Kullanıcı Aletleri

Site Aletleri


yazilar:siirde_is_nedir

ŞİİRDE "İŞ" NEDİR?

Metin hakkında

Metin ilk olarak matbu halde Monokl #1'de yayınlanmış, daha sonra Serkan Işın'ın Tüğün kitabına da alınmıştır. “Şiirde İş” ağırlıklı olarak Heidegger'in Teknik ve Dönüşüm metnine, onun ekseninde sözlükteki şiir ve iş tanımlarının yeniden yorumlanmasına dayanmaktadır 1).

Tam metin

Şiirde İş, kelimeler, cümleler, harfler, biçimler, yapılar, sıfatlar, gramer öğeleri, yazı, söz, leke, anlam, sıfat, yüklem vb ile önce bir değerler cümlesi halinde görünen “Dünya”yı eksiltili bir yapı olarak kabul etmek, daha sonra o cümle içinde görünür kılınan dünya'nın eksikliğini her im/işaret/öğe yoluyla açığa çıkarmak, her bir işareti kendi kümesi içinde “ayrıcaları”, “çoğunlukla”ları vb. başka bir küme ile bağlantılandırarak dizgesel, somut ve göz-önünde olanın unutturduğu hali ile bir (ya da daha çok) düğüm noktası oluşturmaktır.

Her şiir, önce bize görünür olan, el-altında olan, bildiğimiz ya da bildiğimiz sandığımız bir “şey” hakkında yürüttüğümüz bir tasa ile başlar. Bu tasanın şiirin ilk dizesinde yer alması gerekmediği gibi, bu tasa şiirin sonunda da devam etmek üzere, kullandığımız her işarette kılık değiştirerek ve gerisinde izler/bağlar bırakarak şiirden çıkar. Şiirin içindeki “iş” şairin yapma olarak dönüştürdüğü bu tasanın bitmek tükenmek bilmeyen enerjisidir.

“İş” şiirde kendisini, tasanın şeylere bakışında yakaladığı derin bir ilgisizlik ile göstermeye başlar. Dünya'nın ve şeylerin bilindik görüntüsü ve bu görüntülerin sadece göz kırpma ile kesintiye uğruyormuş gibi görünen “konumlanışı” ilk elde, çevremizdeki gündeliğin akışının, bize Dünya'yı unutturması ile şair için tasa'nın tasarı'ya ve tasarım'a dönüşmesinin yolunu açar. Heiddeger'e göre “iş bir gönderme bütünlüğü taşır ki, gereç ile onun içersinde karşılaşılır.”

Şiirde iş öncelikle şeylerin bildik düzenin ve el-altında, göz-önündeki hallerine karşı yürütülen bir mukavemettir. Fakat el-altında ve el-önünde bulunan şeylerin “gerece/değişim değerine” tahvil edilmişlikleri için gösterdikleri tarafları ile dünyanın/çevrenin diğer şeyleri ile yapacakları sıkı bağları mevcuttur. Bu “ön-kabuller” ve “ön-koşullar” şairin “tasa”sının başlangıç ritimlerini oluştururlar, öyle ki bu tasa daha sonra “tasarı”ya dönüşecek ve şeyler arasındaki göndermeler ağının sonsuz araştırması “ilgisizlik”e evrilecektir. Öyleyse “aramam, bulurum” diyen Picasso örneğinde olduğu gibi orada “hazır-olarak duran” göze-çarpan oluncaya kadar. Göze-çarpan ilk bağların parçalanmasından sonra “tasa” kendisini orada-olamayan'a çevirmek için tasar şeklini alır (bu bağ tarafından istenir, orada gizil/potansiyel olarak mevcuttur), ne şimdiki zaman ne de gelecek, ne de geçmiş için değil, “geniş zaman” kipinin kullanım alanı olarak. O halde mukavemet burada başlar; şimdide görünen, görünmekte olan, bilinmekte olduğu şey olarak değil, şiirde bilinmesi kendisi tarafından arzulanan ve şair tarafından sezilen “oldukçaları” ve “çoğunlukla”ları ile tasarı'nın biçimlenmesine katılır. Burada “ışıldayan” ilk göze çarpan'ın gölgesinde kalmış ve “belirtme”yi sağlayan “im”dir. Bu “im” tasarının ilk anahtarı olacaktır. Bu eşdeğerlik kavramının ilk sorgulanması olacaktır. Öyle ya, bir şey kendisine denk olabilir mi sorusu şiirdeki işin düşünsel plandaki en zorlu sorusudur. Bu şey ister üretilmiş olsun (yani bir meta olsun) isterse kendi başına Doğa'da yer kaplasın soru can alıcılığını burada kazanır. Herhangi bir şeyin diğer bir şeye dönüştürülebilmesi “im”lerin uzayına atılan ilk adımdır. Böylece Dünya üzerindeki her şeyin bir im'e bağlanmışlığı ve im'lerin o şeylerden çok sonra ortaya çıkması fark edilir. Şair için tasa, şiire doğru bakmanın en doğal ve sahici yoludur ve mutlak olarak yok edilemez, sadece “tasarım” aracılığıyla kısa bir süre kayıt altında tutulabilir.

Şiirde iş: işa → işar → işaret

Şiirde iş “im”lerin (Heiddeger'in ayırdığı anlamları ile hem bir belirtme aracı hem de bir hizmet aracı olarak) “mecaz”lar yoluyla değiştirilmesi ve bu değişimin “söz” ya da “yazı” gibi mecralardan çok önce dönüştürülebilirlik alanında başlaması ile oluşur. O şeye yüklenebilecek bir “mübadele” değerine karşı. Yani bu “değerlendirme” sürecinden çok önce. Öyleyse denebilir ki şiir, kendisi bir değerler ve bağlantılar kümesinin toplamı haline gelmiş bir im olan dil'den çok önce “iş” yoluyla bir tasarıya doğru giden tek yapıdır. Öyleyse o “dil”e ilgisizdir. Dil'de görünen haliyle şiir, başka bir göndermeler kümesi içine yerleştirilmiş ve o değerler kümesi tarafından manipüle edilmiş bir tekniktir.

ŞİİR VE TEKNİK

“Demek ki teknik, yalnızca bir araç değil. Teknik bir açığa çıkartma biçimidir. Bu noktaya dikkat ettiğimizde, tekniğin özüne ilişkin bambaşka bir alan serilir önümüze. Bu, açığa çıkarmanın, kısaca hakikatın alanıdır.

Bu gösteri alanı bize yabancıdır. Öyle de olmalı; olabildiğince olmalı, ta ki sonunda “teknik” adının basitçe ne anlattığını bir kez olsun ciddiye alıncaya kadar da rahatsız etmelidir bizi. Teknik sözcüğü Yunanca'dan gelmedir. Tekhne'ye ait olanı dile getirir. İçerdiği anlam bakımından bu sözcükte iki şeye dikkat etmeliyiz. Bidefa tekhne yalnızca zanaatsal edim ile becerinin adı değil, aynı zamanda yüksek sanat ile güzel sanatların da adıdır. Tekhne, varlığa getirme'ye aittir, poiesis'e aittir ve şairane birşeydir.”2)

Öyleyse şuradan başlanabilir, bilgisayar, cep telefonu, i-pod, dvd, fotoselli torna tezgahı ya da televizyon gibi araç-gereçlerin hepsi, tekniğin “şimdi ve buradaki” görünüşlerinden, kabuklarından başka şeyler değildirler. Onlar, bir amacın aracı olarak varlığa getirilmişlerdir ve bunda gizli/gizemli hiç bir taraf yoktur, bir şekilde bilginin gövdeleşmiş halleridirler.

İlginçtir, Heidegger “şairane” kelimesini kullanır, şiirsel değil. Ve varlığa getirmenin (hakikat ile direk ilişkisi olan teknik ile birlikte) biçim ile olan ilişkisi de hep göz önündedir. Günümüz fetiş kelimelerinden biri olarak “iletişim” ve “enformasyon” içinde barındırdıkları “biçim/form” ekleri ile dille bağlantılı bütün bu varlığa getirme sürecinin “şairene” kısmını da ilgilendirmektedir, biz ne kadar reddetmeye çalışsak da.

Kelimenin ingilizce kökeni [inform] kısaca “haberdar etmek”ken gelirken, Latince kökeni “bir şekle sokmak, biçimlendirmek” olarak belirlenmiş. Modern teknoloji içinde yer aldığı haliyle “bilgi” Hakikat'in -her zaman manipüle edilme hakkı saklı olmak üzere- biçimlendirilmiş bir “resmi” olarak dile gelir. Heidegger'e göre esas olarak “informa-tion” açığa çıkarma ile ilgilidir. Ve açığa çıkarma işi “poiesis”e aittir. Yani yapmaya. Aynı şekilde “iş” (kelimenin kökeni ış’tır), işa, işar ve işaret ve şiir kelimeleri arasındaki bağ gösterilebilir.

Şiirselliğin Reddi

Peki yapmak nedir? Yapmak, üretmekle birlikte, açığa çıkarmak için bir aralık, bir yol açmakla da ilgilidir (şiir, bu bağlamda bir çeşit rotasyondur). Bugün şiir ve biçim konusunda yapılan tartışmalarda, teknolojinin en görünen hali üzerinden bir değerlendirme yapılır ki bu da şiirin içindeki “iş” (work) ile hiç çakışmayan bir notasyon (gösterim) sorunudur. Şiirin içinde bir “iş” vardır ve bu iş, hep tersten şiire yedirilmiştir. O biçimi belirleyen içerik ya da içeriği belirleyen biçim olarak formüle edilmiş olsa da, bunların hangisinin önce geldiği konusunda hiç birimizin kesin bir şey söylemesi mümkün değildir.

Öyleyse “Varlığın Unutulması” olarak izah edilen sürecin, bu unutulma ile birlikte kendisine bulduğu yordam olarak parça parça açığa çıkarma, şiirin birincil işlevini belirler, bu şiirin uzviyetidir.

Şiirin içindeki “iş” gerçekten yapılan, bir şekilde negatif olarak şiirin yapısına sokulan Varlık parçasıdır. Bu Varlık parçasının, bizimle kurduğu estetik/bilişsel iletişimin yine parça bütün ilişkisi düşünüldüğünde -ki biçim biçem gibi bunlar da var olmayan ayrımlardır- nasıl bir “şekilde” zuhur edeceği sorunu, şiirin bugünün dünyasındaki en büyük sorunu olmaktadır.

Şiir kelime kökeni olarak Arapça “şir” kelimesinden gelir ve Arapça'da “Şir” kelimesi -fiil olarak Şara, “bilmek”, “anlamak”, “algılamak” olarak çevrilir. Bu bağlamda aslında tüm “bilgi/enformasyon” şiirdir. Şair, diğerlerinin bilmediği görmediği bir bilgiyi görür, anlar ve bunu anlatır, açığa çıkartır. “Fikr” kelimesi Arapça'da aklı (ratio) değil, gönlü, ruhu ilgilendiren bir anlama sahiptir. “Akl” ise, kendini arzularının ve ihtiraslarının manevralarından korunmak demektir.

Bu bağlamda, “şiir” kelimesinin kökünde “bilme”, bu işin öznesi bağlamındaki “şair”de ise bildiklerini bildirme görevi vardır. O halde bilgi nedir? Şairin bildiği nedir ve bu bilgiyi, bilmeyenlere aktarırken nasıl bir yol izleyecektir?

Heidegger'in tekniğe ilişkin tespitlerine göz atarsak, şiir'in içindeki “iş”in orada her zaman “hazır-halde” bulunan kategorisini işgal ettiğini görebiliriz. (Bestand, standing-reserve). Bugüne kadar o “biçim” “içerik” kelimelerinin arkasına gizlendi, kendisini “ses”le ifade etmeye çalıştı, fakat yine “unutuldu”. O halde “şiir” unutulan Varlık'ın kendini açığa biçimi olarak şimdi ve burada “iş”in doğru okunmasını istemektedir. Çünkü o “çağırılmak” tadır. Şiir, iş biçiminde kendini belli etmek istemektedir. Çünkü çağrı buyurgandır.

Şiir’de iş bugüne kadar şiir tarihimiz içinde kendisini “unutuşun” tarafında göstermiştir. Oysa ondan ayrı olduğunu bilebiliyoruz, ama o bize hep unutuşa gelerek gelmiştir. Fakat artık unutuşun kimsenin olmadığını biliyoruz, çağcıl teknik bize hatırlamamızı kolaylaştıracak araçları hazır olarak sunmaktadır. Şiir olarak açığa çıkan her parça metin, dile gelmemiş bir hakikatin alanında kendisine biçim arayan bir Varlık parçasıdır -kendisi nesnesizliğe ait olarak kalırken, “iş” kelimesinin “şiir” içinde unutulan ve gizlenen anlamları ile “unutuşun” tarafında biçime sokulmuş halini bize getirir. Bu anlamda yapmak, Şiir'in içindeki negatif iş'i bizim dilimizde ifade etmek demektir.

ŞİİRDEKİ NEGATİF İŞ: OLUMSUZLAMA

Şiir'in içindeki nasıl bir iştir. Biliyoruz ki “iş” şiirin içinde ters olarak konumlanmıştır, kendisi yerine yanılsaması biçimsel/tipografik olarak orada durmaktadır. Ve bugüne kadar da tersten okunmayı beklemekteydi. Neden bu tür bir tersten okumayı gerçekleştirebildik? Açık ki şiirdeki iş, bugüne kadar “iş” kelimesinin anlamlarının hep tersi olarak çalıştı, kullanıldı. O, şiirde, “Bir sonuç elde etmemek, herhangi bir şey ortaya koymamak için güç harcamayarak yapılmayan etkinlik, çalışmamaydı” ya da “Bir değer yaratmayan emek”ti ya da “Birinden istenmeyen hizmet veya birine verilemeyen görev”di ya da “Kamu yararına yapılmayan işler”di ya da “Ticari anlaşma, alışveriş değildi” vs.

Şiirdeki “iş”, olumsuzlama gücünü, muhalefeti, katılmamayı ve anomik kalmayı garantileyen bir sihir gibi duruyor. O hem biçimde hem de içerikte “kullanımı olmayan olumsuzlama”nın imi olarak orada durmaktaydı. O bugüne kadar modern kent dokusuna getirdiği “itirazın” atılgan atıllığı ile çalışmıştı da denilebilir. “İş” şiirin yarısında duran şey olarak şiirden ilk fırlatılan kısımdır. Roketlerdeki büyük yakıt depoları gibi o da hemen tüketilmek için depolanır. Şiirdeki İş doğası gereği, çalıştırılamayan, bu anlamda “üretim/tüketim” ilişkileri zincirine ya da toplumsal hayatın karmaşık yapısına sokulamayan taraflarımıza (duyularımız, anlak, ruh, tin, iç, sapkınlık, fantezi, erdem, ahlak, bellek vs) yöneltilmiş olarak durur. Denebilir ki, şiirin işinin gücü, bizi çarpan etkisi (hesaplanmış bir etki olarak) “çalıştırılamayan” taraflarımızla ilgilidir. O bizim buradalığımızı bilmemizle bile çatışacak derecede güçlü olduğuna göre yaptığı her ne ise, bu şiirin “dil” kısmında gömülü olarak durmaktadır (form/biçim/biçem bu anlamda hep iştir). Bu ters dönmüş ve fırlatılmak için geriye doğru çekilmiş “iş” deyim yerinde ise, bir anda algılanır, çözümlenir, birleştirir ve bize nüfuz eder. Gerisi şiir tarafından halledilir. İlk anda bağlanan bu organizma, kendine açtığı kanal olarak dili kullanır. Şiirdeki iş, parfüm gibidir ya da köpük gibi. Şiirlerin çok uzun süre bellekten silinmediği ya da unutulmadığı ya da uzun zaman sonra anlaşıldığı yolunda şeyler duymuşuzdur; “iş” bir virüs gibi bünyeye yayılır. Dilimizi, burada ve şimdi, taşıyıcı olarak kullanır, kendi kod sistemini nesnelere taktığımız adlarla, nesnesi olmayan gramer öğelerinin kendisi gibi tuhaf kurulumlarından alır ve “olumsuzlama”nın gücü ile kendisini bir şiirden başka bir şiire taşır. Yani o şiire içkindir, fakat şaire içkin değildir. Belki de şiirin bir tür olarak devam etmesini sağlayan kalıtsal bilginin taşındığı “yapı” olarak orada durmaktadır. Hayatta kalmak için kendisine seçtiği “kabuk” ile devam ettiği sürece, silinir, unutulur ya da hiç fark edilmez. Şiir'deki “negatif/menfi iş” şiir denen şeyin, Uzviyete (Varlık'a, Olmak'a, Bilmek'e, Bulmak'a) bağlandığı yerdeki tekniktir. Öyleyse bu tekniğin tek tek biçimle ya da biçemle bir ilişkisi yoktur, çünkü onlardan önce gelir, çünkü onlardan çok önce unutulur. O zaman o her zaman unutulan'a aittir. O her zaman “olumsuzlama” gücü verendir, dil dahil her şeyin ötesinde Şiir'in yapısına katılan en kuvvetli öğe olarak.

Dipnotlar

“Hiç bir meta, kendisi ile eşdeğerlik ilişkisi içine giremeyeceği ve böylece kendi maddi biçimini kendi değerinin ifadesi haline getiremeyeceği için, her metaın eşdeğer olarak başka bir meta seçmesi, ve onun kullanım-değerini, yani maddi biçimini, kendi değer-biçimi olarak kabul etmesi gerekir. ” (Karl Marx, Kapital, Cilt I)

“Aslında her ürünü, toplumsal bir hiyeroglif yazısına çeviren, daha çok değerdir. Kendi toplumsal ürünlerimizin ardında yatan sırrı aydınlatmak için, daha sonra, biz bu hiyeroglifi çözmeye çalışırız; çünkü yararlı bir nesneyi değer olarak damgalamak, dil gibi toplumsal bir üründür. Emek ürünlerinin, değer oldukları sürece, bunların üretimi için harcanan insan emeğinin maddi ifadeleri olduğunu ortaya koyan son bilimsel buluş, gerçekte, insan soyunun gelişme tarihinde bir çağı belirlemiştir ama, emeğin toplumsal niteliğini, bize ürünlerin bizatihi kendilerinin nesnel niteliği gibi gösteren sisi dağıtamamıştır. Ele aldığımız özel üretim biçiminde, yani meta üretiminde, bağımsız olarak yürütülen özel emeğin özgül toplumsal niteliği, her çeşit emeğin, insan emeği olması nedeniyle, eşitliği gerçeğine dayanır; bunun için bu özellik, üründe değer-biçimine bürünür; bu olgu, yukarda sözü edilen buluşa karşın üreticiye tamamen gerçek ve sonal gibi gelir; bu, tıpkı, havayı oluşturan gazların bulunuşundan sonra da atmosferin yapısının aynı kalması olgusuna benzer. ” (Karl Marx, Kapital, Cilt I)

“Çünkü her nesnenin kullanımı iki yönlüdür. … Bunlardan bir tanesi nesneye özgüdür, diğeri değildir; bir sandaletin giyilebilmesi ya da değişilebilmesi gibi. Her ikisi de sandaletin kullanım-biçimidir. Çünkü gereksinmesi olan parayla ya da yiyecekle sandaleti değişen kimse de, sandaletten sandalet olarak yararlanmıştır. Ama bu, sandaletin doğal kullanımı gibi olmamıştır. Çünkü sandalet, değişilmek için yapılmamıştır.” (Aristoteles, De Rep, l. I, c. 9.)

1)
Bu yazıyı önceleyen yazı ise Işın tarafından 2007 yılında yazılan Şiir ve Bilgisayar yazısı olarak gösterilebilir
2)
Teknik ve Dönüşüm, Martin Heidegger, Çeviren: Necati Aça, Bilim ve Sanat Yayınları
yazilar/siirde_is_nedir.txt · Son değiştirilme: 2013/09/05 06:52 Değiştiren: admin