görsel şiirde bir imkan olarak Tamga

Birincil sekmeler

Çok iyi!
0
O kadar iyi değil!
0

Batılı araştırıcılar tarafından, kaya sanatı, görsel şiirin en eski ataları olarak görülmektedir. Bu bağlamda, Şan Budistlerinin ve Taoist monk şiirleri, Çin dağlarına nakşedilmiş olarak bulunmuş ve Çin ideogramları bu kaya yazı-resimleri ile birlikte incelenmiştir. Keltik'teki objelerin üzerinde bulunan kaya sanatı motifleri de sembolik önyazıya evrildiği düşünülerek mercek altına alınmıştır. Mayaların ön-hiyeroglifleri de araştırılmış, Güney Afrika'daki Blombos Mağarası'ndaki 75.000 yıl öncesine dayanan buluntuların ise, yazılı, sembolik ögelerden oluşan dilin gelişimi için oldukça değerli olduğu öne sürülmüştür. Görsel şiirin köken araştırmalarının

en uzun soluklu takipçisi, Karl Kempton'ın yanısıra Carol Stetser da, kaya sanatının önemini açıklarken, yayınlarında çağdaş görsel sembollerin yanında geçmişe ait kaya sanatının da bulunuşunu ortamın bir yansıması olduğu kadar eşzamanlılık ve rölativite kuramlarındaki filozofik anlayışın da yansıması olduğuna işaret eder. [1]

Tamgaları, görsel şiire ait köken incelemelerinin bir parçası ve günümüz görsel şiirinde bir imkan olarak değerlendirirken, başlangıçta, bir noktayı açıklığa kavuşturmak isterim. "Batıdan ithal" gibi sığ yargılarla değerlendirilmek istenen görsel şiirin, tamgalar bağlamında inceleniyor olması, ne bu bakış açışıyla şiiri görmek isteyenlerin tezlerini çürütmek için bir çabadır, ne de batılı araştırıcıların Türk kaya sanatına karşı körlüklerine karşı bir serzeniştir. Amacı olmasa da niyeti, görsel şiire, bir imkan olarak tamgaların kökü derindeki varlığını hatırlatmaktadır.

Eski Türkler’de damga anlamına gelen kayaların üzerine nakşedilmiş tamgaların en eski örnekleri, Tamgalı Say ve “nakışlı” taş anlamına gelen Saymalı Taş’ta bulunabilir. Kazakistan’da bulunan Tamgalı Say’daki yontmalar Kazım Mirşan’a göre, M.Ö. 35000 yılına dayanırken, Yenisey’in kollarından birinin geçtiği Sülyek Vadisi’nde bulunan, Ulu Kem Sülyek Yazıtı, üzerinde yazı karakterleri seçilebilir netlikte olduğu için ilk yazıt olarak kabul edilmekte olup, M.Ö. 8000 yıllarına aittir. Üzerinde pekçok tamga bulunan, aynı döneme ait bir başka yazıt, Doğu Anadolu Bölgesi’nde SAT dağında bulunmuştur. [2]

Kaya resimlerine pitogram denirken, eski Mısır’da harf yerine resim kullanmaya ise petroglif denilmektedir. Yazıda kelimenin harfleri gösterilmeden fikri ifade eden işarete ideogram; bir harf, ses yada heceyi gösteren işarete ise fonogram denilmektedir. [3] Bu evrelendirme için de araştırıcıların bir kısmı tamgaları piktogramla piktograf arasında görürken, büyük bir bölümü ise yazı karakterleri içeren kaya yontuları anlamında petroglif olarak görülmektedir. “görsel malzemenin görsel olmayana doğru büyümesi” şeklinde evrilen bu petroglifler, ideogram olarak da değerlendirilebilmektedir.

Orta Asya göçebelerinin hayvanlara dair, İskit kökenli süslemelerin geri planında görülen, güneş simgelerini geometrik biçimlere dönüştüren “ideogramik” çizimleri, Fransız sanat tarihçisi Prof. Dr. Georges Charrie şöyle yorumlamaktadır:

“Gözlerinde her nesneyi bir süs olarak görebilen göçebelerin bir hayvanı üsluba çekmek, geometrik desene çevirmek ya da bunun tersini yapmak gibi olağan üstü doğal bir yetenekleri vardır.”[4]

Bu sanat tarzına bir tarif bulmak isteyen araştırıcılar, “step analizm”i, “iskit baroku” tanımlamalarını geliştirmişlerdir.[4]

İdeogramları şiirde bir imkan, şiirsel söylemi lineer sınırlardan kurtarmak için bir fırsat olarak başta Ezra Pound ve G. Apollinaire görmüş, Pallandri’nin tarifiyle, ideogramların özgün yüzeyini analiz etmenin, sözdizimini kırıma uğratmanın, geleneksel okumanın doğrusallığını bozmanın bir başlangıcı olduğu şeklinde yaklaşmışlardır. Ancak, yıldızların gökyüzündeki deseninden, kaplumbağa kabuklarındaki imlerden, kuş izlerinden kökenini alan ideogramları ve şiirdeki imkanlarını, fütüristlerle, Pound’la, Apollinaire’le sınırlandırmak ne kadar büyük bir hataysa, tamgaları ideogram olarak kabul edip, daha önceden irdelenmiştir, deyip, üzerini çizmek de bir o kadar hatadır.

Öncelikle şunu belirtmek gerekir ki, tamgalar resim değildir, tamgalardan önce anlatmak istenenler mağara resimleriyle anlatılıyorlardı. Bundan dolayıdır ki, Anadolu kültür tarihi, kaya resimleri ile başladı, diyenler mevcuttur. Tamgalar ise, bilgi aktarımı için oluşturulmuş bir işaret sistemidir, bundan dolayıdır ki betimlenen kişinin cinsiyetini belirtmek için sanatçı özel bir işaret kullanır. Dr. Mustafa Aksoy, “sanat ve damgalar neyi anlatır?” yazısında, tamgalar için “maddi kültürde sembolleşen gelenek, bir zihniyetin yazılı olmayan soyut ifadesidir.”, “sanat eserlerindeki damgalar bir sosyal grubun yazılı ve sesli olmayan dilidir.”, ifadelerini kullanmıştır.[5] Sadece görsel şiirin değil, sanatın doğuşu ve gelişimini, soyutlama kabiliyeti ile paralel gören sanat tarihçiler için bu yaklaşımlar oldukça önem kazanmaktadır.

Bazı mezar taşlarında, tamgalar, mezar sahibinin özelliklerini(kahramanlık, yaş, dini inanç) anlatan birer soyut dil olarak karşımıza çıkarken, Tatar köylerindeki mezarlarda ise, taşlardaki tamgalar ölenin ne adını, ne doğum, ne ölüm tarihini içermektedir. Bu tamgalarda şahsiyet kaybolmakta, uruğ, kabile belli olmaktadır. Bu da tamgaların resim değil, bir zihniyetin ifadesi olarak görülmesi gerektiğini imler.

M.Ö. 30000 yıl öncesine dayanan kaya resimleri, ortaya çıkışlarından 15 bin yıl sonra, yazı unsurları ihtiva etmeye başlamışlar, MÖ. 8000’lerin sonlarında da yazıya geçiş bağlamıştır.[2] Burada kastedilen, Türklerin ilk alfabesi olan, Orhun Yazıtları’nda da yer alan, Runik Alfabe’dir.

Sosyologlar tarafından, dünyayı algılayış tarzı, başka alemlerle ya da kendi iç dünyasıyla bir ilişki kurma çabası olarak yorumlanan tamgaların, sanata yatkınlığı ile ilgili olarak “Tanımsız Figürlerin ‘İkonografisi’”’nde yer alan şu ifade dikkat çekicidir:

“biçim yapısındaki çağrışmalarla kendi semboliğini, üstünde yer aldığı nesneye eklemek, ona manevi değer vermek ve öz kazandırmak, bir başka deyimle o eşyayı kimlikli kılmaktır.”[6]

Tamgaların bir diğer özelliği de, Yazı’yı oluşturan alfabenin bir parçası olarak, latin alfabesinden pekçok yönüyle ayrılıyor olmasıdır. Tamga, bir işarettir; ancak harf olarak değil, kendi içinde anlam taşıyan bir hece, hatta bir kavram ifade eden sözcüktür. Minimalizm her ne kadar somutçulukla beraber hatırlansa da, tamgalar, son derece soyutlandırılmış nokta ve çizgi gibi az sayıdaki temel öğelerin zengin bileşimlerine dayandığı ekonomik geometrisi ile bir anlamda minimalizme de yatkındır. Mesela, güneş anlamındaki, OĞ tamgasında, etrafında ışın işaretleri olan bir yuvarlak yerine, bir yuvarlak içinde bir nokta vardır.

Harf olarak değil, proto-Türkçe’de bir tamga olarak ele alınan “A”nın, binek hayvanı at, at üzerindeki kişinin imkan bakımından üstünlüğü ve görünebilirliği bağlamında, “bilinen, tanınan”, “ad’ı olan”, “kimliklilik”, “egemenlik” ve tanrıya atılma manasında “tanrıya ulaşma” anlamında da kullanıldığı görülmüştür, ancak “sağdan sola” yazılan tamgaların temsil değil, kavramsal değeri açısından herhangi bir sınır çizilememektedir, hapsolmuş ilişkilerinde görsel enerji her dâim mevcuttur. Ayrıca bir tamgayı ifade eden, birden fazla biçim mevcuttur.[2]

(At tamgaları[8])

Görsel şiirin kökenini oluşturan, “yüzeye yapılan müdahalelerden” biri olarak tamganın geçmişi görüldüğü üzere çok eskilere dayanmaktadır ve hâlâ araştırılmaktadır. Görsel şiirde, tamgaya aynı zamanda bir imkan olarak yaklaşıldığında ise, şiire yatkınlığından dolayı “kullanışlılığını” sorgulamak değildi niyetim. Asıl ilgi çekici[ve irdelenmeye açık] olan, tamganın, iç içe geçmiş, resim, çizgi, nokta gibi parçalara indirgenemeyecek olmasından, ancak bir araya getirildiklerinde okunulabilirlik kazanabilmesinden doğan enerjisidir. Bela Bartok, “bütün başarımı beş yıl Macar dağlarında gezmeme borçluyum.” demiş, ardından da, “Ama müziğime bir tek köylü melodisi aktarmadım. Bütün yaptığım, bu vahşi ezgilerin içindeki derin müzikaliteyi yaşamış olmamdan ibarettir.” şeklinde sözlerini tamamlamıştır.[7] Tamgaları incelerken ve değerlendirirken de ana izlek neden bu yaklaşım olmasın.

Kaynaklar:

[1] VISUAL POETRY: A Brief History of Ancestral Roots and Modern Traditions, Karl Kempton

[2] OK, UÇ, ON, AT ve OW, UW, OĞ TAMĞALARI, Kazım Mirşan’ın kitaplarından alıntılar.

[3] Eski Türklerde Damga, Rumeysa Karakaş

[4] Damgaların Dansı Üzerine, Mehmet Aşçı

[5] Sanat ve Damgalar Neyi Anlatır?, Dr. Mustafa Aksoy

[6] S. Mülayim, “Tanımsız Figürlerin “İkonografisi”,Türk Soylu Halkların Halı,Kilim, Sicim sanatı” (Uluslar arası Bilgi Şöleni Bildirgeleri, 27,31 Mayıs Kayseri),Ankara 1998, s.219.

[7] Karşıtı Aramak, Sezer Tansuğ, sf. 35

[8] HALUK TARCAN'ın ÖN TÜRKLER kitabından alınmıştır.

Kılavuz; Barış Özgür, Deniz Tuncel, Serkan Işın, Şakir Özüdoğru, Volkan Çelebi, Efe Murad, Suzan Sarı, Ali Ömer Akbulut

Yorumlar

zamançuvalı kullanıcısının resmi

Çok iyi!
O kadar iyi değil!

Puanlar: -4

‘yukarı’ dedin

görsel şiire "antik" ya da "batı-dışı" kökenler aramanın temel problemi görsel şiir'deki "görsel"i yazının görsel boyutuna indirgemek ve görsel şiirin "temsil" sorununu sorunsallaştırma biçimini denklemden çıkarmak anlamına geliyor. Semboller ya da totemler bir topluluğun kollektive temsilleridir çoğu zaman ve o topluluğun o nesne ya da temsil dolayımı ile kendini bir bütün olarak yeniden-üretmesidir. Oysa görsel şiir tam da bu temsil ilişkisinin "yapaylığını" gösterir. Her ne kadar, görsel şiir ve pratik felsefe ilişkisini önemsesem de farklı ilişkilerden ortaya çıkan şeyleri ceteris paribus eşitlemek de pek doğru değil gibi görünüyor.

kemalcubuk kullanıcısının resmi

Çok iyi!
O kadar iyi değil!

Puanlar: -1

‘yukarı’ dedin

geçen yıl harf/çizgi ve tersten perspektif bağlamında -burada- bir şeyler yazmıştım. şimdi bu metin, beni dolaylı yollardan oraya götürdü. kuşkusuz hemen farkları belirtmek gerekiyor: ben, perspektifin otoriter yapısından dolayı kırılmış ya da hiç oluşturulmamış -20 yy resmi kırana; minyatür, ikon gibi gelenekler ise oluşturmamaya örnek olarak düşünülebilir- perspektifin olanaklarını düşünmek istemiş görsel şiirin malzeme olarak buna uygun olduğunu belirtmiştim. Tozören ise perspektifin oluşmadığı bir yer bağlamında ve onun içleminde yer alan damga/ideorafları görsel şiirin köken araştırmasına dahil etmek istiyor. kısaca olanak ve aitlik duygusu arasındaki farkın izini sürüyoruz. ben yine de geçen yıl söylediklerimi şurada tutarak devam edeyim: yazıyı okurken ilk elden aklıma gelen artaud oldu. artaud'yu çağrıştıran durum şimdi ile geçmiş arasında kurulmak istenen ilişkiydi. artaud'nun kuşağı da batının zihninden fazlasıyla yorularak yüzlerini uygar olmayana dönmek istemişti. artaud'nun şizofren imgeleri bize daha kanırtıcı gelmiş olacak ki onun uygarlık karşıtlığı ya da "vahşet" tezi üzerinden 20li ve sonraki yılları okuyabiliriz. artaud, biraz da niçeci diyebileceğimiz bir kökü isterken -ki bu kök hemen hemen avant-garde kuramın temel malzemesi gibidir. (bu notu tartışabiliriz, çok fazla direnç gösteremem gibi geliyor. çünkü niçeyi asla doğru okuduğumu ya da genel kabul görmüş biçmlere göre doğru okuduğumu düşünmedim.)- aslında bir kökeni diriltmek istememiştir. hatta ona gerçekten ihtiyacı olduğunu da söyleyemeyiz. böyle bir ihtiyaç bizi, bunalttığını düşündüğümüz ve eleştirdiğimiz nesnenin argümanları ile konuşmuş olmaya iteler. aslında tüm kökler, bir evrimden öte çaresizliktir de diyebiliriz. şimdi artaud ya da diğerleri batıyı, ona ait olmadığını düşündüğümüz araçlarla aşmayı planladı. tüm bunlar, damgaların aidiyeti bağlamında yerli yerine oturuyor kuşkusuz. ama bu durumu bir adım öteye taşımak gerekiyor. asıl bunaltıcı rüzgar söz konusu kuşakla başlamış olamaz mı? öreğin yapısalcı us/gözün bize hakim olması gibi. bunca parçalama ya da kökü deşifre etme onu yeni bir göz ile çizme çabaları dekartın kartezyen usunu tekrar tekrar dolaşma çıkarmanın çok da ötesine geçmedi. ben yapısalcı usun ya da us yürütme biçimlerinin de kökenleri kavramada etkili olduğunu düşünüyorum. belki şöyle düşünebiliriz. oralarda bir kök olduğu fikrini önümüze çıkaran bir göz-us çizgisine sahibiz. belki bu göz ve us arasındaki kilit noktaları yok etmek gerekebilir. yani köken araştırmalarının bizi gittikçe daralan yerlere hapsetmesinden bahsediyorum. bir tuhaflık var gibi görülebilir. köken araştırmaları hapsetmez aksine zihin açıcı kodlamalarla vücuda bürünür vs vs vs... kuşkusuz öyledir. hem de tutsaklık ve özgürlük gibi en sevimsiz ama hayati ikilimde tarafları şaşırmak gibi...

yazının başına gönderme yaparsak damga-ideografi vd açısından şimdi, şurada duranın kuracağı olanakları deneyebiliriz. ama onların tarihsel açılımları bizi dönüp dolaştırıp anlam gibi oldukça sorunlu bir bölgeye getirir. bir de tarihi ve onun şimdisi içindekileri kendi oluş halleri içinde düşünmek beni tedirgin ediyor. bu -varsa eğer- tarihe de bir tecavüz gibi geliyor. hemen belirteyim, bu satırları tarihsel ve çapraz bağlar kuran bir us ve elle kaleme alıyorum. yani kendimi bulduğum yeri bir çukur olarak gördüğüm için seslenmek istiyorum. çukurdan çıkamayacağımızı da bilerek...

not: köken araştırmaları ve olanak arasındaki farktan yola çıkarak rengimi belli ettikten sonra eklemek isterim: görsel şiir/şey/kurmaca, çizginin ideolojisini güderken onu salt bir gösterge olarak mı görüyor yoksa hırpalanmak istenen bölge bizatihi gösterge kavramında mı gizli? (yukarıda mantığa paralel düşünüyorum) perspektif durumunda olduğu gibi onu -göstergeyi- anlam fetişizminden sökebilecek gücü vardır, olmalı ya da...

kuntin kullanıcısının resmi

Çok iyi!
O kadar iyi değil!

Puanlar: -6

‘yukarı’ dedin

görsel şiire arkeolojik bi buluntu gibi yaklaşılması ne iyi. yaklaşımın biçimi de çok uygun diğer modernizm vurgularına.

"bunlar yeni şeyler değil"e ismet özel'in köpürmesi akla geliyor. bir de "önce yap sonra açıklarsın". az alakalı bunlar ama bana öyle geliyor ki, birileri konuyu kapatmak için (bitirmek falan değil, konuşma konusu olarak kapatmak) "hani, nerde görülmüş bu" diyor. görsel şiir de savunmasını veriyor uzun zamandır. savunma diyince de aklıma sadece iki metin geliyor, sokrates'in ve şiirin savunması.

derya kullanıcısının resmi

Çok iyi!
O kadar iyi değil!

Puanlar: -7

‘yukarı’ dedin

Tamgalar görsel şair için bir malzeme olabilir. Fatura, barkod, etiket, takvim yaprağı, levhalar, şablonlar vs. gibi. Görsel şiir şimdi ve burada olanla ilgilidir en azından malzeme açısından durum budur. Tamgaların basılı olduğu bir kağıdı alıp şiirde kullanabilirim. Onu olduğu gibi kopyalayabilirim. Tamganın ait olduğu dönemde ilettiği içeriği yok sayabilirim, saymasam da bu kimse için bişey ifade etmez zaten. Ona bakan kişi bugünle bakar ve çizgilere şimdi yaşadıklarıyla bir değer katar.

Tamgalar bir göstergedir ve gösterdikleri işaret ettikleri nesne ya da kavramlar vardır. iletişim amaçlıdır. Barkodun da işaret ettiği bir ürün vardır. Barkod da bugünün tamgasıdır. malın cinsi, üretim yeri, tarihi vs. belirtir. Görsel şiir için önemli olan barkod değil barkodun 21. yy. da gündelik hayatın içinde insanla kurduğu ya da kuramadığı ilişkinin sorgulanmasıdır. ve bu sanattır.

Geçmişin özlemi ( hangi güzel geçmiş onu da anlamış değilim) ve hayaliyle yaşayıp bugünle iletişim kuramayan, hiçbir yere ait olamayan, iletişim araçlarıyla duyarsızlaştırılmış, çoğunluk kültürüyle hareket eden, özgür olduğunu zannedenlere çelme takmak, ıslık çalmak, yoldan çıkarmaya çalışmak, hizaya girmemek, istihdam edilebilir olmamak için sanat gereklidir.

Görsel şiir, etrafta olan biten herşeyi alıp içine katan yoğuran ve alışkın olduğumuz tüm malzemelerden, tek ve biricik o an orada varolandır. Kurgulanmaz rastlantısaldır. Rastlantısallık kağıdın üzerinde o an olanla ilgilidir. Şiir yapmak kurgulanır, hazırlanılır, zaman planlanır ve harekete geçilir. Görsel şiirlerin işaret ettiği bir nesne ya da kavram yoktur. o neyse odur. Ve sonuç olarak, tamgaları görsel şiir için bir imkan olarak değerlendirmek bana göre anakronik bir çabadır.

televarolus kullanıcısının resmi

Çok iyi!
O kadar iyi değil!

Puanlar: -3

‘yukarı’ dedin

"görsel şiir de savunmasını veriyor uzun zamandır" demiş kuntin. neden böyle bir yok seçilmek zorunda kaldığını insan, az buçuk karşıdaki "saldırılara" bakarak da anlayabiliyor. bunların "80" sene önce yapıldığını iddia etmek başka birşey, bunların 80 yıldan beri malumumuz olduğunu idrak etmek başka! Örneğin bakın osman çakmakçı , sağ gösteriyor;

"Dada bir skandaldır, kendiliğinden anarşidir. Anarşi özgürlük demektir. Hakiki duyarlığın sızacağı bir alan."

Sonra da sol vuruyor;

"Peki, 20. yüzyılın bu modern, yani postmodernizm öncesi kalkışması günümüzde tekrar canlandırılabilir mi? Şunu vurgulamam gerek: Şiir bir jesttir. Her şey yolunda gidiyor gibi görünürken beklenmedik ve hiç de öyle kolay kolay açıklanamayacak bir aksiyondur. "

Hmm..demek geliyor insanın içinden. İyi de o zaman, neden bunca hezeyan, heyecan örneğin adı görsel şiir olan birşey için? Demek ki skandal büyük, katlanılamaz..

bence serkan ışın, o "konvansiyonel" ifadesini ortaya atmayacak, "yazılı kültür/sözlü kültür" gibi ayrımları hiç konuşmayacaktı. ne gerek vardı? ne oldu?

hiç..

serkan_isin kullanıcısının resmi

Çok iyi!
O kadar iyi değil!

Puanlar: -4

‘yukarı’ dedin

O ayrımın, aslında akademik bir ayrım olduğunu ve ortalama eğitim seviyesi 4 yıl olan bir ülkenin bundan nasibini olumlu yönde alabileceğini düşünmek, evet, biraz tuhaftı. Onu kabul etmek gerek. "Yazınsal/metinsel" denen şeyin zamanında kafamda, tamamen "tipografik ve topografik" birşey olduğunu, bunun da zaten kafadan biçimsellik demek olduğunu, geçen yıllarda anladım. Oysa, "Tahsin Yücel'in çevirisi ile" okunduğunda "yazınsallık", Özdemir İnce'nin türkçesi kadar berbat bir tad bırakıyor.

Şiirin gündemi "imge" diye birşeyi ortalama olarak kabul ettikten ve bu imge konusunda her kafadan bir ses çıkabildikten sonra, "gerçek ile kurgu" arasındaki farkın aynen "filmlerdeki kötü adamları oynayan adamlara, sokakta gösterdiğimiz tepki" kadarcık gelişebildiğini de öğreniyor insan. Velhasıl, bir şairin, tarayıcı ya da yazıcı karşısında büyülenmediği bir 21. yüzyıl'dan bahsetmekteler, karşımdaki kişiler. Böyle birşey mümkün mü? Her yıl ortalama 30 Milyar dolarını cep telefonuna ödeyen bir toplumun karşısında, böyle korkmak, çekilmek, şairin işi mi? Orasını ben bilmem.

Ama bildiğim şey, birkaç yıldır peşinde olduğumuz şeylerin, peşinde olanları bile zorladığı, çeşitli engeller çıkardığı, onları, "şairliğin asrı saadeti" ile tehtid ettiğini gördüm.

Ama şunu da gördüm. Hani bizi rahatsız eden o "stadda kutlanan bayramlar" konusunda, bir şair olarak yapabileceğim, en iyi şeyin, ancak görsel şiir ile ifade edilebileceğini de gördüm. Çünkü oradaki "çirkinlik", görsellikle başlayan bir çirkinlik. Fikrin kendisi, belki daha iyi uygulanabilir örneğin, ama, karşımızdaki şey "fikir" değil, fikrin aldığı "hal, biçim".

Ha yapacağım şey şu: "3 bant çekeceğim. üçünde de harfleri silinmiş klavyeler olacak. bunlardan bir tanesini tıpkı o törenlerde, stadyumda, tribünlerde oturarak, ellerindeki çeşitli levhaları kaldırmak sureti ile bize "mesaj veren" çocukları düşünerek, bomboş yapacağım. sonra ortada bir tane "o" belirecek ve son karede de "bütün hepsinin üzerinde sadece A" harfi olan tuşların arasında bırakacağım o, "o" harfini.

Çünkü, bunu anlatabilmenin başka bir yolu yok benim için.

------------- ~ --------------------

serkan_isin kullanıcısının resmi

Çok iyi!
O kadar iyi değil!

Puanlar: -8

‘yukarı’ dedin

"Tamga"larla ilgili belki daha fazla bilgi işimize yarayabilir ki, bu da belki bunların "örneklenerek" belki bir yerlerde, bir şekilde kullanılabileceğidir. Ama benim örneğin "taş baskı" ya da "kayaya kazınan şeyler" ile kuracağım ilişkinin "otantik"ten öte ne anlama gelebileceği sorunu? Yani kökü isterse proto-kimerlilere kadar uzansın, durum ne?

Köken araştırması, bir noktadan sonra, tipik bir histeriye dönüşüyor: Bizde de var bunlar. Halbuki örneklerin olması, bizi tarihsel açıdan o şeylerin erişilebilir bir kenarına doğru itmiyor. Diyelik aşırı arketip bir tepki olarak ben Dada Korkut'ları, taş baskı değil de, silgi-baskı olarak yaptım. Bu, belki ilk defa kendince bir dil oluşturmaya çalışan kimsenin, yaşadığı o psişik hali de içinde barındırıyor ama bundan 6000 yıl sonra kazara o silgileri bulan kişi için bunları nasıl okuyacak, bunu bilmiyorum.

Alfabenin kökeni, yazının örneğin aslında "türkler" tarafından bulunmuş olması gibi biraz fazla fantastik ve gerçekten pek de fazla işe yaramayan bir bilgi üzerine (örneğin sorulduğunda Mısır'daki pramitlerin de buradan çalındığını zannediyor insanlarımız) inşa edilecek bir bilgi pek işimize yaramaz gibi geliyor. Bu bilginin izini sürerek, belli bir beşeri tarih okuması yaparak, her anda, bu yöntemin üzerine bir anlam katmanı dökeceğiz. Ve göreceğiz ki, geldiğimiz yerde, "ulus inşası için kullanılanlar dışında" o göstergelerden çoğu zaten elenmiş gitmiş.

Belki tamga, aslında daha önce elenmiş ve gösterge sistemimizden silinmiş bazı sembolleri ve sembol etme yöntemlerini ortaya çıkarmak açısından ilginç olabilir. Fakat kültürel olarak, görselliğin köklerine alternatif bir okuma önermediği sürece de ne işe yarar bilmiyorum.

tamga bir araç olarak, ilginç, ama kökü bizde olmasa da, tarayıcı da ilginç. öyle 25000 yıl öteye gitmeye de gerek yok, hepi topu 100 yıl. ------------- ~ --------------------