
Terry Eagleton (Estetiğin İdeolojisi / Özne Yayınları, 1998)
[Metnin tamamı değildir]
Schopenhauer, gelmiş geçmiş filozofların şüphesiz en karamsarlarından biri olmasına karşın, çalışmalarında farkına varılmayan bir komedi vardır, bu da çalışmalarının kendi içinde bedeni bulundurması ile ilgilidir. Schopenhauer üniversitede fizyoloji eğitimi gördü, akciğerler ve pankreas hakkında etkileyici çalışmalar yaptı; gerçekten de, onun üniversitede çalışma konuları için yaptığı seçimin, günümüzün modaya uygun yeni-Nietzscheciliğine kadar tüm Batı felsefesinin seyrini yeniden şekillendirmiş olabileceği düşüncesi çarpıcıdır. Çünkü Nietzsche kendi insafsız fizyolojik indirgemeciliğinin çoğunu, Schopenhauer'in yutak ve gırtlak, kramplar, kasılmalar, sara, tetanos ve hidrofobi üzerine kaba maddeci düşüncelerinden çıkaracaktır; ve böylece İnsan üzerine, lenf bezleri ve bel bölgesi itibarıyla yapılan ve en azından Lawrence kadar uzun ömürlü olan, tüm o ciddi, arkaik On dokuzuncu yüzyıl söylemi bedene olan teorik ilginin -günümüzde daha olumlu ve daha siyasi boyutları da olan - yeniden dirilmesi için karanlık bir ülke (hinterlant) şekillendirir.
Schopenhauer o ünlü 'İrade'sini, tüm fenomenin kökünde, esneme, aksırma ve kusmada, silkinme ve seğirmede bulunan o kör ve ısrarlı arzuyu araştırırken oldukça rahattır, ve anlatımının bir sayfa içerisinde uyarmaksızın değişebilmesini, özgür irade üzerine tumturaklı düşüncelerden omuriliğin yapısına veya tırtılın yumrularına geçebilmesini sağlayan bathos'u tamamen unutmuş görünür. Bahtin'in ellerinde en azından yönetici sınıf idealizminin paranoyak ten korkusuna karşı siyasi bir silah olan, Geist' dan (tinden) cinsel organlara, kehanetten bedenin belirli bölgelerine bu ani saldırıda bir çeşit Bahtin'ei bathos veya Brecht'ci plumpes Denken [Kaba düşünme] söz konusudur. Beden ve zihin (intellect) arasındaki çatışmayı, insanların aynı anda yürümek ve konuşmayı zor bulduklarına işaret ederek ciddiyetle açıkladığında Schopenhauer için bu, siyasi bir karşı çıkıştan çok bir çeşit cracker-barrel kabalığı sorunudur: "Çünkü, beyinleri, bir kaç düşünceyi bir araya getirmek zorunda kalır kalmaz, o beyin, motor sinirler vasıtasıyla bacakları hareket halinde tutmak için gereken kuvveti bulamaz".' Başka bir yerde, sınırsız ve sonsuz nesnel dünyanın "gerçekte yalnızca kafatası içindeki yumuşak kitlenin belirli bir hareketi veya etkilenmesi" olduğunu söyler (2, 273), veya deha için kısa boy ve boyun çok daha uygundur "çünkü kan beyine daha kısa yoldan daha çok enerji ile ulaşır" der (2, 393). Bu kaba söylemin tümü kendi içinde bir çeşit teorik duruştur, kendisi safkan bir metafizikçi olmasına rağmen Hegel'i en büyük şarlatan, Platon, Kant ve kendi felsefesi dışındaki çoğu felsefeyi boş laf olarak kabul eden biri tarafından yüksek -perdeden Hegelciliğe atılmış alaycı bir şamardır. Almanların uzun kelimelere ihtiyacı olduğuna, çünkü bunun yavaş çalışan kafalarına düşünmek için daha çok zaman verdiğine inandığını bildiren huysuz, kibirli ve aksi, Juvenalis'vari yıkıcı bir taşlamacı olan Schopenhauer'in çalışması güçlü ile basmakalıp kanıtın karnavalsı bir birlikteliğini tam da kendi isminde açığa vurur.