Derrida

Özge bir diyardan şen kahkahalar

Heidegger, Nietzsche’nin dağınık, serazat, parçalı, çok biçimli, ele geçmez fikriyatını “örmeye” çalışırken, Derrida Nietzsche’den “büyük ulumalar” devşirmeye çalışanların elini hep boş çıkararak kendi “söz”ünü durmadan “söken” bir fikriyatla yüzleştirir bizi. İlk anda biri birine karşıt gibi duran bu iki “yaklaşma”, daha yaklaşınca birbirini tamamlayan da olabilir. [Belki de “bütün”ün tutuklayan, kımıldatmayan sübjektif totalitesinden azade “kendi bütün”(ler) olabilir(ler).] Heidegger’in ifade ettiğinden yola çıkarsak “örülen” Nietzsche’nin zirvesi olarak “Batı metafiziğinin sonudur.”

Öte yaka’nın kıyısı

Neredeyiz? Bir kimsenin veya bir şeyin kendi doğru yeri neresidir? Verilecek cevabımız yok; yerimizi bilmiyoruz. Bilseydik değişmekten, gelişmekten söz etmezdik. Vazgeçişlerimiz olmazdı; peşine düşmüşlüklerimiz; inanç, bilim, makine… Yerinde-yurdunda olmayan, bir ağrı gibi boynumuza asılmış dünyanın neresinde oturacağız? Söylemin baştan çıkardığı retorik cambazı herkesin gayretini boşa çıkaracak bir kıyı var mıdır? Evet ve hayır. Cevaptan önce ve sonradır, burada giz’liden giz’liye ve sükut ederek konuşulur. İki türden ses çıkaran bir tür gizli göçmenler olarak. İsmi olmayan bu yerde, “artık bilinmeyen ve henüz konuşmadığımız dillerde”, bir ilkismin takma ismi olan kendi ismini çağırarak: Khora.