Michael Foucault

(15 Ekim 1926-25 Haziran 1984)

Fransız düşünür ve tarihçi Toplumların işleyişini sağlayan kavramlar ve kodlar özellikle de bir toplumun kendi kendini tanımaladığı “dışlama ilkesi” üzerine araştırmalarıyla ünlüdür. Çağdaş dil araştırmaları ile toplumsal değişmenin tarihi arasında ilişki kurarak kapitalist toplumların işleyişine yeni bir eleştirel bakış açısıyla yaklaşmıştır.

Paris’teli Yüksek Öğretmen Okulu’ndan (École Normale Supérieure) 1948’de felsefe diploması alarak mezun oldu; 1950’de psikoloji, 1952’de psikopataloji diploması aldı. Deliliğin tarihi üzerine çalışmasını doktora tezi olarak sunan Foucault, 1960-1968 yılları arasında Clermont-Ferrand Üniversitesi’nde felsefe dersleri verdi. 1968’de Vincennes Üniversitesi’nde felsefe profesörü oldu. 1970’de başlayan Collége de France’taki düşünce sistemleri tarihi profesörlüğünü yaşamının sonuna kadar sürdürdü. Yaşamı boyunca, Avrupa’da çeşitli toplumsal ve siyasal sorunlar çavresinde gelişen aydın hareketlerin içinde yer aldı.

Foucault ilk çalışmalarında akıl hastalığı konusuna eğildi ve toplumda “akla aykırı” kavramının oluşmasını ele aldı. Toplumsal bir kurum olarak akıl hastanesinin gelişmesini inceleyerek , “akıl hastası” nitelemesinin, her toplumun kendisinden farklı olanı belirleme gereksiniminin bir sonucu olduğunu öne sürdü. Mallaide mentale et personalite (1954; Akıl Hastalığı ve Kişilik) ile Folie et deraison: Histoire de la folie a l’age classique (1961; Delilik ve Akla Aykırılık: Klasik Çağda Deliliğin Tarihi) bu dönemin ürünleriydi. Foucault ile Folie et deraison’da, orta çağda ve 17-18. yüzyıllarda cüzzamın yolaçtığı toplumdan dışlanmışlık konumunu inceledi. Freud ile önceki psikiyatri kuramları arasındaki ilişkiyi ele aldı.

Ardından genel tıp tarihine ve “klinik” olgusuna eğilen Foucault, hastalığın dile getirildiği mekan olarak “eğitim hastanesi”ni ele aldı. İyileştirmeye yönelik teşhis ve tedavinin, temelde bedeni düzenleyen ve denetleyen bir iktidar mekanizması olduğu sonucuna vardı. 1963’te yayımlanan Naissance de la clinique, une archelogie du regard medical’de (Kliniğin Doğuşu: Tıbbi Bakışın Bir Arkeolojisi) tıpta hastayı inceleme yöntemlerinin değişimini ele aldı. Bu araştırmaları Foucault’yu sırasıyla çalışmayı, canlıları ve dili konu alan ekonomi, biyoloji, ve dilbilim tarihlerini incelemeye yöneltti. Foucault bu bilimlerin, çağdaş bilimlerin oluşmasında etkili olan bakış açısını eleştirdi; bu bakış açısının 16. ve 17. yüzyıllarda Avrupa’da yükselen kapitalist düzenin iktidar biçimini yerleştirmeye yaradığını ileri sürdü. Kuramsal çalışmalarının sonucunda “bilimin arkeolojisi” adını verdiği kendi yöntemini geliştirdi. Söylem ve iktidar kavramları üzerine yoğunlaşarak, iktidar mekanizmalarının söylem biçimleri oluşturarak geliştiğini gösterdi. Foucault’a görei temel eğilimi kişileri, özellikle de bedenlerini denetlemek olan iktidar, bunu yaparken, dil vasıtasıyla kendi çevresini çizen bir dizi söylem geliştiriryordu. 1971’de yayımlanan L’ordre du discours (Söylemin Düzeni 1987) iktidar kuramı üzerine yoğunlaşan sonraki çalışmalarının temeli oluyordu.

Bu yaklaşımı daha sonra suçluluğun tarihinide uygulayan Foucault, Eski Yunan’dan bu yana cinselliğin tarihini ele almayı planladığı 6 ciltlik son yapıtının ancak üç cildini tamamlayabildi. 1976’da yayımlanmaya başlayan Historie de la sexualite’nin (Cinselliğin Tarihi), La volonte de savoir (Cinselliğin Tarihi I, 1986) bölümünde, cinselliğin iktidar ilişkilerinin egemen olduğu söylemlerin üretildiği bir alan olduğunu savundu.

Foucault’nun felsefesi. Nietzche’nin “güç istemi” kavramının ve Heiddeger’in dile ağırlık veren felsefesinin izlerini taşır. Bu iki düşünürün, kişi-toplum ilişkileri üzerinde yoğunlaşan ve ilişkinin kişi yanını vurgulayan bakış açıları Foucault’da da görülür. Foucault, ideolojik bakışlardan bağımsız bir dil-gerçek dünya sorununu, toplumsal ve tarihsel düzeyde ele alır. Çağdaş felsefe üzerindeki etkisi, daha çok bu ilişkilerden çıkardığı sonuçlara bağlı olarak, dilin ve sözün girdiği biçimlere her zaman kuşku ile bakılması gerektiğinde yoğunlaşır.