GÖRSEL ŞİİRDEN SESLİ ŞİİRE: SÖZCÜĞÜN TEKNOLOJİKLEŞMESİ

Menezes

GÖRSEL ŞİİRDEN SESLİ ŞİİRE: SÖZCÜĞÜN TEKNOLOJİKLEŞMESİ
Prof. Philadelpho Menezes

(Makale Face dergisinin 1998'de yayınlanan bir sayısında yer aldı.)

Çeviren: Suzan Sarı

Tıpkı tüm iletişim sistemlerinin çağdaş deneyimlerle dolaylı olarak dönüştürüldüğü gibi çağdaş şiir (poetika) de iletişim sistemini (dizge) dönüştürmektedir. Tarihi avant-gardlardan beri çok kolay kurulabilecek cümlelerden biri bu da. Ne var ki her kalıplaşmış tümce gibi doğruluk payı olmasına rağmen ilke olarak kabul etmemiz söz konusu olduğunda analize gerek olan bazı problemleri olup olmadığını, şiirle arasındaki arayüzü (interface) sorgulamamız gerek, özellikle de yeni iletişim teknolojilerinin yayılmasıyla şekillenen böyle bir dönemde.

Değindiğim bazı noktaların tüm dünyada yaygın yerleşik bakış açısına uymayacağının farkındayım fakat ortak bir konu var ki altını çizmek istediğim o da, şiirde yeni eğilimler yaratma imkanlarının yeni iletişim teknolojilerine dayalı olduğu inancı.

Vurgulamak istediğim ilk sorun, teknolojik şiirin çağdaş üretiminin (şiirleri ve şiirle ilgili yazıları bir araya koymak isterim burada) tarihi avant-gardlardan miras, eski “yeni” kavramıyla ilişkisinde iki zıt davranış tarzına sahip olmasıdır: bir yanda ütopik toplumu yeni icatlarla dönüştürme niyeti eksikliği –birçok şair günün post-ütopik profilini postmodern gidişe uygun şekilde ilan etmektedir. Diğer yanda ise yeni teknolojilerde şiirle ilgili her tümce, “yeni”ye inançlarıyla ilişkisi yönüyle tarihi avant-gardların eski açıklamalarıyla tartışma götürmez bir benzerlik taşıyor olması. “yeni”den de fazlası, “yeni” burada, geleceğin yeni gerçeklerine ve dahası “eski” sanat ve yaşam biçimlerini alt eden gelişmiş bir duyarlılık sahasına girilen bu yeni teknolojilerle şair ve sanatçıların özelliğinin hakkını teslim etme girişimini temsil ediyor.

Bununla beraber, bütün avant-gard tümcelerin en büyük sorunu “yeni”nin tam olarak ne olduğunu ispatlamaktı. Şu çok iyi bilinir ki, tarihi avant-gard bölündüğü birçok parçayla “yeni”nin çılgınca arayışında tekrar karşılaşır, “yenilik”i tek tanımlama biçimi toplum üstünde şok tesiri yapan etkisidir.

“yeni”nin yarattığı bu şoku analiz etmek için filozof Arnold Gehlen’in 60’ların sonunda post-tarih kavramını tanıttığı İlerlemenin Sekülerleşmesi kitabında (Die Saekularisierung des Fortschritts /The secularization of progress) savunduğu bir teze bakmak ilginç olacaktır. Gehlen, ilerleme kavramının çıkmazının teknik yeniliklerin yirminci yüzyılın başlarında artık sıradanlaşmasından kaynaklandığını iddia ediyor. Yeni icatların bayağılaşmasıyla teknik yenilikler kışkırtıcı etksini ve dahası devrimci içeriğini kaybettiğinde durum sadece dönüşümü üretme halini almıştır. Yani toplumu yeniliklerle etkileyebilme imkanı sanat ve edebiyatın himayesine bırakılmıştır. Modernizm tam da bu değişimin vukuu bulduğu dönemdir. Bu, yeniliklerin, avant-gardların sanat ve edebiyatında bu kadar güçlü hissedilirken toplumun günlük yaşamdaki bir sürü teknik buluşa çok normalmiş gibi tepki vermesini açıklıyor.

İtalyan çağdaş düşünür Gianni Vattimo, kitabı Modernliğin Sonu’nda (La fine della modernità /The end of modernity) Arnold Gehlen’in bakış açısının heideggerian (heideggervari) “teknik dünyanın tarihsizleştirilmesi”(non-historicity of the techcnical world) teziyle uyum gösterdiğini söyler: yeni ürünlerin düzenli tüketimi yeniliğin pathos’unu günlük yaşamdan dışlamıştır. Pathos, yeniliğin gerçek içeriğinin doğruluğunu kanıtlanmasının imkansız olduğu yere (yerden)estetik alana itildiğinde ise ilerleme ve evrim kavramlarının krizi ortaya çıkar.

Bu sorgulamada postmodern dönem, yeniliklerin sanat alanında bile toplumsal algıda kışkırtıcı, şok edici etkisini kaybettiği döneme tekabül eder. Yine de yenilik kendini (şiirinde) “yeni teknolojiler”, “yeni algı (alımlama)”, “yeni yazı”, “yeni şiir alanı”, “yeni tür şiir” gibi ifadelerle günün teknolojik poetikalarının söyleminin merkezinde bulur. Burda postmodern kavramını değil, kulağa her zaman eski moda, genelde mantıksız gelen çağdaş iletişim teknolojilerinde “şiirsel” anlamda “yenilik”in sürekliliğini tartışmaya niyetliyim.

Heidegger/Gehlen/Vattimo’nun postmodernizm üstüne birçok tartışma geliştirilebilmesi açısından zengin kavramlarına dönersek, bana sanat analizinde yetersiz gibi gelen şu görüşü not etmem gerektiğini düşünüyorum: yeniliğin değerinin, sanatta yenilik gerçeğinin ispatlanamayacağı, Vattimo’nun da “sanat; geçerlilik, gerçeklik ve doğrulanabilirlik gibi kıstırılmalara yanıt verme kaygısından kaçar.” tümcesinde dediği gibi. Sanat bunun dışında kalabilir ama “sanatta yenilik” kalamaz. “yenilik”in geçerliliğinin ve doğruluğunun hem de fiili varlığında ispatlanabilirliği düşüncesine karşı çıkıyorum.

Hatta bunu yaparken göstergelerin en doğru araç olacağını söylüyorum. Meclisle ilgili göstergesel bileşenleri olmayan bir yazıyı okurken bunu göstergesel yaklaşıma dayalı sunmak akıntıya kürek çekmek gibidir. Şeyleri kaba sınıflandırmayı dayatması göstergebilimi akademik çevrelerce sürekli eleştirilere maruz bırakmıştır. Fakat göstergebilim kategorileri, katılığının gerçek nesneyle bağlantı için yer bırakıp kendini daha esnek ve tartışmaya açık olmak üzere gerçeğin nüfuzuna bırakırsa zenginleşebilir. Göstergesel şemalar nesneleri anlamamıza yardım ettiğinde yararlı olurlar, nesneleri şemalarının doğruluğunu teyit eden şeyler olarak gördüğünde değil.

Aşağıda vereceğim sınıflandırmanın amacımı (yeni teknolojilerde şiir) daha anlaşılır kılacağını umuyorum. Niyetim bir profesör ya da eleştirmen gibi şiirlerin değeri üstüne ahkam kesmek değil. Niyetim şiirlerin kendilerini değil, sadece göstergesel yapılarının “yenilik”ini (ya da eskiliğini) incelemektir. Bundan sonra, açıklamalarımın teknolojilerin yol açtığı eğilimler ve bunların nasıl yararlı kullanılabileceğiyle yakından ilgili bir şairin düşünceleri olarak görülmesini istiyorum. Bunu yapmak için göstergesel sınıflandırma cesareti yararlı olacaktır.

Göstergebilimciler tüm dillerde üç ana matrisin (dizey) olduğunu açıklar ; sözel (verbal), görsel (visual) ve ses (sound) matrisleri. Sözel gösterge matrisi genelde edebiyatın özelde şiirin geliştiği matristir (dizey). Görsel matris resim ve görsel sanatların, müzik ise ses matrisinin alanında gelişir. Rönesanstan geçen yüzyılın sonlarına kadar geçerli sistem ondokuzuncu yüzyılın sonlarında doğan modern sanatla parçalarına ayrılmaya başlamıştır.

Şiirin alanında sözel gösterge görsel olanla ilişkilendirilerek her türlü görsel şiire (futuristlerin tavole parolibere’si, dadaların optofonetik şiirleri, sürrealistlerin nesne şiirleri, somutçuluk, italyan visiveşiiri gibi) yol verir. Diğer yanda sözel matris ses matrisiyle ilişkiye geçerek avant-gardların fonetik şiirinden başlayıp 50lerin elektronik şiirinde devam eden ve günümüz gösteri şiiriyle(performatic poetry) karışan sesli şiire olanak tanır.