Görsel Şiir ve Feminizm

Birincil sekmeler

Helen White'ın kuratörlüğünü yaptığı sergisinin çağrısı bana ulaştığında, diğer sergilerden tek farkının katılımcıların sadece kadınlardan oluşması olduğunu düşünmüştüm. Sergiye de oldukça geç katılım gösterebilmiştim.

Sonra Ghent'te sergi olacağına yakın, Infusoria'yı Brüksel'de yaşayan sanatçılara haber verdim, tahmin edileceği gibi hiçbirinin haberi yoktu, hatta galerinin yerinden bile habersizdiler. Sergiyle ilgili bilgi sahibi olduktan sonra ise, çoğu kişi, "nedense" kadın ortak çalışması sonucu oluşan Infusoria'yı benim beklentimin çok üzerinde önemsediler. Hatta, bu kişilerden şiirin amerikalıların ve erkeklerin elinden kurtarılması gerektiğini duyduğumda kendimi, Kurt Cobain "The future of rock belongs to women"'ı bana demiş gibi hissettim. (1)

İşte, ben de, tırnak içinde belirttiğim "nedense"nin peşine düşmüş bulunuyorum, "düşmüş bulunuyorum" çünkü işin içinden henüz çıkabilmiş değilim. Önce, ya bu erkekler şimdi sanattaki belli oluşumları destekliyor gibi görünüyorlar, sonradan tüm kazanımların üzerine oturup, tepemize binecekler, amaçları bu, diye ciddi ciddi düşündüysem de, komplo teorisyenliğinin bu bağlamda kolaya kaçma olduğuna karar verdim. Bu sırada Hertz'in ikinci sayısı için White'la yazışma fırsatı bulmuştum. Yazışmalar sırasında, sergi fikrinin nasıl geliştiğini öğrendim. Böylece sergi kapsamının belirli bir ağ içerisinde geliştiğini de anlamış oldum.

White, Jessica Smith'in kadın görsel şairler listesinin sergi için ilham kaynağı olduğunu söylüyor. Bu ağın ilk ayağı Jessica Smith'in blogu.. Bir de isimli bir blog var, burada kadın şairler deneysel şiir üzerine yazıyorlar, ayrıca White feminist tarışmaların da olduğunu yazmıştı. Doğrusu delirious hem'de pek bir şey bulamadım. Kanada kökenli 'da kadınların işlerine özel ilgi gösteren bir görsel şiir web sitesi, bu siteyi Jenny Samprisi yürütüyor, Michelle Detorie ise online kendini kadın olarak tanımlayanların yazabildiği bir şiir dergisi olan 'yi hazırlıyor. Smith'e bir kez daha dönersek, Smith aynı zamanda da de editörü. Foursquare, "kadın şair, sanatçıların yazabileceği bir basılı yayın" sağlamayı amaç edinmiş bir dergi. Womb'da da biraz daha sert şekilde bu amaç görünüyor. Womb Dergisi'nin bir diğer önemi, kuramsal alt yapılarından da bahsetmeleri. Aslında takibim de biraz buradan başladı. Womb açıkça "riot grrrl" akımından etkilendiğini belirtiyor.

Riot grrrl, 1990'ların başında özellikle müzik piyasasında var olan erkek egemenliğini kırmak ve kadın müzik gruplarının birbirini desteklemesi için bir ortam oluşturmak amacıyla kadın müzisyenler tarafından başlatılmış. Ancak riot grrrl bir altkültür olarak ortaya çıkmış ve bu kültüre bağdaşık olarak yayınlanan pek çok fanzin de hareketin önemli bir parçası olmuş. (2, 3)

Riot grrrl'ün, üçüncü dalga feminizmle de yakından ilişkili olduğu belirtiliyor. Aslında ikinci dalga, üçüncü dalga diye ayırmaktansa, bir çok kaynakta ayrılmasına rağmen, seksenler sonrasında postmodernizmle etkileşen feminizmden söz etmeyi tercih ediyorum. Bu etkileşimden önce, savununun ırk, sınıf, etnisite ve cinsel yönelim farklılıklarına girmeden kadın olma çatısı bağlamında ele alındığını görüyoruz. Oysa postmodernist ve çok kültürlülük teorilerinin Josephine Donovan'ın deyimiyle "kışkırttığı" feminist teori daha özgülleşerek, seksen sonrası dönemde, kadınlar arasındaki farklara daha çok dikkat çekmeye başladı ve birbirinden farklı geçmişlere sahip kadınların farklı ezme/ezilme ilişkileri ile karşı karşıya olduğu irdelendi. (4)

Merle Thornton, bu dönemlerde yazdığı "Sex equality is not enough" başlıklı bir makalede, "eşitliğin ötesinde, özgürleşmeye bakmalıyız." sonucuna varmış. Elizabeth Gross ise, ben bunu Foursquare, Womb Dergileri ve Infusoria bağlamında da okuyorum, "kadınların kadın olarak yazabilecekleri, okuyabilecekleri, düşünebilecekleri yeni bir söylemsel mekan" geliştirmek için kuramsal bir ayrılıkçılık gerektiğini söylemektedir. Aslında bu çok uzun zamandır söylene gelen bir şey ama.. (5)

Jane Flax ise, postmodernizmde olduğu gibi, rasyonellikte temellenen "istikrarlı, uyumlu benlik" inancı, nesnel ve evrensel hakikatleri öne süren aşkın metodolojiler olarak akıl ve bilime inanç, dilin "şeffaf" ve temsil edici olduğu fikri gibi aydınlanma prensiplerine ilişkin radikal bir şüphe ortaya koymak için feministlerin de ortak nedeni olduğunu ileri sürer. Ancak postmodernizmle feminizm etkileşimine "bugün beyaz erkek bilgi/iktidarının yeniden üretimi hizmetine işliyor olabilir mi?" şeklinde itirazlar da gelmektedir.(6)

Infusoria bağlamında görsel şiire dönersek, görsel şiir yapan kadınların bu güçlü etkileşimin sonuçlarından etkilenmelerini gayet doğal bulmakla birlikte, Grass'ın ayrı ve "yeni bir söylemsel mekan" önerisinin devamı olarak sadece kadınların katıldığı dergi, sergi gerekli midir, yoksa kadın şairler için bu yeni söylemsel mekanlardan bir tanesi görsel şiirin kendisi midir, diye de düşünmüyor değilim.

Poetikhars'ta ve uluslararası görsel şiir platformlarında perspektif tartışmaları yapıldığını hatırlıyorum. Görsel şiirin perspektifle arası hiç bir zaman iyi olmadı, hatta anti-perspektif mi, aperspektif mi tartışmaları da yapıldı. Perspektifin bir şekilde kırılımını öne süren görsel şiirin, genel perspektifte olduğu şekliyle erkek egemen kadın ikincili kırmaya çalışan feminizmle birbirine yaklaştığı noktalar var mıdır?(7)

Görüldüğü üzere, kafam çok karışık.

(1) The Rock History Reader, ed. Theo Cateforis, sf. 297 (2) (3) (4) Feminist Teori, Josephine Donovan, sf. 351 (5) Feminist Teori, Josephine Donovan, sf. 356-7 (6) Feminist Teori, Josephine Donovan, sf. 380 (7) Feminist Teori, Josephine Donovan, sf. 384