerini de tam bu noktaya bağlıyorum. Yani Üstübal'ın dediğinin aksine "bu oldu bitti, bunu da yaparım" diye değil.. Orda olmayan/olamayan şeyler hasebiyle... Ordaki sınırlar belli zaten. Zaten bu nedenle de ne olsa Varlık pek değişmiyor, bu da yerini korumasını sağlıyor kendince... yasakmeyve nereye doğru gidiyor, onu da izleyerek göreceğiz...

Matbuu alanda bir şey düzelmeden internet üzerinde bir şey değişeceğini sanmıyorum. İçerik filan anlamında da.. İnternet sadece belki kısmen dağıtım engelini aşar, masrafları azaltır ama diğer problemler çözülmedikleri sürece internete de yatay geçiş yapacaktır.. Bunun da örnekleri yok mu?

Zor işler... Daha bugün şiir penceresinde "şairleri uzaktan sevmek en güzeli" diyordu edebiyatçılar derneği başkanı.. Düşünsenize 1000 küsur üyesi olan bir derneğin başkanı ve muhtemeldir ki bu üyelerin en az %50'si "şair"... Ha, ben de çoğu zaman şairleri uzaktan sevmeli diyorum ama 1000 küsur üyeli bir derneğe de başkanlık etmiyorum... Ne'yi tutsak elimizde kalıyor, ben biraz da umutsuzum artık bu konularda galiba... Sonuç olarak, henüz teşhis edebilmiş değiliz ki bazı şeyleri çözüme de gidemiyoruz diye düşünüyorum...

üstübal kullanıcısının resmi

Kişinin on parmağında on marifeti olmasını ben de takdirle karşılarım fakat bu marifetler bir hikmete dönüşmüyorsa düşünmek lazım... Burada Enver Ercan'ın ismi de önemli değil, ben bir gerçekleşmeme durumundan bahsediyorum.. TYS 'de başkan ya da görevli olması ile birlikte bu Varlık'taki veya Yasakmeyve'deki görev ve misyonlarında bir sinerji gerçekleşti mi ona bakarım bir okur olarak.. hayır benim gördüğüm bölük pörçük yarım kalmış işler, ucu kapalı kalan dosyalar..

Şükür ki, beylik laflar eden biri değil sanırım, yani ben hatırlamıyorum.. Hiç değilse öyle biri değil diyelim ama zaten mesele kişisel değil icraatla ilgili.. Zihniyetin kendini sinerjik kılamaması ve doğurucu üretici olamaması ile ilgili. Siyahi ise bu çalışmaların içinde en işlevli deneyimdi, siyahi'deki ekibin dinamikliğinden kaynaklanıyordu bu da, Ercan'ın buradaki katkısını bilemiyorum; eğer onun da katkısı varsa kutlamak düşer bize.. Fakat şiir konusunda Enver Ercan'ın yetersiz ve verimsiz kalışını açıklamıyor bu da.. Tekrar ediyorum buradaki mesele Ercan değil bu zihniyettir; Ercan olmasa başka biri de böyle bir kurumsallık ve yapılanma içinde farklı davranamaz.. Belki bu zihniyetin öbeklendiği alanları tartışmak gerekecek..

serkan_isin kullanıcısının resmi

Varlık'ın ağır ve neredeyse bürokratik yapısını çekip çevirebilmek kolay değil. Oysa Üstübal'ın dediği gibi Siyahi, dergi olarak çıkmadan önce ruh ve kip olarak VARLIK'ın kapağını ve tasarımını değiştirdiği zamanlarda iş başındaydı ve gerçekten iyi dosyalar çıktı. Benim gördüğüm kadarı ile Enver Ercan ve o kadro Siyahi'ye öyle karar verdi. Siyahi de battı gerçi, çünkü bu işler o kadar kolay yürümüyor.

Bir de şu var, tamam Varlık, öyle bürokratik bir dergi, ama Çakmakçı'nın "Varlık yerine Gösteri" diye tutturmasını anlamış değilim ben (). Gösteri'nin günümüz şiiri ile ilişkisi ne kadar olabiliyor (Hasan Akay'ı bir kenara koyarsak)? Ve tuhafı, Gösteri'de çok daha parsellenmiş bir alan var sanki. Neyse.

Enver Ercan'ın benim gördüğüm bildiğim kadarı ile Yasakmeyve'yi çıkarması zaten, şiire daha genç, belki de biraz daha canlı, tekinsiz bir alan açmaktı. Fakat olamadı diyelim. Ya da oldu ama henüz beklenen seviyede değil. Çünkü bir dergiye dosya gönderen kişiler, eğer o dergiyi satın alıp okumuyorsa, hiç okumamışsa, orada bir tuhaflık var demektir. O tuhaflık zaten bizde işin temelinde yatan tuhaflık.

Hamiş: Yasakmeyve'ye bir süre fazla içeriden bakma fırsatım olduğu için zamanında, pek fazla bir şey söylemek de istemiyorum. Benim sezdiğim, gördüğüm, şiir otobüslerinde tepişenlerin çoğunluğunu oluşturduğu bir piyasada, 391 çıkarmak o kadar da kolay değil.

Hamiş numerö 2: Bir de şu var, şairlerimizin çoğu -özellikle belli bir yaşın üzerindekiler- hala dergilerde şiir yayınlamayı bir nefs meselesi falan sanıyor. Dergi ile girdikleri ilişki, tam da böyle faydacı bir ruh halini barındırıyor "şiirimi yayınlasın, başka ne isteyeceğim" diyor. Sanki orası bir panoymuş gibi. Derginin söylem alanı ile ilişkiye hiç girmiyor, dergiyi sahiplenmiyor ya da ne bileyim buna benzer bir aidiyet kurmuyor. Sadece şiirini, yazısını gönderiyor, sonra da çekip gidiyor. Oysa bu böyle midir?

denge kullanıcısının resmi

naçizane bir soru isterdim. tamamen bilmediğimden, belki de yabancılıktan. nedir yahu bu şiir kamusu. yenir mi? yani şiirinizi eğer bir ikinci kişiye gösterdiğiniz an zaten kamu malı olmeyor mu bu şiir denen şey? gerçi zaten şiir yenen birşey olduğundan bence şiir kamusu da yenebilmeli. zaten ben de yasakmeyvenin sadece adını seviyorum, kimi sayılarında cidden fâideli bilgiler verdiği doğrudur, ben onu da severim. inkar edemem. ama yasakmeyve yenen birşey olmasaydı muhtemelen bakmazdım.

üstübal kullanıcısının resmi

Şiir kamusu: yesen yenilmez satsan satılmaz bir garip orhan veli işte... belki onlar seni beni yer, tahminen.. Ben de yasak meyvenin tadını seviyorum, yasak olan herşey gibi... Yemeyi de uyku kadar seviyormuyuz ne? :) Biz böyle yedikçe uyudukça adamlar ortak şiirler yazıyorlar, netcez şimdi??!!

har kullanıcısının resmi

denge'nin yazdığını görünce birkaç saat önce yazmaya niyetlenip, vazgeçtiğim şeyi yazayım bari dedim..

böyle yazışmaları görünce ki, genelini itiraf ediyorum, tam okumuyorum, hakikaten önemli mi bunlar diyorum. Baykal gibi tekrarlayayım, önemi var mı bütün bunların.

sonra bir tarafım, tabi ki önemli, saçmalama ayşegül, bunlar şiir tarihine not düşmek.. gibi cüneyt özdemirvari konuşuyor.

diğer tarafımsa,

- lan ne şiir tarihi, ne zaman eklemlenebilmişsin, diyor.

lan diye başlayan biraz yüksek sesle konuştuğundan genelde onu dinliyorum sonra.

sepp kullanıcısının resmi

Har'ın yazdığını görünce birkaç gündür yazmaya niyetlenip, vazgeçtiğim şeyi yazayım bari dedim.. (buraya kadar her şey olduğu gibi gerçekten. demek ki aynı şeyleri düşünmeden de tamamlanabilir bazı şeyler.)

çünkü ben de tam har'ın aksi bir yönünden şöyle düşünüyorum çoğu zaman.. iki türlü: birincisi, sahiden önemi var mı bunların? git, başka şeylerle uğraş... (ki bu ses beni çok ikna edemiyor, mırıldandığım için olsa gerek).. ikincisi, (buraya yazdıklarımız ya da mimler filan özellikle şiir kamusu/piyasası/dünyası/günümüz şiiri vs. ne ise onlar için) sahiden önemi var mı bunların, kaç kişi için daha önemli olabilir ya da sözü edilmeye veya okunmaya değer... ama beni bu da ikna edemiyor... bir de eklemlenme meselesi filan değil tabii, belki kendi yürüdüğümüz yola karşı bir sorumluluk.. dünya ile ilgili meselelere karşı olduğu kadar... yoksa kendimizde kalmamız için de fazlasıyla sebep var aslında...

liman kullanıcısının resmi

Şair ve nargilesi gibi bir dosya olacaksa ben de katılmak isterim. Zaten yasakmeyve'nin modern şiirle alakası, nargile içen adamın kübizmle alakası kadar olabilir ancak.

üstübal kullanıcısının resmi

Maalesef bunlar çok önemli ama bunlarla biz uğraşmamalıydık! Her dergi çıkaranın okuruna karşı hak ve sorumlulukları var, onları iki taraf ta yerine getirmeli.. Okur da dergici de hesap sorabilir. Düşünün ki, yasakmeyve bir kaç yıldır Konya'ya girmiyor.. ya bizim özel çabalarımızla getirtiliyor ya da Ankara'ya İstanbul'a uğradığımızda alabiliyoruz alacaksak eğer.. Biz hakikaten aslında bu dergi ve kişileri önemsediğimiz için söz alıyoruz.. poetikhars'ın önemsenmiyor gibi görünmesi ya da gerçekten önem atfedilmemesi şiirin dünyasında önemsiz olduğu anlamına gelmez.. Sonuçta, burada hepimiz eleştiriye açığız. Bu medeni cesareti gösterdiğimiz için söz alıyor ve eleştiriyoruz yeri geldiğinde de eleştiriliyoruz.. Fakat bazı kısır döngülerin ortasında çaresiz kalıyoruz. Bu kısır döngülerin bizim dışımızda oluşması bir yana, muhatapların duyarsız kalması da ayrı bir vaka.. yine merkez-periferi diyalektiği işlemeye başlıyor.. Kısır döngülerin yılgınlığı ve sonrasında ortaya çıkan içe kapanma ve sinizm bize bu soruyu sorduruyor: önemi var mı acaba? Evet var ama çaresiziz.. Bunu kendimize itiraf edemediğimiz için duyarsızlığa bürünmemiz bir tür projeksiyondan yani savunma mekanizmasından başka bir şey değil gibi göründü bir an bana..

sepp kullanıcısının resmi

şiir dünyası üzerinden bakıp söylememiştim aslında değer konusunu filan.. birçoklarıyla yollarımızın kesişmeyeceği kesin, o nedenle aynı şeyler de ilgilendirmiyordur bizi büyük olasılıkla.. burda bile yani, üyeler ya da izleyenler açısından demek istedim biraz da... geçenlerde yeni tanıştığım bir genç şair -24 yaşındaydı- şiirleri varlık'ta, heves'te, yasakmeyve'de yayımlanmış, x şiir ödülünün övgüye değer ödülünü almış... kitap-lık, varlık vs. gibi dergiler dışında, genel tabirle ve onun deyimiyle üç beş kişinin bir araya gelip çıkardığı, parası olmayan, genel dağıtıma girmeyen dergilerin çıkması ona göre anlamsızmış ve üstelik şairin dergileri ya da şiir kitaplarını izlemek gibi bir yükümlülüğü de yokmuş, olmamalıymış... Akli baliğ olmasına ve o kadar da genç olmamasına rağmen şiir gönderdiği dergiler dışındaki hemen hemen hiçbir dergiyi bilmiyordu ve geride neler olduğu da onun için önemli değildi.. dedim ki kendi kendime, evet belki de şair o! ve ona da dedim ki, sen evde şiir yazarken, muhtemelen biz sokakta olucaz ve yapacak başka şeylerimiz de olacak... neyse işte, şiir kamusunun bir parçası da böyle...

üstübal kullanıcısının resmi

Bir kısım şair de hiç dergilere göndermez, ilgilenmez bile hatta yazdığını başkasıyla paylaşmayan şairler de var, duyuyorum.. Bunların hepsi şair elbette. Oysa biz bir şekilde bahsettiğimiz sistemin içinde debelenen şairlerden ve yayıncılardan bahsediyoruz diye düşünmüştüm.. Tabii ki herkes dilediği gibi davranacak şiire fakat beni ilgilendiren benimle aynı dünyayı soluyan, aynı şiir ortamının içinde olanlar.. Kuşbakışı mesafelerden bazen ortamın genel alışkanlıkları ve hataları daha net göründüğü ve tartıştığımız örnekleri de ilgilendirdiği için böyle bir durumdan söz açtım.. Sepp'in de yaptığı gibi kümenin daha da genişletilip daha yüksek bir kuşbakışı mesafeden olayları değerlendirip daha çaplı bir şiir ortamı/camiası vizyonuna ulaşmak da mümkün.. Yalnız ben hem baş edebileceğim hem de şu anki konuşmamızı ilgilendireceğini düşündüğüm bir mesafeden bakmayı tercih etmiştim.

sepp kullanıcısının resmi

Temel konularda çok farklı düşündüğümüzü sanmıyorum zaten. Ayrıca aşırı genellemek de çok sakıncalı oluyor, çünkü bu kez de her şey havada kalıyor. Biraz da bu nedenle yakınımızdakileri, izlediklerimizi, gördüklerimizi örnekliyoruz. Yasakmeyve, Haşhaşi, Varlık, Gösteri ya da başka dergiler... Sonuçta hepsi benzer sıkıntılar üzerinden dilimize takılıyor. Bize düşen de düşündüklerimizle yaptıklarımızın asgari tutarlı olmasını sağlamak galiba.. Yazdıklarımızın, yaptıklarımızın, çıkardığımız/çıkaracağımız dergilerin, edindiğimiz tüm bu izlenimlerin etrafında şekillenmesi... Bir şekilde içinde olduğumuz bu ortamda yüzümüzü ve sırtımızı dönüp üç maymunu oynamanın da bir âlemi yok... Zaten biraz da bu nedenle herkes çok rahat, "ben yaptım oldu" diyor... Sonuç olarak, daha epey bir süre bunlara tanık olacağız. Ama hiç olmazsa bir yandan nefes alma alanları oluşturulabilir. Poetikhars her ne kadar bir görsel şiir platformu olsa da ve bunun altı çizilse de, onun bütün bunların dışında/uzağında durduğunu düşünmüyorum. "Konuşulabilir" olması bile başlı başına bir şey...

üstübal kullanıcısının resmi

Bir yandan da ilişkilerin asgaride tutulduğu bir şiir ve şair ortamı var. İlişkilerin fikir alışverişi ve karşılıklı empati kurmaktan çok egoların tatmini ve kişisel alanların korunmaya çalışılması şeklinde işleyen bir ortam.. Şimdi, editörlerin bulaştıkları işlerin griftliği ve yıpratıcılığı böyle bir ötekilik bilincini göremeyecek kadar fazla.. Yani yan sanayi olarak yürüttükleri işleri kast ediyorum.. dernek başkanlığı gibi tv programlarına çıkmak gibi işler asıl işini mükemmel yapan bir editör için hem hak hem de ödevdir, fakat bizim ortamımızda her şeye aynı anda yetişmeye çalışılıyor her şeyden nemalanmaya çalışan bir çevre var.. Fakat bu kadar kalabalık camiaların içinde bile iletişim bir empatiyi gündeme getiremeyecek kadar yitik durumda ise düşünmek lazım.İşte, şiirpenceresi'nde okuyoruz: şair ve yazarlarımızın otobüs ve etkinlik maceralarını kavgalarını.. Bu lüzumsuzluğu bile algılayamayacak düzeye gelmiş durum, herkes bağırıyor ama kimse kimseyi anlamıyor ya da anlamak istemiyor. Bunun arkasında bir yaratım yitimi, üretim azalması veya bir tür azalan verim sorunu varsa bir özgüven sorunu ile birlikte işleyen bir hoşgörü yitimi de kaçınılmazdır.. İşte Poetikharstaki tartışmalarda hiç olmazsa biz bu magazin yarışını görmüyoruz çünkü etkin bir yer burası.. tartışmaların belli bir sorunsal ve edim etrafında döndüğü ve görsel şiirlerin üretildiği bir tavrı olan bir ortam.. En azından yazanların hiç olmazsa Türk şiirindeki şiir ve sanat meselelerini dert edindiği bir ortam.. Bunun nedeni de dinamizmin daim kılınması poetikharsta.. yani mümkün mertebe..

sepp kullanıcısının resmi

Muhtemelen bu konuşmalar birileri için can sıkıcı, off ya da püff lük şeyler.. Öyle haklısınız, sahiden sıkıcı.. Ben de sıkılıyorum... Öyle aşırı dozda nezaketin ardından aşırı dozda hakaret de çıkabiliyor orda burda, pencerede, kapıda, bacada... Biz bundan anlıyoruz ki, çağdaş insan yapaydır da aynı zamanda... Kendisi değildir, olamamıştır.. Kim ona nasıl bir ayna tutarsa o da aynı aynada öyle görür kendini... Şiirimiz geniştir, 21 sayfalık bir dergiye 28 şairi toplamda 37 şairin yazısını ya da şiirini sığdırır. Mesele, oranın bir toplanma yeri olup olmadığıdır.. Toplanma yerlerimiz çoktur bu yüzden.. Bizim şiirimiz paralel gider.. Orda olan burdadır da aynı zamanda.. Kimsenin kendi koordinatının olması gerekmez.. Herkes açısını, herkesin olduğu yere göre ayarlar.. Çokluk neredeyse, oraya dönmüştür projektörler de... Olabiliş yeri orasıdır. Ordan izlenebilirsiniz... Hep aynı şeyi düşünüyorum. "Aşırı bir özgüven pompalaması" var bizde... İşte mimleyecektim, vazgeçtim... Milliyet 1950-2004 tarihi arası gazete arşivini herkese açmış. Vakitiniz olursa bakın, arama kısmına "şiir" yazın, onu yazın, bunu yazın... 28 Ocak 1964'te, İlhan Berk altı aylığına Fransa'ya giderken, kendince vatanı terk ederken, ona ne soruyorlar, o ne diyor... Ona "anlamsız şiiri"i soruyorlar.. Kaç kişisiniz diyorlar.. Yanıtlara bakın.. 19/1/1973'te Cemal Süreya, Dağlarca'dan yola çıkarak, Tahsin Saraç'ın, kendisinin ve Dağlarca'nın "[[Yanarca]]" isimli üç ayda bir yayımlanacak bir dergi çıkarakacaklarını duyuruyor... Öyle bir şey olmuyor bildiğim kadarıyla... Ama tarih belki de böyle bir şeydir. Ölüymüş gibi görünür, geçmişmiş gibi.. Oysa bir şey değişmediğini sürekli görebiliriz. Kimse bugün, şu anda tarih yazamıyor, öyle olmuyor...

üstübal kullanıcısının resmi

İnternetin şöyle bir güzelliği var: okur ya da izleyen istediği alanı okuyup okumamakta serbesttir, basılı yayını bir ücret karşılığı edinenlerin bir kısmının tersine.. Basılı yayını edinen kişi basılı ürünün mekanına tutsaktır en fazla terkedebilir orayı bir tür tatminsizlikle, internetteki sörf yapma eyleminin getirdiği yatay kayma hareketi basılı yayında en fazla yaşamın içine ya da başka bir dergiye hareketlenmeye dönüşür. Bu elbette kendimizden sıkılıp sıkılmamızla da ilgili bir sorun ya da söylediğimiz şeylerin tükenip tükenmemesiyle.. Ama önemlisi söylem ve içerik olarak monotonlaşan bir tartışmanın asıl can sıkıcılığı daha önce de bahsettiğimiz kısır döngünün ortaya çıkması, kısır döngünün temsil alanını öteleyemeden kendi göstergeler alanına hapis kalması.. Çaresizliğimiz dilimize vurduğu gibi tavırlarımıza da yansıyor.. Bazen (ama çok belirsiz bir bazen bu) bu bir tür bastırılmış ruh halini de barındırıyor şairin/yazarın psikolojisinde.. Evet cansıkıntısı modern insanın tavrı olduğu kadar bu kurumsallaşan yapılanmalar ve bu yapılanmalar arasında sıkışıp kalan söylem ve dil alanlarımızla da ilgili bir sorun bu.

Bir yandan da, güven bombardımanının olduğu yerde aslında bir güven açlığı vardır; tıpkı küçüklük kompleksi olan insanın megalomaninin sınırlarında gezinişi gibi. Güven açlığı olan bir çevrenin sorunudur güvenin makro ve mikroenjeksiyonu.

Bir yandan da nezaket fazlasının hakaret fantazisine dönüştüğü bir ortam varsa eğer belli ki bu da yukarıda bahsettiğimiz güven bunalımının ama önce bastırılmış şiddet duygularının tezahürü. Bu da bu kısır döngünün çift kutupluluğunun ürettiği bir dilemma.. Öyle ki, böyle bir kısır döngüyü açacak olan yine camianın azim ve kararlılığı. Bakın İzzet Yasar demişsiniz İlhan Berk demişsiniz. Dediğiniz gibi, İzzet yasar'ı da Berk'i de bir düzlemde buluşturan şey onların çağdaş insanı değil belki ama modern alışkanlıkların içinde bayağılaşan, tek düzeleşen kısacası kurumsallaşan insanı ve ortamı reddetmeyi seçmeleridir; bir tür çağdaş münzeviliği tercih etmeleri sanki..

Başka bir açıdan da bazıları bu kısır döngüyü açmak ve dağıtmak ve çift kutupluluğu çözmek adına o camia içinde değerli bulduğu farklı farklı verimleri bir tür Nuh'un gemisi projesine dahil etmek isteyebilir, hatta bu bir dergi çevresi de olabilir. 21 sayfalık ve 37 şairlik bir derginin böyle bir projesi ve ufku var mıdır o konuda o dergiyi somutlaştıramadığım sürece yorum yapamam fakat mesela Ücra gibi 16 sayfalık 17 şairlik( saba kırer yadırgamasın onu da şair saydım öykücü olduğu halde) bir derginin derdinin bir istiflemeden çok değerli olanı açığa çıkarma da olabileceğini ve bu kısır döngüden çıkabileceğini, şiir içi ilişkileri yoğunlaştırabileceğini ve verimleri dönüştürebileceğini söylemek sadece teorik bir öngörü olmasa gerek diye bakıyorum olaya.

Tabii tüm bunların dışında münzevi bir şekilde şiir hayatını sürdüren bu kokuşmuşluktan faydalanmak hatta onun içinde yer almak istemeyen bağımsız şairlerin varlığı da beni umutlandırıyor bu açıdan.. Fakat kendi koordinatlarından sapanlar bu modern kısır döngünün içinde yer alanlardır diyebiliyorum fazla da kuşbakışı bir genellemeye sığınmadan..

sepp kullanıcısının resmi

herkesin sorunu başkaymış meğer..

serkan_isin kullanıcısının resmi

Milliyet'in arşivleri gerçekten çok çok güzel haber, lütfen göz atınız. Gerçi ara birim çok fazla kullanışlı değil, metin olarak göremiyorsunuz haberleri sadece imaj olarak ve bir de günlük 200 küpürlük bir hakkınız var.