Görsel Şiir ve Feminizm

Birincil sekmeler

Çok iyi!
20
O kadar iyi değil!
-17

Helen White'ın kuratörlüğünü yaptığı sergisinin çağrısı bana ulaştığında, diğer sergilerden tek farkının katılımcıların sadece kadınlardan oluşması olduğunu düşünmüştüm. Sergiye de oldukça geç katılım gösterebilmiştim.

Sonra Ghent'te sergi olacağına yakın, Infusoria'yı Brüksel'de yaşayan sanatçılara haber verdim, tahmin edileceği gibi hiçbirinin haberi yoktu, hatta galerinin yerinden bile habersizdiler. Sergiyle ilgili bilgi sahibi olduktan sonra ise, çoğu kişi, "nedense" kadın ortak çalışması sonucu oluşan Infusoria'yı benim beklentimin çok üzerinde önemsediler. Hatta, bu kişilerden şiirin amerikalıların ve erkeklerin elinden kurtarılması gerektiğini duyduğumda kendimi, Kurt Cobain "The future of rock belongs to women"'ı bana demiş gibi hissettim. (1)

İşte, ben de, tırnak içinde belirttiğim "nedense"nin peşine düşmüş bulunuyorum, "düşmüş bulunuyorum" çünkü işin içinden henüz çıkabilmiş değilim. Önce, ya bu erkekler şimdi sanattaki belli oluşumları destekliyor gibi görünüyorlar, sonradan tüm kazanımların üzerine oturup, tepemize binecekler, amaçları bu, diye ciddi ciddi düşündüysem de, komplo teorisyenliğinin bu bağlamda kolaya kaçma olduğuna karar verdim. Bu sırada Hertz'in ikinci sayısı için White'la yazışma fırsatı bulmuştum. Yazışmalar sırasında, sergi fikrinin nasıl geliştiğini öğrendim. Böylece sergi kapsamının belirli bir ağ içerisinde geliştiğini de anlamış oldum.

White, Jessica Smith'in kadın görsel şairler listesinin sergi için ilham kaynağı olduğunu söylüyor. Bu ağın ilk ayağı Jessica Smith'in blogu.. Bir de isimli bir blog var, burada kadın şairler deneysel şiir üzerine yazıyorlar, ayrıca White feminist tarışmaların da olduğunu yazmıştı. Doğrusu delirious hem'de pek bir şey bulamadım. Kanada kökenli 'da kadınların işlerine özel ilgi gösteren bir görsel şiir web sitesi, bu siteyi Jenny Samprisi yürütüyor, Michelle Detorie ise online kendini kadın olarak tanımlayanların yazabildiği bir şiir dergisi olan 'yi hazırlıyor. Smith'e bir kez daha dönersek, Smith aynı zamanda da de editörü. Foursquare, "kadın şair, sanatçıların yazabileceği bir basılı yayın" sağlamayı amaç edinmiş bir dergi. Womb'da da biraz daha sert şekilde bu amaç görünüyor. Womb Dergisi'nin bir diğer önemi, kuramsal alt yapılarından da bahsetmeleri. Aslında takibim de biraz buradan başladı. Womb açıkça "riot grrrl" akımından etkilendiğini belirtiyor.

Riot grrrl, 1990'ların başında özellikle müzik piyasasında var olan erkek egemenliğini kırmak ve kadın müzik gruplarının birbirini desteklemesi için bir ortam oluşturmak amacıyla kadın müzisyenler tarafından başlatılmış. Ancak riot grrrl bir altkültür olarak ortaya çıkmış ve bu kültüre bağdaşık olarak yayınlanan pek çok fanzin de hareketin önemli bir parçası olmuş. (2, 3)

Riot grrrl'ün, üçüncü dalga feminizmle de yakından ilişkili olduğu belirtiliyor. Aslında ikinci dalga, üçüncü dalga diye ayırmaktansa, bir çok kaynakta ayrılmasına rağmen, seksenler sonrasında postmodernizmle etkileşen feminizmden söz etmeyi tercih ediyorum. Bu etkileşimden önce, savununun ırk, sınıf, etnisite ve cinsel yönelim farklılıklarına girmeden kadın olma çatısı bağlamında ele alındığını görüyoruz. Oysa postmodernist ve çok kültürlülük teorilerinin Josephine Donovan'ın deyimiyle "kışkırttığı" feminist teori daha özgülleşerek, seksen sonrası dönemde, kadınlar arasındaki farklara daha çok dikkat çekmeye başladı ve birbirinden farklı geçmişlere sahip kadınların farklı ezme/ezilme ilişkileri ile karşı karşıya olduğu irdelendi. (4)

Merle Thornton, bu dönemlerde yazdığı "Sex equality is not enough" başlıklı bir makalede, "eşitliğin ötesinde, özgürleşmeye bakmalıyız." sonucuna varmış. Elizabeth Gross ise, ben bunu Foursquare, Womb Dergileri ve Infusoria bağlamında da okuyorum, "kadınların kadın olarak yazabilecekleri, okuyabilecekleri, düşünebilecekleri yeni bir söylemsel mekan" geliştirmek için kuramsal bir ayrılıkçılık gerektiğini söylemektedir. Aslında bu çok uzun zamandır söylene gelen bir şey ama.. (5)

Jane Flax ise, postmodernizmde olduğu gibi, rasyonellikte temellenen "istikrarlı, uyumlu benlik" inancı, nesnel ve evrensel hakikatleri öne süren aşkın metodolojiler olarak akıl ve bilime inanç, dilin "şeffaf" ve temsil edici olduğu fikri gibi aydınlanma prensiplerine ilişkin radikal bir şüphe ortaya koymak için feministlerin de ortak nedeni olduğunu ileri sürer. Ancak postmodernizmle feminizm etkileşimine "bugün beyaz erkek bilgi/iktidarının yeniden üretimi hizmetine işliyor olabilir mi?" şeklinde itirazlar da gelmektedir.(6)

Infusoria bağlamında görsel şiire dönersek, görsel şiir yapan kadınların bu güçlü etkileşimin sonuçlarından etkilenmelerini gayet doğal bulmakla birlikte, Grass'ın ayrı ve "yeni bir söylemsel mekan" önerisinin devamı olarak sadece kadınların katıldığı dergi, sergi gerekli midir, yoksa kadın şairler için bu yeni söylemsel mekanlardan bir tanesi görsel şiirin kendisi midir, diye de düşünmüyor değilim.

Poetikhars'ta ve uluslararası görsel şiir platformlarında perspektif tartışmaları yapıldığını hatırlıyorum. Görsel şiirin perspektifle arası hiç bir zaman iyi olmadı, hatta anti-perspektif mi, aperspektif mi tartışmaları da yapıldı. Perspektifin bir şekilde kırılımını öne süren görsel şiirin, genel perspektifte olduğu şekliyle erkek egemen kadın ikincili kırmaya çalışan feminizmle birbirine yaklaştığı noktalar var mıdır?(7)

Görüldüğü üzere, kafam çok karışık.

(1) The Rock History Reader, ed. Theo Cateforis, sf. 297 (2) (3) (4) Feminist Teori, Josephine Donovan, sf. 351 (5) Feminist Teori, Josephine Donovan, sf. 356-7 (6) Feminist Teori, Josephine Donovan, sf. 380 (7) Feminist Teori, Josephine Donovan, sf. 384

Yorumlar

üstübal kullanıcısının resmi

Çok iyi!
O kadar iyi değil!

Puanlar: -5

‘yukarı’ dedin

Bu konuda üç gündür yazan olmamış, halbuki önemli bir mesele feminist hareketin şiir içi bereketi.. bizde yeni bir mesele olduğu için herhalde, kafaların karışık olması da çok doğal.. Har bu konuda dirençle çabalıyor..

Yalnız şunu söylemek lazım gelir sanıyorum en nihayetinde bizim iktidar dizgelerine yönelik şiir içi eylemlerimizin artık iktidar nesnesini somutlaştırması gerek.. Çünkü iktidar deyip geçince soyut kalan bir aygıttan söz ediyormuşuz gibi oluyor. Dolayısıyla, iktidarın mizacı ve alışkanlıkları kimliği saklı kalabiliyor. Bizim iktidar dediğimiz şey en nihayetinde bir iktidar tarihi yazılacak olursa erkek egemen sistemle örtüşür.. O erkek egemen paradigmaların yarattığı tüm iktidar ilişkileri ve bu iktidar alanlarının doğası gereği ortaya çıkardığı sistemler bu projeye dahildir. eğer iktidarın etki alanına bırakılmış bir dil ve o dilin kodlarından bahsediyorsak, günümüz erkek egemen uygarlık paradigmaları da kullandıkları dil itibariyle erkek bakışlıdır. Belki o dile yönelik hamlelerimiz de bilinçli olmadığı sürece o erkek egemen dilin kodlarını çözmeye yeterince yanaşamıyor olabilir. Hatta kadın şairlerin bu dilin yarattığı edebiyat kültürü içinde kendilerini yeterince ifade edememelerinin nedeni bu olabilir ki kadın şair sayısı da katılımın düşüklüğünü sergiliyor bir bakıma.. Hatta bazı kadın şairlerimizin erkek tonuyla şiirlerinde söz aldıklarını gördüğümde pek bir garipsemiştim bir zamanlar..

Bir yandan da, har'dan öğrendiğimiz kadarıyla görsel kodları çözmeye yönelik mücadele eden kalabalık bir kadın şair topluluğu var. Uluslararası bir dayanışma isteği de potansiyeli de az değil. Üstelik ülkemize baktığımızda görsel şiire sahiplenen bayağı bir kadın şair var, oransal olarak hiç de azımsanacak durumda değil bu sayı- bunu daha önce de bu sitede konuşmuştuk sanırım.. Kadın Görsel şairlerin belki de yeterince erkleşmemiş görsel kodlar ve kod yıkımları üzerinden bir çözüm arayışına gitmelerinin nedeni bu olabilir. Kadın hareketleri için görsellik ve onun dili tüketilmemiş bir bakirlik olarak görünüyor olabilir. Bir bakıma, genel anlamda deneysel şiir içindeki çaba da benzer bir erk alanına hitap ediyor zaten.. En azından erkek söz konusu olduğunda bir fırsat eşitliğinin olduğu bir alan (mümkün mertebe- ya da eskisine göre diyelim).. Bu fırsat eşitliği nasıl bir özgürlüğün sonucu onu tam kestiremiyorum ..

sepp kullanıcısının resmi

Çok iyi!
O kadar iyi değil!

Puanlar: -16

‘yukarı’ dedin

umarım konuyu dağıtmış olmam... Har, yazısını kafam karışık diye bitirmişti... Aslında bu biraz da konunun karmaşıklığından kaynaklanıyor galiba. Benim de hâlâ feminizmin tam olarak nasıl algılanması gerektiğiyle ilgili kaygılarım var. Kendime göre bir anlayışım var elbette ama bir konu hakkında teorik fikir sahibi olmakla yaptığımız işlere ya da yazdığımız şiirlere bunu ne kadar aktarabildiğimiz konusunda emin değilim. Konuyu biraz daraltarak erkek egemen sistemden dil içi alana taşınırsak, ve hiç farketmez bu noktada dizeli şiir ya da görsel şiir, birincisi bu alanda yeniden yapmadan önce yıkılması gereken bir gidiş var zaten. Ve bu gidiş, her ne kadar feminizm söz konusu olunca bu sanki sadece kadınların meselesiymiş gibi dursa da bazı erkek şairlerin bazı şiirlerinde yazdıkları dizelerden kurdukları imgelere kadar, aynı "erk"in ya da "üst bakış"ın yoğun bir şekilde karşımıza çıktığını görürüz. Geçmiş sayılarının birinde heves'te m. öztek'in bir şiir sonu, aynı şekilde notlara daha önce alıntı yaptığım şu kısımda mesela İsmail Uyaroğlu'nun "Kızsın, ne güzel, kan olur her yer!", a. karaçoban'ın "kalçalarım sürtünüp duruyor sen üstüme geldikçe", ya da fayrap'ın eylül sayısındaki bir şiirin "kalanı da bana girsin" tarzı ve bu gözle bakıldığında onlarcasının daha rahatlıkla örneklenebileceği dizeleri zaten tam da söylediğimiz şeyleri yaptıklarımızdan muaf tutan tarafları.. ve hatta bu örnekleri şairin özgürlüğü, sanatın serbestisi olarak algıladığımız sürece bir şey de değişmeyecektir.

Başka bir açıdan Har'ın, Derya'nın ve Zeynep'in buradaki şiirlerine baktığımda onları bir kadının yaptığını bilmeksizin bana o öznenin cinsiyetini yansıtacak bir şey var mı diyorum, bulamıyorum. Yani bu bir kadın şairin görsel şiiri diyemiyorum… Belki başka türlü incelemek lazım görsel şiirleri… (ya da lazım mı?)

Sanırım görsel şiirde şiirin adı, dizeli şiirden daha önemli. Bu da yine dil meselesine de geliyor aslında. Çünkü sizin algınızı ciddi şekilde yönlendiriyor… Mesela Har’ın “kodum mu oturturum” serisi… Bu isimi taşımasa algılayacaklarımla bu isimle algıladıklarım arasında bir fark olduğunu seziyorum. Ayrıca konuya geri dönersek, “kodum mu oturturum” sözleri şaka, espri, argo, gündelik dil vs. olmasının ötesinde eyleyenin erkek olduğu bir söylemdir. Komak da oturtmak da erkeğe hastır. Bir kadın bunu söylediğinde de “erkekçe” bir tavır geliştirmiştir,ya da meydan okumuştur, böyle algılanır. Ama işte mesela bu söylemi erkek dilinden almak kafi midir, yoksa bu söylemin kendisi, öznesi hangi cinsiyet olursa olsun sorunlu mudur, sahiden ben de bilemiyorum.. Yok bunların hiçbiri mesele değilse ya da detaysa, bilmiyorum o feminizmi biz nerde arayıp, nasıl bulacağız…

Bir de belki tam da bu nedenle “görsel şiir” feminizmin daha uygun zeminlerinden birisi olabilir. Yani şu üstteki, dilin belalarından uzakta kalabilme potansiyeliyle… Ve en önemlisi, daha baştan kendisi “görsel” bir malzeme olarak algılanan kadının, baş kaldırısı ya da ters çevirimi de olabilir.