Buradasınız

Ekim 2007

O anda başka bir evrende..

Kitasono Katue Şiiri üzerine bir söyleşi

har tarafından 29. Ekim 2007 - 23:55 tarihinde gönderildi

[[Kitasono Katue]], 1920lerden başlayarak, ölümüne kadar, önce Japonya'da, daha sonra dünyada öncü bir sanatçı oldu. [[Fütürizm]], [[Sürrealizm]] ve [[Dadaizm]]'den etkilenen Katue'ye Avrupalı Sürrealistler fazla ilgi göstermese de, [[Ezra Pound]]'dan başlayarak, şiire getirdiği yenilikler farkedildi, görüşlerinden Batı Dünyası da yararlanmaya başladı. Ancak, Batılılar, Katue'yu 20. yüzyılın önemli şairleri arasında kabul etmediler.

Şiir şemaları ve görsel şiirin uyumsuzluğu

derya tarafından 29. Ekim 2007 - 0:10 tarihinde gönderildi

Şiir , dilin ses düzlemini düzenleyerek onu üzerinde düşünülecek bir biçime sokar. Seslerin ritmik yinelenmesi sıra dışı sözel bileşimler, dilsel yapıların kendilerine dikkat çekmek için düzenlenmiş bir dille uğraşmakta olduğumuzu netleştirir. Bir şey şiir olarak tanımlanmamışsa okuyucuların çoğu zaman dilsel yapılanmanın farkında olmadığı doğrudur. Bir metin şiir adı altında çerçevelendiğinde, genellikle gözardı ettiğimiz ses yapılanmasına ya da diğer türden dilsel düzenlemelere dikkat etmeye başlarız.

Prefabrik edebiyat

aliomer tarafından 27. Ekim 2007 - 20:59 tarihinde gönderildi

"Soykütüğü"nde “Belli bir canlı türünün onsuz yapamayacağı şeydir.” der [[Nietzsche]] hakikat için, ve ekler: “Hakikat diye bir şey yoktur, o halde her şeye izin var.” Bu sıkı [sıkıştırılmış] alanda [darboğaz] konuşmaya cesareti olan kim var? “Belli canlı türü”, dahası bu kukla tanrılar bırakın keşfedilen bir hakikatten söz etmeyi [varsa bir hakikat, saklambaç oynamaz; zuhur eder] hakikatin sahipleriymiş, ellerinde tuttukları bir hakikat varmış gibi konuşurlar. Bunu hemen yanlışlamaya sıvananlar olacaktır.

GÖZ'DEN KAÇIRDIKLARIMIZ

serkan_isin tarafından 11. Ekim 2007 - 11:03 tarihinde gönderildi

Görsel şiir ile tartışmalar, belki de bizi meşrulaştırarak ve orada dondurarak devam edecektir. Bunu görebilmek zor değil. Dikkat edilirse, örneğin Varlık'taki yazılarda, en kabasından yapılan eleştirilerden biri "önce şair olacaksın!" uyarısıdır. Bu uyarı, bir tahakküm aracıdır ve şairliklerini neye ve kime, hangi geçer akçe ölçütlere dayandırdıklarını bilmediğimiz kişiler tarafından bize getirilmektedir. Bu, işlerin nasıl yürüdüğü hakkında biraz bilgi verebilir. Türkiye'de şiirle ilgili tüm tartışmalarında odağında, bir çeşit "merkez/çevre" çatışması yürürlüktedir.

“GÖRSEL ŞİİR, ŞAİR-OKUR İLİŞKİSİNDE YENİ BİR OLANAK MI?”

bibliobot tarafından 9. Ekim 2007 - 12:49 tarihinde gönderildi

Hayriye Ünal Varlık, Ekim 2007 Kültür Gündemi'nde yayınlanmıştır.

Görsel şiir konusunda her sorunun yanıtını görsel ile yazının ayrıldığı noktadan başlatmak gerekir. En azından şu aşamada gerekli olan başlangıç budur. Görselde şair-okur hiyerarşisinin pek de geçerli olmadığını söylemeliyim. Dolayısıyla sorunuz “görsel şiir şiirde yeni bir imkân mıdır?” sorusuna dönüşüyor. Bunu konuşalım. Hatta Latin alfabesiyle hat sanatının icra edilmediğini hatırlarsak bunu –en azından ilk örnekler düzeyinde- konuşmakta seksen yıl kadar gecikmiş sayılırız. Artı

VASATLIK İDEOLOJİSİ: Birbirimizi anlayamayız!

serkan_isin tarafından 1. Ekim 2007 - 20:59 tarihinde gönderildi

Vasatlık, ortalama zevkin ve anlayışın yordamı ya da anlatısı değildir bana göre. Vasatlık, edebiyat adamının çok fazla dikkat etmesi gereken bir durum/düşünce/eylem silsilesidir. Baudelaire'in "kalabalıklar içinde yıkanması" örneğin vasat olmak isteğini haykırması değildir, deneyimlemek için can attığı ve maruz kaldığı, deneyimlerken de kendi kalmak, şairliğine halel getirmemek için uğraştığı bir durumdur, modus'tur. Yani modern olan Baudelaire değildir, modern onun dışında kalanlardır. O yüzden örneğin "mütekabiliyet" peşinde koşmuştur da.

Bize ulaşabilen bakış

aliomer tarafından 1. Ekim 2007 - 16:32 tarihinde gönderildi

Farkı, ayrımı karşıtlık [ve zıtlık] gibi okumanın düşürdüğü yanlışlıklar son zamanlarda daha da arttı sanki. Ayrımı [farkı] derinleştirmeyelim ya da farkımızı ortaya koymayalım demiyorum; tersine. Zira ayrım ziyadeleştikçe yakîn keskinleşir, bütünleşir. Bir de bütünlük; bir’lik ile tekçilik [ya da çoklukla ayrımcılık] karıştırılmamalı birbirine. Bir şeylere karşı, bir şeylerin karşısına yerleşmek ya da yerleştirilmek aynı kumaştan olunduğunu gösterir. Şunun karşısında, şuna alternatif "doğum"[lar] daha baştan ölü doğumdurlar.