in vivo şiir

Birincil sekmeler

Çok iyi!
0
O kadar iyi değil!
0

Geçtiğimiz haftalarda Üstübal'ın yazısıyla yeni bir şiir manifestosunu takdimi mimler bölümünde yer almıştı. Üzgünüm, mesih çoktan inmiş. Bundan dört sene önce [[Eduarda Kac]] tarafından yazılan kısa bir makalede(1) biyoşiirden söz ediliyor, 1980'lerden yana şiirin, kağıttan ayrılmaya başladığı, giderek kendisine in vivo yönelimler bile edinebildiği yazılı. Canlı organizmaların ve biyoteknolojinin kullanımı ile sözel yaratıma da yeni alanların açılabileceği öngörülüyor.

İşte bunlardan bir tanesi de, nanoşiir. Nanoşiir için şunlar yazılı:

"Anlamı farklı renklerin nanakürelerinin ve kuantum noktalarının yerine geçir. Onları canlı hücrelerde ifade et. Hangi noktaların ve kürelerin hangi yönlerde hareket ettiğini gözlemle ve hücrenin içsel üçboyutlu yapısında hareket ederken nanosözcükleri ve kuantumu oku. Okumak, hücrede vektöryal yörüngelerin izlenmesidir. Nanosözcükler diğerlerinin yakınıdır, uzaklaşırlar veya yakınlaşırlar, bundan dolayı anlam sürekli değişir. Bütün hücre, yazım tabanıdır, potansiyel anlamın bir alanı olarak." [tam çeviri değildir, anladığım kadarı]

Aslında öneriler içinde daha ilginçleri de yok değil, mesela ateş böceklerinin kanatlarında bulunan ve ışık yaymalarını sağlayan enzimin adını taşıyan lüsiferaz işaretinde, biyoluminesansı (yaşayan canlıların ışık üretmesi) kodlayan genleri manipüle ederek, şair ateş böcekleri yaratılıyor..

Dokuyu, sözcük şeklinde ekip, sözcük yapılarının baştan başa bir zarı oluşturana ve birbirlerini silene dek büyümelerini izlemekte doku metni denilen başka bir yöntem.

(1) Kac, E. (2005), ‘Biopoetry’, Technoetic Arts 3: 1, pp. 13–17, doi: 10.1386/tear.3.1.13/1

Yorumlar

üstübal kullanıcısının resmi

Çok iyi!
O kadar iyi değil!

Puanlar: -11

‘yukarı’ dedin

onlar mesih indirirse biz de mehdi indiririz canım! Hiç sorun değil, maksat çeşit olsun....! Şaka bir yana, mesleğim gereği benim de aklımdan geçmişti biyo-şiir.. Buradaki meseleyi tam anlamadım ama benimki daha çok holografik biyokimyasal işlevli bir şiir dili üzerineydi.. Yani, biyokimyanın denklem ve döngülerden oluşan özel dilini fizyolojinin mekanikliğinde ve onu da çok boyutlu bir hipertext olarak verebilecek bir çalışma..Ama pratiğe dökmedim çok fazla, başarılı olamadım yani.. ASlında bir genom şiiri ya da hücre şiiri de yazılabilir üzerine düşülürse (düşüp kalkamamak da var).. işte bizim nanocular eduardo kac'ın yerel parodisine dönüşmüş oldular böylece! Sığ ve genelleştirilmiş, nano ruhuyla hiç alakası olmayan romantik pratikler görmek mümkün.. lüsiferaz:şeytan enzimi... yaşasın kötülük veya tanrı antitezi olarak şiir yani! Batı'da şeytan tanrı'nın antitezidir de bizde daha çok bir melek istihalesi (metamorfozu) hatta melek yapısökümüdür; dolayısıyla herhangi bir şeytan enziminin şiirde işlevi batı'da empatik olmayan bir diyalektik gerçekliğe işaret etmekten kurtulamayacaksa bizde bu idealist metonimik bir reelliğe işaret edebilir.

har kullanıcısının resmi

Çok iyi!
O kadar iyi değil!

Puanlar: -5

‘yukarı’ dedin

Aslında ben bu makaleyi akademik bir veritabanında buldum, ama kac'ın sitesinde de varmış. [[|burada]] farklı yöntemler de var, özellikle de transgenik sanat, genomik yaklaşımınıza yakın. benim de mesleğim gereği:), ciddi ciddi düşünmüştüm, özellikle de patoloji laboratuvarında pieslerin mikroskobisini makroskobik olarak ezberlemeye çalışırken. düştüm, kalkamadım o ayrı.

serkan_isin kullanıcısının resmi

Çok iyi!
O kadar iyi değil!

Puanlar: -4

‘yukarı’ dedin

konusunda Bulatov'un makalesi de var. Ben Zinhar için kendisi ile görüştüğümde onlar Rusya'da böyle bir sergiyi açmaya çalışıyorlardı.

üstübal kullanıcısının resmi

Çok iyi!
O kadar iyi değil!

Puanlar: -6

‘yukarı’ dedin

Düşmez kalkmaz bir Allah var!! Hep aynı... genom şiirini de tümöral şiiri de beceremedim şimdilik.. Unutmadan 2020 yılından sonra en sık görülen ciddi hastalıklar sırlamasında 2.olan kanserler birinci sıraya çıkacakmış!! Ben buna dayanamıyorum işte, şiir şifa olur diye sağlam hücreyi taklit eden kanser hücresini muhatap alıp onud taklit eden bir tümöral şiir düşünmüştüm( 2020 ye kadar başarırım evelallah)..

Haklısın çok zor yeni bir şey çıkarmak sevgili har, üstelik patoloji kusurun dökümü olarak hata devam ediyor diyen şiire pek bir uygun duruyor! Şu transgenik sanat'ı bir araştırayım bir ara..

deep not: hoşgeldin Denge! benim de en sevdiğim kitaplardan biri hata devam ediyor!

üstübal kullanıcısının resmi

Çok iyi!
O kadar iyi değil!

Puanlar: -15

‘yukarı’ dedin

Bulatov'un makalesine şöyle bir göz gezdirdim; bu saatte konsantre olmak biraz zor ama başardım.. Şimdi Bulatov da DNA sarmal yapısı ve enformasyon taşıma özelliğinden bahsediyor ki benim genom şiirden anladığıma benziyor biraz. Yalnız ben o kadar temellendirmeyi başardım diyemem(gerekiyor mu o da ayrı konu)..

Şİmdi biliyorsunuz, DNA'nın yapısında 4 tane nükleotid baz var:pürin bazları olan adenin(A) ve Guanin(G) ile pirimidin bazları olan sitozin (S) ve Timin (T)... Şimdi Watson-Crick'in DNA modelinde, yukardaki bazlardan A ile T, G ile de S birleşerek zincirler oluştururlar. böylece çift zincirli double helix yapısı oluşur. bu çift zincirler de tek zincir bazları arasındaki H bağları ile birleşir. pürin ve pirimidin bazlarının yapıları farklı olduğu için uzaydaki konfigürasyonları da farklılık gösterir; bu yüzden konuşlanışlarındaki stabiliteyi sağlayan bir pürin'e bir pirimidin bazının bağlanmasıdır. polinükleotidlerin omurgasını oluşturan şeker fosfat bağlarını ve h bağlarını çözdüğümüzde tam bir kod yıkımı gerçekleşir. sağa doğru dönerek ilerleyen sarmal yapı çözülür. Ama bu yapıyı invivo değil invitro olarak çözmeye kalktığınızda şeker fosfat bağlarına etkiyecek metal iyon çözeltiler ile sarmalın tamamlayıcılık özelliği sekteye uğratılır. İster bunu klonlama eleştirisi olarak yapın isterse de hastalıklı genin teşhiri ya da tam tersine tehciri olarak biyo-teknolojik eleştirel bakış sağlanabilir.. Belki de biz bunu bir in-vitro şiir kategorisinde incelesek daha iyi olacak çünkü tıpkı metal iyonları gibi şiir de dışarıdan bu sarmalı bozacaktır; tüm mesele şiirin kodları ile sarmalın kodlarını buluşturma azizliğini nasıl başaracağımız... Şiirin oyunbozanlığını genin mutlaklığı ile nasıl çarpıştıracağız?.. P. Sloterdijk'in genle ve klonlama ilgili güzel felsefi yaklaşımları vardır; beslenme ve esin açısından sanırım onu da tekrar okumak gerekecek!

serkan_isin kullanıcısının resmi

Çok iyi!
O kadar iyi değil!

Puanlar: -10

‘yukarı’ dedin

İlgilenenler olursa Kac'in (Biopoetry) ve Tatiana Nazarenko'nun "RE-THINKING THE VALUE OF THE LINGUISTIC AND NON-LINGUISTIC SIGN: RUSSIAN VISUAL POETRY WITHOUT VERBAL COMPONENTS" isimli makaleleri, bölümünde mevcut.

Ayrıca, Bulatov'un da içinde bulunduğu (Contemporary Society and Genomic Culture) de ilgi çekebilir.

har kullanıcısının resmi

Çok iyi!
O kadar iyi değil!

Puanlar: -7

‘yukarı’ dedin

ben de bulatov'un makalesine şöyle bir göz gezdirme imkanı buldum, bu göz gezdirmeyi de sizin tümöral şiir önerinizi de aklımda tutarak yapmaya çalıştım.

bulatovun makalesinde belirtilenle, sizin yaklaşımınız arasında önemli bir ayrılık var, onlar biyoşiirlerinin yararlılıklarının, hatta kullanımının pek olmayacağını belirtiyorlar. Hatta yararlılığının anladığım kadarıyla hiç olmaması gerektiğini.. buna da örnek olarak, harvardda 2001 yılında yapılmış olan bir proje örnek veriliyor: domuz kök hücresinden bir çift kanat yapıp, projelerini sonlandırmışlar.

oysa tümöral şiir yaklaşımınızda törapatik bir yan da var. tümörü taklit eden şiiri düşününce aşılama şiir gibi geliyor insana..[son olarak 2020ye kadar kanserin birinci sıraya çıkacağını yazmışsınız, dünya sağlık örgütünün 21. yüzyılda herkes için sağlık 21 hedef kapsamında 2015 yılına kadar tüm vücut kanserlerini % 15'e kadar azaltmak da var biliyorsunuz, bu kısmını biyoşiire uygulayıp, herkes için biyoşiir deyip, kendisini yaratmadan kitschini yaratmak istemedim, o ayrı.]

üstübal kullanıcısının resmi

Çok iyi!
O kadar iyi değil!

Puanlar: -11

‘yukarı’ dedin

Görüyorsunuz değil mi biz bile tanzimat'tan bu yana kronik hastalığımız olan şiirde yararlılık ve işlevsellik ile alakalı tuzağa düşüyoruz, neoepik replikçiler nasıl da sevinirdi duysalardı! Şimdi şöyle galiba, batı kendi modern reçetelerini öyle hızlı yazdı ki reçete üzerindeki yazı okunamaz hale geldi- kendisi için bile imkansızlaştı yazının okunması.. Sanırım bu da bir umutsuzluk doğurdu.. Yalnız bu arayış bile mistifikasyonu umutla yarma eylemi değilse nedir?.. Orhan Kahyaoğlu, kitap-lık 126'daki deneysel şiir yazısında benim şiirimde bir ortadoğu duyarlılığı olduğunu söylediğinde şaşırmış ama yine de sevinmiştim: yersizyurtsuzluğumun şiiri o kadar da muğlak değilmiş diye.. Aslında haklı galiba... Bende hala bir umuda yolculuk halleri varsa ben bir yarı doğulu olmalıyım; dikkat edilirse görülecektir nihilist avrupadan bir umut topiği yaratmaya çalışan felsefecilere ilgim var: Derrida, Deleuze ve Baudrillard... herkesin emperyalistliğinden yaka silktiği Batı'nın ötekilerine sarıldığımızda bile Batıcı olmakla suçlandık, garip! Batı kendi modern ülküselliğinin umutsuzluğunu aşamadı hala!( ne ukalayım hatta beylik laf uzmanı!)

Diş doktorum dişlerinizin durumu iyi değil dediğinde, tüm dişlerim dökülürse ne olur diye sormuştum.. Sorun değil dedi bana ileride kök hücreden size yeni dişler yaparız dediğinde umutlanmıştım..İşte benimkisi böyle bir umut.. Bazen pervasız ama polyanacı olmayan sert bir umut yine de..

Tabii şöyle bir şey de var: herhangi arıza bir durum gördüğünüzde şiir giriyor devreye, her şey mükemmel gibi göründüğünde de girecektir o ayrı..Ama işte oran sadece %15.. Eğer hepsini yok edeceğiz kanserlerin yüzde yüz deselerdi şiir orda kusursuzluğun kusurunu sorgulamaya yönelecekti ya da asla azalmayacak kanserler dendiğinde kansere meydan okuyup onu kendi silahıyla bozacaktı ama öyle bir mutlaklığın içinde değiliz şimdilik..

İşte, içi boşalmış ya da iyi diferansiye olmamış hücrelerin tümörleşmesinin tehditi şiirle nasıl taklit edilir(ek savuşturulur) sorusunun çözümü iyi diferansiye olmamış dil potansiyellerinin kinetikleştirilmesi şeklinde olabilir belki.. Yapılan araştırmalarda hücre içinde beslenme ve dolaşım bozuklukları görülmüş tümör hücrelerinde.. sözcüğün ve harfin beslenmesini ve bağlantılarını bozmak görsel şiirin işlerinden biri değil mi bir bakıma yani doğallanmış bağlantı ve oburluklarını!.. Çalışmak lazım.. harfin içine veya sözcüğün içine başka bir dokuya ait ses ve söz öbeklerini ekmek gibi bir yaklaşım bir yol ama bence o da klişe olmaya başladı, yeni yollar ve yordamlar bulmak lazım sevgili har!!

serkan_isin kullanıcısının resmi

Çok iyi!
O kadar iyi değil!

Puanlar: 5

‘yukarı’ dedin

Orhan Kahyaoğlu'nun 'ta yazdığı yazı, bana kalırsa bir sürü hata ile dolu. Orta-doğu duyarlılığı bana kalırsa, üçüncü dünya duyarlılığı gibi birşey ve zaten diğer tüm argümanları gibi bunu da temellendirmekte zayıf kalmış.

Ama yazının güzel bir tarafı şu, olaylardan bihaber kalmanın, kişiyi eleştiri yapayım derken "ben ancak bunu bilir bunu söylerim" düzeyine indirgemesi. Kahyaoğlu, olan biteni değerlendirmeye çalışan herkesin düştüğü hatalarla dolu bir yazı kaleme almış ve bir şekilde buna cevap verilmesi gerekiyor.

Heves'in bu kadar merkeze alınması her ne kadar işin başlangıcında pek umurumda olmasa da, Kahyaoğlu ve Şiir Defteri 2008'i gördükten sonra, -diğer tüm örneklerle birlikte- Heves çevresinin konunun nasıl buraya geldiği konusunda fikrinin olmadığını ve bunu "iyi birşey olarak" görme eğiliminde olduğunu düşündürüyormüyor da değil hani. Ama bu işlerdeki hakkaniyet derecesinin yerlerde süründüğü görüldükçe, her türlü parmak göstermenin daha çok "ben ben" demek olduğunu da akılda tutuyorum.

üstübal kullanıcısının resmi

Çok iyi!
O kadar iyi değil!

Puanlar: -9

‘yukarı’ dedin

Orhan Kahyaoğlu'nun yazısı çok fazla havada kalıyor. Ben ne demek istediğini çoğu yerde anlayamadım. Belki bir girizgah olabilir bu yazı. Birkaç satırda bir şairin hakkını vermek zor.. Bu şairlerle ilgili fikirleri de fazlasıyla muğlak geldi bana.. Yalnız bazı saptamaları da hoştu: Öztek'in şiirindeki mistik boyut mesela!

Heves ile ilgili yanılgı şurada oldu bence: hepimiz başta Heves'i bir tavır dergisi olarak algılamıştık, oysa Heves son dönemi itibariyle geniş tabanlı bir hükümet olma yolunda daha çok.. Satma ve anlaşılma telaşı da bu derginin zeminini merkeze doğru kaydırdı bile.. Son zamanlarda dosya konularının olmaması, dengeci anlayışların obsesyonelliği ve arayışların raconlaşması bir kiçleşme emaresi olarak karşımızda duruyor. Heves merkezin kendisiine çizdiği dekoratif mekanın rahatlığının hazzını yaşayabilir, oysa bunu reddetmeyi başardığı oranda geleceğin şiirine bir şeyler sunabilir.